Evet gelelim işin ciddi kısmına.
Önce biraz teori (yani sıkıcı kısım)
Bir telsiz vericisinin anteninden uzaya yayılan elektromagnetik dalga diğer telsiz alıcısına 2 şekilde ulaşır :
1- Yeryüzüne paralel hareket eden yer dalgaları;
2- Gök dalgaları.
.
Yer dalgaları :
Doğrudan yer yüzeyi ile bunun hemen üzerindeki boşluk boyunca hareket ederler. Bunlar da üç bileşenden oluşur. Birincisi verici anteninden çıktıktan sonra doğrudan uzay yoluyla alıcı antenine ulaşır. Buna direk dalga denir. İkincisi yine uzay yoluyla fakat yer yuzeyinden yansıyarak alıcı antenine ulaşır. Buna yansıyan dalga denir. Son bileşen ise yer yüzeyine temas ederek hareket ettiğinden, buna da yüzey dalgası denir.
Direk ve yansıyan dalgalar :
Yer dalgasının bu iki bileşeni birbirlerinden çok farklı değildirler. Ancak alıcı antenine ulaşırken farklı mesafeler kat ettiklerinden aralarında bir faz farkı oluşur. Her iki dalga verici anteninden çıktıklarında aynı fazda olmalarına rağmen, yansıyan dalga, direk dalgaya göre daha uzun bir yol izlediğinden, alıcı antenine daha geç varır ve bu da alıcı anteninde bir faz farkı oluşmasına sebep olur. Yansıma topraktan oluyorsa, aralarında 180 derecelik bir faz farkı oluşur. Bu iki dalganın yolları arasındaki fark çok değilse, alıcı antenine 180 derece faz farkıyla geleceklerinden, ters yöndeki bu iki alan birbirini yok eder. Dalgaların yolları arasındaki fark fazla olursa, alıcı antenini etkileyen alanlar arasındaki faz farkı da 180 dereceden farklı olur. Bunun sonucu olarak ta zıt yönlerdeki alanlar birbirlerini tamamen yok etmezler. Alıcı anteni geri kalan alan tarafından etkilenir. Verici ve alıcı antenlerinin yerden yükseklikleri fazla değise, direk ve yansıyan dalgaların izledikleri yollar da mesafe bakımından birbirine yakın (hatta pratikte eşit) olduğundan faz farkı 180 derece olur ve bu durumda antenler arasındaki ilişki sadece yüzey dalgası ile saglanır.
Yüzey dalgası :
Toprak yüzeyi oldukça iletken olduğundan, verici anteninden alıcı antenine giden yüzey dalgaları zayıflar. Dalganın zayıflaması, yüzey dalgasının üzerinden geçtiği arazinin cinsine bağlıdır. Su, en az zayıflamaya sebep olurken, orman, dağlar, meskün mahaller en çok zayıflamaya sebep olarak yüzey dalgasının çok kısa mesafede yok olmasına sebep olurlar. Ayrıca dalganın frekansı yükseldikçe yeryüzünün zayıflatma etkisi de artar.
Yer dalgası ile haberleşme :
Yer dalgalarıyla yapılan haberleşmenin etkinliği; frekansa, ve güce göre değişir. Düşük frekanslarda (500 KHz-50 MHZ aralığı) yüzey dalgası bileşeni çok kuvvetlidir. Fakat verici anteninden uzaklaştıkça bu bileşende zayıflama meydana geleceğinden, uzak mesafelerde haberleşme yapabilmek için yüksek güce ihtiyaç vardır. ( Hatırlayınız, TRT orda dalga radyoları (500 KHZ-1000 KHZ civarı) gücü KW'larla ifade edilirdi.) VHF ve UHF gibi yüksek frekans bantlarında, yapılan haberleşmelerde, yüzey dalgaları antenden çıktıktan hemen sonra zayıflamaya uğradığından (bakınız bir önceki paragraf), yüzey dalgası VHF-UHF bantlarında haberleşme için kullanılamaz. Bu durumda yer dalgasının diğer iki bileşeninden yararlanılır. Yani direk ve yansıyan bileşenler. Anten yüksekliğinin az olduğu vericilerin yaydığı direk ve yansıyan dalgalar, alıcı anteninde birbirlerini yok ettiğinden (180 derece faz farkı olayı), bu dalgalarla haberleşme yapmak istiyorsak, verici anteninin yer yüzeyinden yüksek tutulması gerekir. Direk dalga ile haberleşmede esas olan ise antenlerin birbirlerini doğrudan görebilmeleridir.
Gök dalgası :
Yer dalgalarına göre farklı bir biçimde yayılırlar. Yayılışındaki özelliğinden dolayı, uzun mesafe haberleşmesi gök dalgaları vasıtasıyla yapılır. Antenden çıkıp uzaya doğru yol alan gök dalgaları, iyonosferdeki elektrik şarjı tarafından eğilme ve kırılmalara uğratılarak, tekrar yer yüzüne dönerler. Verici anteninden yüzlerce (hatta bazen binlerce) kilometre uzakta, iyonosferden kırılarak yer yüzüne dönen dalgalar, o bölgede oldukça kuvvetli sinyal alınmasına sebep olabilirler. İyonosfer içindeki iyonizasyon derecesi, güneşin radyasyon değeri ve havanın yoğunluğuna bağlı olduğundan, gece ve gündüze, mevsimlere ve havanın sıcaklığına göre değişir ve iyonosfer içinde farklı bölgeler oluşur. Oluşan bu farklı bölgeler farklı frekanslar için farklı yansımaların meydana gelmesine sebep olur.
Şimdi bu kadar lafı niye yazdım. İşin temelini bilmeliyiz ki, neyi neden yaptığımızı da bilelim.
Yukarıdakiler gerçekten de işin teorik kısımları. Daha da detayları var ama adettendir şimdi biri çıkıp “haberleşme gurubu mu kardeşim burası” demesin diye sizleri bu kadar baymakla yetiniyorum
Resimleri görebilmek için üye olmalısınız.
Üye Ol veya Giriş YapElimizdeki bilgileri özetleyecek ve kendimize uyarlayacak olursak :
1- Elektromagnetik dalgalar antenden çıkınca bisürü yoldan gidiyor ama VHF deniz telsizi olarak bizi ilgilendiren kısmı yeryüzüne paralel hareket edenler.
2- Frekansımız yüksek olduğundan bu yeryüzüne paralel hareket eden dalgaların “yer dalgası” bileşenini kullanamıyoruz.. Cünküü, eryüzü yüzey dalgalarını naapıyoduu ? Yutuyoduuuu
3- Kaldı iki bileşen, direk ve yansıyan bileşenler. Bunların da birbirlerini yok etmemeleri için (180 derece olayı) antenimizi naapıyoruz ? mümkün olduğunca yüksege takıyoruz. Yani direk tepesine takıyoruz. Duyuldu mu Cenk korsan
Resimleri görebilmek için üye olmalısınız.
Üye Ol veya Giriş Yap Direk lazım yani
4- VHF ile uzun mesafe muhaberat için direk dalgayı kullanmak istiyorsak, gene ne yapıyoruz ? Antenlerin birbirlerini görmesini sağlıyoruz. Yaniii anteni mümkün olan en yüksek noktayaaaa, yaniii direk tepesine dikiyoruuuzz.
Peki bi araba laftan sonra Ömür korsanın sorusuna gelirsek, 2-5W'lık bir el telsizi, deniz yüzeyinde gözümüzün gördüğü, bizim için tehlike yaratabilecek (veya Allah korusun tehlikedeyken canımızı kurtarabilecek) bir baska deniz vasıtasıyla rahat rahat iletişim kurdurur.
Özellikle anteni direk tepesinde olanlar, mutlaka mutlaka ya vardevelaya takılabilen bir acil durum anteni veya tercihan bir el telsizi bulundurmalıdırlar. Direk kırılabilir, anten veya kablosu zarar görebilir.
Bir de telsizde genelde yapılan bir hata, daima yüksek güçte kullanmaktır. Telsizler de kısmen deniz araçlarının motor güçlerine benzer. 10 KW güçle bile çıkış yapsan, şartlar değişmedikçe belli mesafenin ötesine geçemezsin. Sadece etrafını rahatsız edersin. Telsiz haberleşmesinde esas (ki acil durumda el telsizinin pilini hemen bitirmemek icin çok önemlidir bu) olabilen en düşük güçle haberleşmektir. Lüzumsuz yere yüksek güç kullanmak, bataryaların çabuk tükenmesinden başka bir işe yaramaz.
Son olarak, bizleri pek ilgilendirme de, daha çok uzun yol denizcilerinin kullandığı HF (High Frequency (1.8 MHz - 50 MHz frekans bandı) haberleşme nasıl oluyor, niye VHF değil de HF ona dğineyim biraz.
Hani gök dalgaları vardı ya. İyonosferden yansıyordu.
Aslında HF gökten gider, VHF-UHF yerden gider diye bişey yok tabiiki. Allahın elektromagnetik dalgası bunlar. Kim nerden gidecek nerden bilsin. Hepsi heryerden gitmeye çalışıyor da, işte yukarıda gördük, yer dalgası da biyere kadar. Antenler birbirini göremeyimce MW bile bassan olmuyo. VHF-UHF de aslında uzaya yayılıyor, fakat iyonosfere ulaştığında frekans yüksek olduğu için o tabakaların yoğunluğu onları yansıtmaya yetmiyor. İyonosferi delip geçiyor. Tahayyül etmek açısından, HF'i minik bir çakıl taşına; VHF ve UHF'yi mermiye; iyonosferi de bir pencere camına benzetebiliriz. Pencere camına silahla ateş ettiğimizde hangi açıyla ateş edersek edelim, mermi camı deler geçer dimi. Oysa ki çakıl taşını attığımızda, attığımız hıza ve açıya baglı olarak yansır ve bambaşka bir yere gider.
İşte HF'le haberleşmenin mantığı da budur. Uzaya yolladığımız bazen çok düşük güçteki bir sinyal (10W İstanbul-Brezılya görmüşlüüm vardır) iyonosferde birden fazla yansımaya uğrayarak dünyanın öbür ucuna gidebilir.
Peki belki birilerinin aklına takılmıştır. Niye VHF kullanıyoruz. Öyle ya öyle ahım şahım uzağa gitmiyor. Baksanıza HF dünyanın öbür ucuna bile gidiyor.
Öncelikle kafanız karışmasın. HF,de alınan bu sonuçlar asla ve asla "garanti edilmiş" mesafeler degildir. Birkaç yıl boyunca belki bir 10 dakikalık zaman diliminde şartların bir sürüsünün bir araya gelmesiyle oluşur. Ama her zaman VHF'den uzundur mesafe.
Lakin HF haberleşmesinde her zaman teknik problemler vardır. En başta verici ve alıcıların antenlerinin boyu kullanılan frekansın dalga boyu ile lişkilidir. Frekans düştükce dalga boyu da uzadığından, HF'te inanılmaz anten boylarıyla karşılaşırız. İlave ekipmanlarla anten boyları kısaltılabilse de anten verimi düşer.
VHF cihazlar daha ufaktefek ve kulanımı daha az teknik bilgi gerektirir. Servis kalitesi -belirli sınırlar içinde- HF'e göre nerdeyse garantidir.
Üff çenem düştü, Cucu korsana geç kaldım iste
Resimleri görebilmek için üye olmalısınız.
Üye Ol veya Giriş Yap