bu kayığın altı düz, hangi mantıkla üretilmiş? bizim sulara uygun değil.
motor iskelede, sancak kontra seyirlerde seyri konforsuz hale getirir.
teknenin kıçına da ismi yazılması lazım, umarım yazmıştır.
o yeşil kova özellikle rüzgara karşı seyirlerde hava toplar, hız keser. ağzını arkaya baktırsın.
hiç mi kimseyle konuşmamış bu tekneyi donatırken, gelseydi bize söylerdik.
ne demek len "denizde olmak yeter".
hayret bişiy...
Merhaba ve iyi bir hafta dileğiyle,
Bundan birkaç sene önce kanoyu yelkenliye çevirmekle başlayan bu sevdam, şişme bota da benzerini uygulayacak kadar alevlendi.
Yelkenle yol alırken duyduğum su sesi ve ıskotaları tutarken ellerimde hissettiğim rüzgarın gücü beni bu hobiye esir etti.
Dilerseniz biraz bottaki donanımdan bahsedelim :
DÜMEN yerine botun küreklerini kullanıyorum.
SALMA, iskele tarafından suya indirilen su kontrası.
ANA YELKEN normal durumda 4,88 metre kare, küçültülmüş durumda ise 3,62 metrekare. Dün seyir halinde küçültülmüş halini denedim ve performansından memnun kaldım. Ama sert havalarda daha da küçültmem gerektiğini fark ettim.
CENOVA %118’lik ve yaklaşık 1,50 metrekare alana sahip.
Yelkenlerin dikimini kendim elle yaptım.
DİREK 50 mm çapında 415cm yüksekliğinde pvc boru. Bunu oturtmak için botun tabanına keresteden ayak yaptım.
Yine keresteden T şeklinde bir düzenek yapıp kısa tarafını botun oturma yerine gergi kayışlarıyla sabitledim. Uzun tarafında direk için ikinci bir yuva açtım ve pruvaya doğru uzatıp gergi kayışıyla sabitledim.
Direği yuvalara oturttuktan sonra 2 set çarmıhla destekledim. Baş ıstralyada yine iki ip kullandım. Ana yelkenin şekli nedeniyle arka ıstralya kullanamadım. Arka ıstralya yerine bota yan taraftan bakınca direğin tepesinden 7 derece açı oluşturacak şekilde iskele ve sancağa doğru birer adet ve direğin ortasından birer adet olmak üzere toplamda 4 iple arka ıstralyanın görevini karşılamaya çalıştım. Bu şekilde yelken iskele veya sancak tarafına doğru yaklaşık 68 derece açıyla açılabiliyor.
Şu an için bir bofor havada yaklaşık 3nm hızla seyir yapabiliyorum. Bunu biraz daha geliştirmeyi umuyorum.
Geçen sene yine aynı botla ama motor gücüyle İstanbul – Kömür limanı arası kuş uçuşu yaklaşık 215 nm yolculuk yapınca yelkenle yolculuğu amaç edindim.
Şimdiki amacım T.C. sınırları içinde kıyı kıyı uzak yol seyri yapmak. Bu amaçla donanımın dayanıklılığını sınamak için her fırsatta kısa mesafeli geziyorum.
Ps : Yukarıdaki açıklamaları uygun terminolojiyle yapamamış olabilirim. Umarım anlaşılır olmuştur.
Dory tamir edilemez deniliyordu?
Dory tamir edilemez deniliyordu?
Normal insanlar için öyle... :P
o yeşil kova özellikle rüzgara karşı seyirlerde hava toplar, hız keser. ağzını arkaya baktırsın.
http://www.canakkalehedef.com/amator-balikciyi-batmaktan-sahil-guvenlik-kurtardi.html (http://www.canakkalehedef.com/amator-balikciyi-batmaktan-sahil-guvenlik-kurtardi.html)
(http://www.canakkalehedef.com/wp-content/uploads/bodur1-300x192.png)Amatör Balıkçıyı Batmaktan Sahil Güvenlik Kurtardı[/size][/color]
İstanbul’dan beş gün önce yaklaşık üç metre boyundaki şişme botla Saros Körfezi’ne doğru yola çıkan amatör balıkçıyı batmaktan, Sahil Güvenlik ekipleri kurtardı.
Suadiye Balıkçı Barınağı’ndan 11 Nisan tarihinde yola çıkan 44 yaşındaki amatör balıkçı Enes Save’nin balık merakı canından ediyordu. Satın aldığı ‘Orsa 1′ adlı 2 metre 85 santim boyundaki küçük şişme botu ile Çanakkale Boğazı’nın Akbaş Limanı yakınlarına kadar gelen Save, lodos rüzgarının şiddetini arttırması nedeniyle fırtınaya yakalandı. Bir koya sığınıp demir atan Save, rüzgarın etkisiyle sürüklenmeye başladı. Bu sırada Akbaş Limanı’nda bağlı bulunan Sahil Güvenlik Çanakkale Grup Komutanlığı’na ait ekipler durumu fark etti. Balıkçı Enes Save, Sahil Güvenlik Botu’na alınırken, şişme bot ise Akbaş Limanı’na çekildi. Save rüzgar kesilinceye kadar Sahil Güvenlik Çanakkale Grup Komutanlığı’nın misafiri olacak.
Büyük tehlike atlattığını belirten Enes Save, “11 Nisan tarihinde İstanbul Kadıköy yakasından botumla yola çıktım. Yaklaşık 5 günlük bir yolculuktan sonra Gelibolu’ya vardım. Hedefim Kabatepe Limanı’ydı. Bu sabah gene yola çıktım hava çok güzeldi fakat daha sonra Eceabat’a yaklaştıkça rüzgar başladı. Daha sonra hava birdenbire patladı. Ben de bir koya çapa attım. Rüzgarın geçmesini bekledim. Fakat geçeceğine daha da arttı. Çapa taramaya başladı. O sırada Sahil Güvenlik zaten yanı başımızdaymış bana yardımcı oldular. Beni şu anda misafir ediyorlar. Tabii ki benim için de büyük bir şans oldu. Bundan sonra havanın dinmesini bekleyeceğim. Yaklaşık bir günlük yolum kaldı. Kabetepe Limanı’na varınca benim için başarılmış bir seyahat olacak” dedi.
Yeni kahraman demek yeni riskler demek.
(....)
Tutkusuz insanın oynamadığı bir oyun bahçesi olarak deniz bambaşka bir dünya...
(....)
Bir bakmışsınız ki yaşıyorsunuz.
Gene de içiniz cız eder... (...)
Kafanızda dönüp durmaya ve birbirine karışmaya başlayan topluluk ve kalabalık kavramları(...)
Bilirsiniz ki evladım ağaca çıkma, düşersin, dizini çizersin, ağacın dallarını kırarsın gibi eleştirilerin yanı sıra bak şöyle yaparsan düşmezsin, bu bu dallar daha sağlamdır onlara bas kırılmaz türünden öneriler de gelecektir.
Gelecektir değil mi?
Dedelerimiz, nenelerimiz topluluk içinde büyüdüler. Komşularının, onların çocuklarının isimlerini bildiler. Cenaze törenlerine katıldılar. Aşure pişirirken dul Zeynel Amca da düşünülüp nohut ona göre katıldı. Kırılan dingil belki birinin bir işine yarar diye saklandı. Geçmişte çevredeki insanlarla tanışılıyor, hikayeleri biliniyordu çünkü yaşam yardımlaşmaya bağlıydı.
Bizim nesil topluluk değil kalabalık içinde varoldu. İlkokulda aynı sırada oturduğumuz arkadaşımızın ismini dahi unuttuk. Zira o sümüklünün kariyerimizde bize yardımcı olma olasılığı pek bir düşüktü. Yaşamımız kartvizitimizde ne yazdığına bağlıydı. Birbirimizi mesleklerimizle değerlendiriyor, duygusal tatminlerimizi dahi iş dünyasının içinde buluyorduk. Hikayeler aşağılayıcı olmaya başlamıştı.
Böyle böyle komşumuzla bir işimiz kalmadı, okul arkadaşlarımızla bir işimiz kalmadı, ailemizle bir işimiz kalmadı, işten ayrılan iş arkadaşımızla işimiz kalmadı. Bir gün durduk bir baktık ki pek kendimizle de bir işimiz kalmamış... Kendimizi ne arar ne sorar olmuşuz. Hikayemiz yeni mezun CV'si gibi güdük kalmış. Perişan olmaktan korktuğumuz için gönenmemişiz, ölmekten korktuğumuz için yaşamamışız. İşin kötüsü bu sarmal içerisinde hikayeye bizi bizden kurtaracak yeni kahramanlar sokup canlandıracak mekanizmalardan da yoksunuz.
Yeni kahraman demek yeni riskler demek. Çay bahçesinde yanınıza gelip oturan adamla konuşur musunuz? Hırlı, hırsız değilse ya dilencidir, ya dolandırıcı. Hadi hiç birisi olmasın en iyi ihtimalle sıkıcıdır. Nasıl olmasın ki? Çay bahçesinde oturuyorsunuz yahu. Oraya dışarı çıkayım, bir hava alayım, bu sırada da esnafa olan diyetimi bir çay tüketerek ödeyeyim mantığı ile gitmişsiniz oturmuşsunuz. Hiç bir tutkunuz, hiç bir heyecanınız yok. Zaten bizzat sıkıcı olan kendinizsiniz.
Tutkusuz insanın oynamadığı bir oyun bahçesi olarak deniz bambaşka bir dünya... Denizin ortasında yelkenli bir bot gördüğünüz zaman çekinmeden yanaşıp sahibi ile konuşabilirsiniz. O da sizin gibi bir deniz yaratığıdır. Korkularınız, sevinçleriniz birbirine benzer. Ne o sizi garipser, ne de siz onu. Siz yelkenli botta ilk teknenizi görürsünüz, o sizin yelkenlinizde sonraki teknesini. Birbirinizin sağlamasını yaparsınız. Bir bakmışsınız ki yaşıyorsunuz.
Gene de içiniz cız eder... Çünkü yelkenli bottaki adama gerçekten faydalı olabileceğini düşündüğünüz topluluğunuza davet ettiğinizde ama ben pek bir şey bilmiyorum ki orada cahil olduğumu düşünürler cevabını alırsınız. Kafanızda dönüp durmaya ve birbirine karışmaya başlayan topluluk ve kalabalık kavramlarından birine sağ birine sol elinizle çakıp güven verici olduğunu umduğunuz bir gülümseme ile siz gene de gelin dersiniz.
Bilirsiniz ki evladım ağaca çıkma, düşersin, dizini çizersin, ağacın dallarını kırarsın gibi eleştirilerin yanı sıra bak şöyle yaparsan düşmezsin, bu bu dallar daha sağlamdır onlara bas kırılmaz türünden öneriler de gelecektir.
Gelecektir değil mi?
... fular filan takar. !*.
Dedelerimiz, nenelerimiz topluluk içinde büyüdüler. Komşularının, onların çocuklarının isimlerini bildiler. Cenaze törenlerine katıldılar. Aşure pişirirken dul Zeynel Amca da düşünülüp nohut ona göre katıldı. Kırılan dingil belki birinin bir işine yarar diye saklandı. Geçmişte çevredeki insanlarla tanışılıyor, hikayeleri biliniyordu çünkü yaşam yardımlaşmaya bağlıydı.
Akşam sizle de ilgileneceğim Orhan abi.Hiç şüphem yok. İyi bir pas aldın. :)
Fularlıyım ya abi, o nedenle.Benim düşüncemi koprofagi(felsefi anlamda) :) olarak sentezlemeyi dene. Merak ediyorum nasıl yazacaksın?
Benim düşüncemi koprofagi(felsefi anlamda) :) olarak sentezlemeyi dene.
Yok korkma. Bülent bu konuda(felsefi tanımında) tecrübeli ve bilgiyle mücehhez.
Benim düşüncemi koprofagi(felsefi anlamda) :) olarak sentezlemeyi dene.
Korkuyorum... ???
Searches related to koprofagi
make dog poop taste bad
side effects of eating poop
effects of eating feces
effects of ingesting feces
Dedelerimiz, nenelerimiz topluluk içinde büyüdüler. Komşularının, onların çocuklarının isimlerini bildiler. Cenaze törenlerine katıldılar. Aşure pişirirken dul Zeynel Amca da düşünülüp nohut ona göre katıldı. Kırılan dingil belki birinin bir işine yarar diye saklandı. Geçmişte çevredeki insanlarla tanışılıyor, hikayeleri biliniyordu çünkü yaşam yardımlaşmaya bağlıydı.
Bizim nesil topluluk değil kalabalık içinde varoldu. İlkokulda aynı sırada oturduğumuz arkadaşımızın ismini dahi unuttuk. Zira o sümüklünün kariyerimizde bize yardımcı olma olasılığı pek bir düşüktü. Yaşamımız kartvizitimizde ne yazdığına bağlıydı. Birbirimizi mesleklerimizle değerlendiriyor, duygusal tatminlerimizi dahi iş dünyasının içinde buluyorduk. Hikayeler aşağılayıcı olmaya başlamıştı.
Böyle böyle komşumuzla bir işimiz kalmadı, okul arkadaşlarımızla bir işimiz kalmadı, ailemizle bir işimiz kalmadı, işten ayrılan iş arkadaşımızla işimiz kalmadı. Bir gün durduk bir baktık ki pek kendimizle de bir işimiz kalmamış... Kendimizi ne arar ne sorar olmuşuz. Hikayemiz yeni mezun CV'si gibi güdük kalmış. Perişan olmaktan korktuğumuz için gönenmemişiz, ölmekten korktuğumuz için yaşamamışız. İşin kötüsü bu sarmal içerisinde hikayeye bizi bizden kurtaracak yeni kahramanlar sokup canlandıracak mekanizmalardan da yoksunuz.
Yeni kahraman demek yeni riskler demek. Çay bahçesinde yanınıza gelip oturan adamla konuşur musunuz? Hırlı, hırsız değilse ya dilencidir, ya dolandırıcı. Hadi hiç birisi olmasın en iyi ihtimalle sıkıcıdır. Nasıl olmasın ki? Çay bahçesinde oturuyorsunuz yahu. Oraya dışarı çıkayım, bir hava alayım, bu sırada da esnafa olan diyetimi bir çay tüketerek ödeyeyim mantığı ile gitmişsiniz oturmuşsunuz. Hiç bir tutkunuz, hiç bir heyecanınız yok. Zaten bizzat sıkıcı olan kendinizsiniz.
Tutkusuz insanın oynamadığı bir oyun bahçesi olarak deniz bambaşka bir dünya... Denizin ortasında yelkenli bir bot gördüğünüz zaman çekinmeden yanaşıp sahibi ile konuşabilirsiniz. O da sizin gibi bir deniz yaratığıdır. Korkularınız, sevinçleriniz birbirine benzer. Ne o sizi garipser, ne de siz onu. Siz yelkenli botta ilk teknenizi görürsünüz, o sizin yelkenlinizde sonraki teknesini. Birbirinizin sağlamasını yaparsınız. Bir bakmışsınız ki yaşıyorsunuz.
Gene de içiniz cız eder... Çünkü yelkenli bottaki adama gerçekten faydalı olabileceğini düşündüğünüz topluluğunuza davet ettiğinizde ama ben pek bir şey bilmiyorum ki orada cahil olduğumu düşünürler cevabını alırsınız. Kafanızda dönüp durmaya ve birbirine karışmaya başlayan topluluk ve kalabalık kavramlarından birine sağ birine sol elinizle çakıp güven verici olduğunu umduğunuz bir gülümseme ile siz gene de gelin dersiniz.
Bilirsiniz ki evladım ağaca çıkma, düşersin, dizini çizersin, ağacın dallarını kırarsın gibi eleştirilerin yanı sıra bak şöyle yaparsan düşmezsin, bu bu dallar daha sağlamdır onlara bas kırılmaz türünden öneriler de gelecektir.
Gelecektir değil mi?
İlkin fular dediğiniz şey, pamuk tarlalarında sıcaktan korunmak için başa sarılan poşunun modernize edilmiş hali.
İlkin fular dediğiniz şey, pamuk tarlalarında sıcaktan korunmak için başa sarılan poşunun modernize edilmiş hali.
Ben modadan senin kadar anlamıyorum. Hatalı algılamış olabilirim. x():
Bitince haber verin, biz şu köşede bekliyoruz..
Bitince haber verin, biz şu köşede bekliyoruz..
Ama Şeytan, şeytan olmakla şeytanlıkta kusursuzluğunu kanıtlar. Bu konuda da son derece mütevazıdır.
Ama Şeytan, şeytan olmakla şeytanlıkta kusursuzluğunu kanıtlar. Bu konuda da son derece mütevazıdır.
Ben bittim. Tevazuyu hedef almak yanlış bir taktikmiş. :D
Enes korsan hoş geldiniz.Hoşbulduk Ender Korsan,
Yeni bir Topic açıp kendinizi tanıtarak tecrübelerinizi paylaşır mısınız? Yol hikayeniz merak uyandırıcı gerçekten.
Bende sizin gibi bir balık Avı sevdalısıyım.bu konuda da tecrübelerinizi paylaşabilirsiniz
Hoşgeldiniz Enez KorsanHoşbulduk Tümay Korsan.
Emniyetti can güvenliğiydi ayrı konular ama hayallerinin peşinden koşan insanları ve azimlerini görmek ayrı bir mutlu ediyor insan kişisini..
Hoş geldiniz. :)Hoşbulduk :)
Hoş geldiniz Enes Korsan...Hoş bulduk Meltem Korsan
Hoşgeldiniz..Hoş bulduk
Hosgeldiniz.Hoş bulduk.
Hos geldiniz :)Hoş bulduk :)
Hoşgeldiniz !Hoş bulduk!
Şeytanın mühim bir desisesi : İnsana kusurunu itiraf ettirmemektir. Tâ ki, istiğfar ve istiâze yolunu kapasın. Hem nefs-i insaniyenin enaniyetini tahrik edip, tâ ki, nefis kendini avukat gibi müdafaa etsin; âdeta taksiratdan takdis etsin.risale-i nur gibi duruyor.... :P :P :P :P meraktan soruyorum ilke korsan, öyle midir?