0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Dedelerimiz, nenelerimiz topluluk içinde büyüdüler. Komşularının, onların çocuklarının isimlerini bildiler. Cenaze törenlerine katıldılar. Aşure pişirirken dul Zeynel Amca da düşünülüp nohut ona göre katıldı. Kırılan dingil belki birinin bir işine yarar diye saklandı. Geçmişte çevredeki insanlarla tanışılıyor, hikayeleri biliniyordu çünkü yaşam yardımlaşmaya bağlıydı. Bizim nesil topluluk değil kalabalık içinde varoldu. İlkokulda aynı sırada oturduğumuz arkadaşımızın ismini dahi unuttuk. Zira o sümüklünün kariyerimizde bize yardımcı olma olasılığı pek bir düşüktü. Yaşamımız kartvizitimizde ne yazdığına bağlıydı. Birbirimizi mesleklerimizle değerlendiriyor, duygusal tatminlerimizi dahi iş dünyasının içinde buluyorduk. Hikayeler aşağılayıcı olmaya başlamıştı. Böyle böyle komşumuzla bir işimiz kalmadı, okul arkadaşlarımızla bir işimiz kalmadı, ailemizle bir işimiz kalmadı, işten ayrılan iş arkadaşımızla işimiz kalmadı. Bir gün durduk bir baktık ki pek kendimizle de bir işimiz kalmamış... Kendimizi ne arar ne sorar olmuşuz. Hikayemiz yeni mezun CV'si gibi güdük kalmış. Perişan olmaktan korktuğumuz için gönenmemişiz, ölmekten korktuğumuz için yaşamamışız. İşin kötüsü bu sarmal içerisinde hikayeye bizi bizden kurtaracak yeni kahramanlar sokup canlandıracak mekanizmalardan da yoksunuz.Yeni kahraman demek yeni riskler demek. Çay bahçesinde yanınıza gelip oturan adamla konuşur musunuz? Hırlı, hırsız değilse ya dilencidir, ya dolandırıcı. Hadi hiç birisi olmasın en iyi ihtimalle sıkıcıdır. Nasıl olmasın ki? Çay bahçesinde oturuyorsunuz yahu. Oraya dışarı çıkayım, bir hava alayım, bu sırada da esnafa olan diyetimi bir çay tüketerek ödeyeyim mantığı ile gitmişsiniz oturmuşsunuz. Hiç bir tutkunuz, hiç bir heyecanınız yok. Zaten bizzat sıkıcı olan kendinizsiniz. Tutkusuz insanın oynamadığı bir oyun bahçesi olarak deniz bambaşka bir dünya... Denizin ortasında yelkenli bir bot gördüğünüz zaman çekinmeden yanaşıp sahibi ile konuşabilirsiniz. O da sizin gibi bir deniz yaratığıdır. Korkularınız, sevinçleriniz birbirine benzer. Ne o sizi garipser, ne de siz onu. Siz yelkenli botta ilk teknenizi görürsünüz, o sizin yelkenlinizde sonraki teknesini. Birbirinizin sağlamasını yaparsınız. Bir bakmışsınız ki yaşıyorsunuz. Gene de içiniz cız eder... Çünkü yelkenli bottaki adama gerçekten faydalı olabileceğini düşündüğünüz topluluğunuza davet ettiğinizde ama ben pek bir şey bilmiyorum ki orada cahil olduğumu düşünürler cevabını alırsınız. Kafanızda dönüp durmaya ve birbirine karışmaya başlayan topluluk ve kalabalık kavramlarından birine sağ birine sol elinizle çakıp güven verici olduğunu umduğunuz bir gülümseme ile siz gene de gelin dersiniz.Bilirsiniz ki evladım ağaca çıkma, düşersin, dizini çizersin, ağacın dallarını kırarsın gibi eleştirilerin yanı sıra bak şöyle yaparsan düşmezsin, bu bu dallar daha sağlamdır onlara bas kırılmaz türünden öneriler de gelecektir.Gelecektir değil mi?
İlkin fular dediğiniz şey, pamuk tarlalarında sıcaktan korunmak için başa sarılan poşunun modernize edilmiş hali.
Bağlantıları görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yapİlkin fular dediğiniz şey, pamuk tarlalarında sıcaktan korunmak için başa sarılan poşunun modernize edilmiş hali. Ben modadan senin kadar anlamıyorum. Hatalı algılamış olabilirim. Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap
Bitince haber verin, biz şu köşede bekliyoruz..
Ama Şeytan, şeytan olmakla şeytanlıkta kusursuzluğunu kanıtlar. Bu konuda da son derece mütevazıdır.
Bağlantıları görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş YapAma Şeytan, şeytan olmakla şeytanlıkta kusursuzluğunu kanıtlar. Bu konuda da son derece mütevazıdır.Ben bittim. Tevazuyu hedef almak yanlış bir taktikmiş. Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap