0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

*

    Çevrimdışı Cevat İpekçi

  • * Gezgin Korsan
  • 714
    • Yaşadığı Şehir
  • İstanbul
    • Tekne Adı
  • Barıs, Tuzla
Resneli Niyazi Seyir Defteri
« : Şubat 20, 2013, 00:32:29 »
Çocukluğumda Yenikapı'dan kiraladığımız kürekli sandallardan bu yana denizle bağım başlamıştı. 2009 Nisan ayında ilk gördüğümde aradığım tekne olduğunu anlamıştım bu, birbirine geçmiş iki kayıktan oluşan filikanın. Boyunun 4,99 metre olması vergi vermeyeceğim anlamına geliyordu. Fiyatıda makuldü Alman malı polyester teknenin. Üzerindeki Alman denizcilik kurumunun plakasında 9 kişiliktir yazısı bile vardı.

Bağlantıları görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap Bağlantıları görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap Bağlantıları görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

İlk işim omurgaya boydan  boya 7cm x 20cm ağaç salma ekleyip M10 paslanmaz civatalarla bağlamak oldu . Ardından üzerini polyester ile kapladım. Sağlam bir motor seçip, kaplin, şaft, pervaneyide iyi bir usta takmalıydı. Bunun için birçok yerden fiyat sordum en sonunda Yanmar almaya karar verdim. Sıra kaç beygir gücünde bir motor seçeceğime gelmişti. 9 BG ile 22 BG arasında 1300€ civarında fark vardı. İleride almayı düşündüğüm yelkenlide de kullanırım diyerek 22 BG lik motoru seçtim. Zaten küçüklüğümüzden beri elbise olsun ayakkabı olsun hep bir büyüğü alınmıyormuydu. Büyüklerimizden böyle görmüştük. Tuzla Nuh San. Sitesinde İbrahim Usta ile anlaştım.
Yurdumuzda ustaların çoğu çekirdekten yetişme olduğu için işinin ehlini bulmak bazen çok zor oluyor. "idare eder abi.", "sonra düzelir.", "birşey olmaz." gibi sözler duymadım İbrahim Ustadan. Gerçekten aldığı parayı haketti ve yaptığı işi çok beğendim. Daha sonra aldığım 8mm su konrası ile motor etrafına sandık , içinide yumurta kabı formlu sünger ile kaplayıp ses izolasyonunu sağladım.

Bağlantıları görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

6 ay kadar böyle dolaştım fakat rüzgardan etkileniyor dalgalı havalarda içeriye çok su giriyordu. Hele Triliye'den dönüşüm vardıki Armutlu Bozburun'da(tarihteki adı Poseidon burnudur) 1 ila 1,5 metrelik dalgalar arasından kendimi Esenköy'e zor atmıştım. İşte o gün kamara yaptırmaya karar verdim.

Bağlantıları görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Yaşamımda gördüğüm en pratik insan Mehmet Usta ile anlaştım. Ne istediğimi çizdim ustada yaptı. Gerçekten ustalar konusunda şans benden yana oldu.Sonra paslanmaz borudan kendi ellerimle yaptığım merdiveni kıç tarafa montajını yaptım.

Bağlantıları görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

 Bayrak, lamba, radar reflektörü ve kornayı bağlayacağım paslanmaz boru direğinide yerine taktım.
Eşim, bazen çocuklarımla Tuzla'dan Adalara, Yalova'ya, Triliye'ye, Eskihisar'a, Göksu'ya, Poyrazköy'e cumartesi-pazar gezileri yaptık. 2 mil kadar Karadeniz'e açıldım ve tekneme Karadeniz'i göstermiş oldum. Ancak uzun aralıklı derin ölü dalgalar yüreğimi korkuyla doldurdu. Güven Birkan Kaptanımın yaşadığı anlardan çıkardığım ders olarak can yeleğini her zaman ya taktım ya da yanıbaşımda bulundurdum.

Bağlantıları görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Orhan Kaptan'ın Triliye'si, Poyrazköy bana yetersiz geliyordu. Sonraki seferim yine cumartesi-pazar olmak üzere Gürpınar oldu. İki ay sonra Marmara Ereğlisi gezimi yaptım. Bu şimdiye kadar gittiğim en uzak mesafeydi. Kendimi Kristof Kolomb gibi hissediyordum. Birçok yerini kendim yaptığım 5 metrelik bu teknemle ister istemez bir bağ oluşuyor. Yazılarından birçok şey öğrendiğim ve severek okuduğum Hüseyin Durmaz Kaptanda hayal ettiği yelkenlisinde yaşamaya başlayınca azda olsa ruh halini tadacaktır diye düşünüyorum.
Artık daha uzaklara gitme zamanı gelmişti. Eşimle uzun zamandır planladığımız Bozcaada seferini yapmak için 11 Ağustos 2012 Cumartesi gününü hedefledik ancak o günkü kuvvetli rüzgar seferimizi birgün ertelememize neden oldu. Pazar günüde havanın iyi olmaycağını tahmin ettiğim için eşimin otobüsle Avcılar'a gelmesini, benimde tekneyle gitmemi kararlaştırdık.

12 / Ağustos / 2012  Pazar       (Tuzla-Yakuplu 33mil)
Sabah 03.30 da uyanıp hava durumunu inceledim, pek uygun olmamasına rağmen, önceden hazırladığım eşyalarla tekneye gittim ve saat 04.50'de hareket ettim. Tuzla harp okulu önlerine yaklaştığım sırada kuzey tarafta şimşekler çakıyordu sesin gelmemesi bu olayların çok uzakta olduğu işaretiydi. Hafif rüzgarda başlayınca hareketimden 2 mil sonra geri dönüş kararı aldım. Fazla hırsın iyi sonuçlar getirmeyeceğini biliyordum. Yürüyerek eve döndüm. Birşeyler okuduktan sonra uykum geldi yattım. Uyandığımda saat 8:00 olmuştu. Hava görüntüde açık ve güneşliydi. Tekrar tekneye gittim. Halatımı çözerek 08.30'da tekrar yola koyuldum. Adaların kuzey taraflarını izleyerek Yeşilköy ve Avcılar'ı geçtim. Ambarlı Termik Santrali önlerine geldiğimde kuzey yönde birkaç şimşek çakması ayrıca güneybatı yani Bandırma yönünde de mor bulutlar gördüm. Ambarlı Gümrük Limanı'na yaklaştığımda ise mor bulutlar 45° ye kadar gökyüzünü kaplamış, bende motor devrini 3000'e çıkarıp hızımı arttırmıştım. West İstanbul Marina girişine geldiğimde rüzgar iyice artmış, 3 çingene küçük bir kayıkta kaygısızca çapari ile balık tutmayı sürdürüyorlardı. Onları marina içerisine girmeleri konusunda uyarırken hızla iç pontonlara doğru yöneldim. İlk kulakları sağır eden çok kuvvetli gök gürültüsü sağnak yağmur ve çok kuvvetli rüzgar ile geldi. Önceden branda ile örttüğüm havuzluk bölümünden başımı dışarı çıkaramıyor, yağan yağmur camdan görüşümü engelliyordu. Zar zor bir araya girdim fakat olduğum yerde duramıyor, rüzgar beni sürüklüyordu. Teknenin başını pontonun lastiğine dayayarak ileri yol verdim ve dümen ile dik konumumu korudum. Şiddetli yağmur, rüzgar, gökgürültüsü, şimşekler 15 dakika kadar sürdü. Mor bulutların önünü kaplayan seyrek beyaz bulutlar gökyüzünükorkunç hale getiriyordu. Daha sonra ortalık sakinleşti. Palamar görevlileri geldi ve tekneyi bağladık. Beylikdüzü'nden eşimi alıp tekneye geldik. Akşam yemeğiyle suyu ağırttık sonra erken kalkmak üzere küçük yatağımıza yattık. West İstanbul Marina çok güzel bir Marina. Görevlileri nazik, hizmet içten. Gerçekten misafir gibiydim. Fuat kardeşime teşekkürü borç biliyorum.

13 / Ağustos / 2012 Pazartesi      (Yakuplu-Mürefte 70mil)
Gün doğmadan uyanıp çayı demledim saat 05:20'de  İstanbul Marina'dan hareket ettik rotamız doğrudan doğruya Marmara Ereğlisi'nin yarım mil açığı oradanda Hoşköy veya Mürefte. Hem Silivri hemde Tekirdağ körfezlerini açıktan geçerek akşam 19.30'da 14 saatlik duraksız seferle mürefte limanı mendireğinden girdik. Hava kararmak üzereyken sahildeki birisine nereye bağlanabileceğimiz sordum o da yer gösterdi. Tekneyi bağladıktan sonra 1,5 km uzaklıktaki Mürefte ilçe merkezine yürüyerek gittik. Bir lokantada yemeğimizi yedik, çarşıdan birkaç şişe Mürefte şarabı satın alarak güzel teknemize döndük. 14 saat süren yolculukta gık bile demeyen sevgili eşim tam bir ikinci kaptandı.

14 / Ağustos / 2012 Salı      (Mürefte-Bozcaada 80mil)
Yine erkenden saat 05:50'de kalkıp çayı demledim diğer işlerimizi bitirene kadar çay hazırdı. Gözlüğümü ve nefesliğimi takarak teknenin altına dalış yaptım. Tekne altı kontrolünü, şaft ve pervaneyi güzelce kontrol ettim, böylece hem dünden üzerimde kalan radyasyonu attım, hemde kontrollerimi yapmış oldum herşey yolundaydı. Saat 06:30'da Mürefte Limanı'ndan çıkarken gün yeni doğuyordu. Marmara Denizi Haritası ve 100$'a satın aldığım navigasyonlu tablet bilgisayar çok işime yaradı. Yönümü, hızımı, ne kadar mesafe kaldığını oradan çok iyi görebiliyordum. Pazar günkü fırtınadan sonra hava çok güzeldi (yelkenciler için değildi). Hiçbir sorunla karşılaşmadan ilerliyorduk öğlen 12:00 civarı Gelibolu'yu, saat 15:00'ten sonra da Nara Burnu'nu geçtik. Sonra tekrar Kilitbahir tarafına geçerek çıkan kuzey rüzgarından korunduk. Akıntı ile yeryer 11mil hızla uçarcasına Morto Koyu'na geldik. Ağ seren bir balıkçıya akıntıya en uygun rotayı sordum. "Abideyi arkanızda bırakarak doğrudan Bozcaada Limanını hedef alın." dedi. Bizde öyle yaptık. Gezide en etkilendiğimiz bölümlerden biriydi. Ege Denizi'ne çıkmış olmak, tarihi Gelibolu Yarımadası bir yanda,  Troya uygarlığı bir yanda olması büyüleyiciydi. Bozcaada önümüzde duruyordu saat 20:30 civarı Bozcaada Limanı'na giriş yaptık. Ortada beklediğimizi gören (her zaman böyle yaparım) iyilik sever bir denizci (teknesinin ismi, "Zypros" idi) bize ücretsiz bağlanabileceğimiz yeri gösterdi. Bizde baştankara bağlandık. Triliye'den Bay Orhan Tatlıcılar ve Veli Kaynar Bey'de Mermaid adlı teknesi ile oradaydı.183 millik hedefe ulaşmıştık. Durumumuza ve gözlerimize inanamıyorduk, kendi teknemizle Bozcaada'ya gelmiştik. Sıcak, sevimli, uygar, temiz Bozcaada sokaklarında dolaşırken sardalya yiyebileceğimiz bir lokanta bulduk. Bozcaada şarabını yudumlarken sardalya masamıza geldi.

Bağlantıları görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Ertesi gün Açık Radyo'da "Deniz Aşırı" adlı programı yapan Deniz Pak Bey ile tanışmaya gittik. Yıllardır Bozcaada'nın değerli insanlarını mikrofona çıkaran Deniz Pak'ın bu programından çok güzel hikayeler öğrendim. Herman Horowitz, Cornelius Castroiadis, Lucas Papadimos, Simyon Salto bunlardan sadece birkaçı. Adada günler güzel geçiyordu. Ege Denizi'nin tuzlu suyuna gelen teknemizin altı kendiliğinden pırıl pırıl temizlendi. Küçük sarpa balıkları etrafımızı sarmıştı, tertemiz suda yüzmek ise ayrı bir zevkti. Balıkhaneden aldığım sardalyaları teknede pişirdik böylece doya doya balık yemiş olduk.

17 / Ağustos / 2012 Cuma       (Bozcaada-Çanakkale 28mil)
Hava rüzgarlıydı eşimin denizden rahatsız olmaması için vapur ve otobüsle Çanakkale'ye gelmesine karar verdik. Ben saat 09:00'da Çanakkale'ye doğru gitmek üzere limandan ayrıldım. Aldığım bilgiye göre en iyi rota çimento fabrikasına doğru yönelmek, sonra da kıyıya en yakın mesafeden Boğaz'a giriş yapıp, Anadolu Kıyıları'nı izleyerek Kepez Burnu'nu geçtikten sonra Çanakkale'ye giriş yapmak. Kepez Burnu'na gelirken rüzgar iyice arttı. Dalgalarla boğuşurken pervane tarafından bir sarsıntı geldi ve tekne fren yapmış araba gibi neredeyse durdu. Bende dengemi kaybedip motor masası üzerine bıraktığım tablet bilgisayarın üzerine istemeyerek elimle bastım. O anda pervaneye birşey dolandığını anladım ve gazı kestim. Belki takılan şeyden kurtulurum diye geri vitese taktım fakat avuç genişliğinde bir metre uzunluğunda lastik bir parça pervaneden ayrılmadı. Kakıçla çekerek çıkarttım. Ancak artık bilgisayarım, navigasyonum, elektronik aletim yoktu. Çanakkale Marina'nın yerini oraya bağlı duran birkaç yelkenlinin direğinden anladım. Eceabat Vapur İskelesi'nin doğu tarafına kurulan belediyenin işlettiği bu liman/marina çok sıradan biryerdi. İlk gece liman ağzına bakan tarafta olduğum için küçük dalgalar kayığımızı çokça salladı. Bu nedenle hiç rahat uyumadık.

18 / Ağustos / 2012 Cumartesi         (Çanakkale)
Sabah Recep Özbek isimli canayakın beye ve ben geldiğim bana yardımcı olan Çetin Kaptan'a durumu anlattım. Hemen yerimi değiştirdiler. O gün Çanakkale'yi bir güzel gezdik. İnsanlar uygar, sevimli bir şehir.
19/ Ağustos/ 2012 Pazar  Çanakkale
Rüzgar devam ediyor, bizde bundan istifade Asos'ta yazlığı bulunan bizide çoktandır davet eden akrabamıza yatıya gittik. Sekiz gün sonra geniş ve rahat bir yatak iyi geldi doğrusu. Bizi çok iyi ağırlayan Hilmi ve Sibel 'e tekrar teşekkürler.
20 / Ağustos /2012   Pazartesi  Çanakkale
Gülpınar'da bindiğimiz minibüs bizi Çanakkale'ye getirdi.Kitapçıları gezdik,çay bahçelerinde     
dinlendik. Deniz müzesinde Nusrat mayın gemisine girdik. Havanın biraz dineceğini raporlardan öğrendik, dolayısıyla Salı günü Gelibolu'ya harekete karar vardik.

21 / Ağustos /2012     Salı        (Çanakkale-Gelibolu 22mil)
Standart işim olan sabah çay demleyip termosa doldurduktan sonra saat 05:30'da Çanakkale Marina'dan ayrıldık. Nara Burnu'na geldiğimizde tan ağırmış bende rotamı Avrupa yakasına çevirmiştim böylece poyrazdan daha az etkilenecek ters akıntılardan yararlanabilecektim. Tabiiki bunları yola çıkmadan önce oraların tecrübelisi olan Recep Özbek Kaptan'dan öğrenmiştim. Saat 08:00 sıraları Sütlüce civarına geldiğimizde rüzgar iyice arttı.Tahminen söylüyorum 16 knot rüzgar 1 metreye yakın dalga vardı. Gerçekten rüzgar ve dalgalara karşı gitmek sarsıntılı ve güç bir seyir oluyor. Derinliğide kayalık ve sığılık olup olmadığını bilmediğimden kıyıdan gidip rüzgar ve dalgalardan korunamıyordum. Saat 10:00'a doğru Gelibolu iç limana girdik. Ortada bekledim ve her zamanki gibi bir insanoğlu çıkıp "hoşgeldin" dedi. Ağlarını onaran Erkan ismindeki balıkçı beyefendinin teknesine yaklaştım, nereye bağlanabileceğimi sordum. "Nereye istersen" dedi.Böyle bir cevabı değil İstanbul'da ne Silivri'de ne de Tuzla'da duymak imkansız. Bende onunla aramızda bir tekne kalacak şekilde demir atıp baştankara bağlandım. Çarşıya gidip öğle yemeğimizi yedik tok karna dolaşmak daha kolaydı.

22 / Ağustos / 2012      Çarşamba (Gelibolu)
Güzel bir Gelibolu sabahında uyandık. Özel savaş müzesine gidip gezdik. Deniz Müzesi'nde olsun, Gelibolu'daki bu Savaş Müzesi'nde olsun Çanakkale Savaşı'nın kahramanlarından olan Esat Paşa'dan pek söz edilmiyordu. Esat Paşa'nın fotoğrafının altında ismi bile yazmıyordu. Müze görevlisine sitem ettim. Çanakkale Savaşı'nın asıl komutanı olmasına rağmen resmi tarih tarafından ne yazıkki yok sayılan Esat Paşa'ya bir haksızlıkta onlar yapmıştı.

Bağlantıları görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Akşam sofrasını erken kurduk. Erkan Bey'le yola çıkmamız konusunu konuştuk. Şafakla birlikte havanın durgun olacağını çıkabileceğimiz konusunda fikir birliğine vardık. Ayrıca akşam internet kafeden baktığımız hava durumuda sadece Şarköy civarında 15 knot gösteriyordu. Bunun üzerine saati 04:00'e kurup saat 22:30'da yattık.

23 / Ağustos / 2012     Perşembe (Gelibolu-Hoşköy-Marmara Ereğlisi 75mil)
Ancak gece 02:00'de uyandığımda uyku tutmadı ve yola koyulmaya karar verdim. Saat 02:30'da halatı çözüp Gelibolu Limanı'ndan ayrıldım. Sancak tarafımda Lapseki ve Çardak'ın ışıkları sol tarafımda Gelibolu feneri ve ışıkları yanıyordu. Bir süre sonra Lapseki ve Çardak tarafındaki ışıklar söndü. Belliki o bölgede elektrikler kesilmişti ve sancak tarafım okyanusmuşçasına karardı. İleride az çok hayal meyal Doğanaslan Bank'ı Çakarı'nı görüyordum. Ekrem Bey bana dokuz çakar olduğunu söylemişti ancak ben saydığımda yedi çıkıyordu. Rüzgar ve dalgalar gittikçe arttı. Sancağımda gemi yolu uzağımda değildi. Arasıra sahilden otomobil farı veya ışıldak olduğunu ayırt edemediğim ışıklar geliyordu. Acaba bunlar "açıktan geç, ağlarım var" işaretimiydi diye kuşkulanıyordum. Bizden başkada tekne yoktu. Çok şükürki hiçbiri bana yönelik işaret değilmiş. Gece 04:00'e doğru Doğanaslan Bankı Çakarı'nı geçtim ve çok cılızda olsa fark ettiğim İnceburun Feneri'ni daha belirgin görmeye başladım F1(3). Sabırla İnceburun Feneri'ne ulaştığımızda gün ağırdı, etraf aydınlandı, ışık üzerimize geldi, bizi aydınlattı. Yavaşlayıp yakıtımı doldurdum. Uzakta Şarköy açıklarında irili ufaklı amatör balıkçıların kayıkları seçiliyordu. Herbirine selamlar vererek geçerken eşimi uyandırdım. Şarköy'ü döndükten sonra rüzgar biraz daha arttı. Dalgalara omuz vura vura Mürefte'yi ve limanını geçtik saat 09:00'a doğru Hoşköy'e ulaştık. Yine sorarak bir bağlama yeri bulduk. Tuvalet ihtiyacımız için aramaya giriştik ve bir evden bozma pastaneye girdik. İş olsun diye poğaça siparişi verdim, acı çay midemize oturdu. O gün Hoşköy'ün pazarı vardı. Yeni kurulmakta olan pazarı gezdik. Tüm gezi boyunca gördüğüm en berbat tuvalet HOŞKÖY'de idi.Yazıklar olsun doğrusu.Dün gece az uyuduğum için gözümden uyku akıyordu. Biraz etrafı toparlayıp bir saat kadar uyudum. Bu arada deniz sütliman olmuştu. Oradaki balıkçıya rotamızı ve durumu anlattım. Çünkü gezimizde kuzey ve poyraz rüzgarında en çok dalga kaldıran yer Hoşköy-Barbaros arası olacaktı. Burayı aşarsak sonrasında kıyıdan ilerlemek mümkündü. Ağlarını temizleyen balıkçı havanın iyi olduğunu, daha da düşeceğini söyledi ve Tekirdağ'a rahatça ulaşabileceğimizi anlattı. Bizde toplarlanıp 13:30 civarı Hoşköy'den ayrıldık. Gerçekten deniz sütlimandı. Dik yamaçların koyu yeşil rengi denize yansıyordu. Balıkçılar derin kıyılara telaşla ağlarını seriyor kimiside topluyordu. Alemi seyrederek güzel kıyılardan Kumbağ'a geldik. Gençlik yıllarımızda Kumbağ'da çadır kurduğumuz günleri anımsadım. O zamanlar Kumbağ tek katlı evlerden oluşan tam bir köydü. Askeri kampın yanıbaşında çıpa atıp denize girmeye karar verdik. Tam girmiştikki bir asker yüzerek yanımıza geldi ve "komutanım gönderdi, burası askeri bölge, burada duramnız yasak" dedi. Bende komutanına söyle "Gelibolu'dan geliyoruz serinleyip gideceğiz" dedim. Asker "tamam bende emirkuluyum bana kızma ağabey" deyip yüzerek benim görmediğim komutanının yanına gitti.
Oradan hareketle Barbaros'u geçip Tekirdağ Limanı'na yöneldik. Etrafında onlarca martı toplanan olta balıkçısının yanına geldiğimizde denizin altından hava kabarcıklarını çıktığını gördük merakımdan balıkçıya bu nedir diye sordum "burada kanalizasyon borusunun ağızı var" diyerek cevap verdi. Su yüzüne doğru gelen cisimlere baktığımda kanalizasyon artıkları olduğunu görebiliyordum. Limana yaklaştıkça ağır hayvan ve dışkı kokusu dayanılmaz hale geldi.
Yıllardır yaptığı uyarılar dikkate alınmayan Türkiye Ziraatçiler Derneği Başkanı İbrahim Yetkin yanlış politikalar nedeniyle talebi karşılanmayan et konusunda çok önemli fikirler üretiyordu. Fakat kimse onu dinlemedi. Sonuçta  hayvan ithal ederek sorunçözülmeye girişildi.. Dünyanın çeşitli ülkelerinden ithal edilen büyük ve küçükbaş hayvanlar gemilerle Tekirdağ Limanı'na getiriliyor oradan Çorlu'da bir bekleme merkezine götürülüp dağıtım ve kesimi yapılıyor. İşte bu gemilerden iki tanesi limandaydı. Dayanılmaz hayvan idrarı, kokusu heryeri kaplamıştı. Tekirdağ'da kalmamıza imkan yoktu. Saat 18:00 civarıydı ve ani bir kararla Marmara Ereğli'sine gitmeye karar verdik. M.Ereğlisi Burnu gözle seçilebiliyordu. Kıyıdan gittikçe açılan bir rota izlersek "Örencik Kayalığı Fenerini" görebilecektik, hemen onun ardındanda M.Ereğlisi Feneri olacaktı. Hava kararmaya başladı Yeniçiftlik açıklarına geldiğimzde Örencik Kayalığı Çakarı'nı gördüm. Ne yazıkki rüzgar gittikçe arttı. Dalgaları kafadan almaya başladık, brandayı çekip dalgalardan korunmalıydık. Kaptan iskelesinde kömür boşaltım işi nedeniyle heryer tozduman içindeydi. Ereğli burnunu açıktan alarak liman girişine geldim. Ortada beklerken yine bir insanoğlu eliyle işaret edip bağlanabileceğim biryer gösterdi. Geceyi orada geçirdik.

24 / Ağustos / 2012 Cuma      (M.Ereğli-Yakuplu 35mil)Büyük İskender'in darphanesini kurduğu Heraklia bir zamanlar köy statüsüne indirilen İstanbul'un bağlı olduğu bir merkezmiş. Zaman içinde tarihi eserleri yağmalanan bu tarihi ilçemiz küçük bir müze ile avunmaktadır.

Bağlantıları görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Saat 11:30'da konaklamayı düşündüğümüz Silivri'ye doğru yola çıktık. Bir saat sonra rüzgar yine şiddetlendi, dalgalar içeriye serpinti atıyordu. Havuzluk brandasını gerip içten kumanda durumuna geçtim. Dalgalara vura vura Silivri Burnu'na yaklaştık, o saatte Silivri'de oyalanacağımıza kıyıdan poyrazın etkisini hissetmeden yolumuza devam etme kararı aldık. Bundan sonra gerçektende rüzgar azaldığı için dalgasız sularda Selimpaşa ve Kumburgaz'ı geçtik. Önümüzde tek engel Büyükçekmece açıklığı vardı, onuda geçersek huzurlıu bir yolculuk bizi bekliyordu. Mimarsinan Burnu'ndan sonra dalgalar iyice kabardı, bende rotamı dalgaları iskele başomuzluğumdan alacak gibi çevirdim ve körfezin içine doğru yöneldim. Arada Gürpınar'a dümen kırmaya kalkıştığımda yandan gelen üç-dört dalgadan birisi tamamıyla teknenin içine girdi. Neyseki sağlam sintine pompası motor havuzluğunda biriken suyu bir çabukta boşalttı. Bunu dikkate alarak rüzgarın etkisi azalana kadar içeri doğru gittik. Kıyıya yakın yerlerde rüzgar etkisini kaybetti, bizde sahili iskelemizde bırakarak Gürpınar'a yöneldik. West İstanbul Marin'e vardığımzada saat 19:30'a gelmişti. Temiz banyosunda güzel duş yaptıktan sonra çilingir soframızı kurduk. Yandaki tekneden gelen buz ile içtiğimiz dahada lezzetlendi.

Bağlantıları görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap Bağlantıları görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

SON ETAP
25 / Ağustos / 2012 Cumartesi          (Yakuplu-Tuzla 35mil)

Saat 06:00'da Tuzla'ya doğru yola çıktık. Marinanın giriş mendireğindeki fenerin üzerinde bir karabatak kanatlarını kurutuyordu. Çıkış için ben iskeleme doğru döndükçe o da poz verircesine dönüyordu. Yeşilköy açıklarına geldiğimizde havaalanına doğru alçalan uçaklar bana güzel poz verdiler. Boğaz girişini geçtikten sonra adaları sancak tarafımızda bırakarak saat 13:30'da salimen Tuzla'ya ulaştık. Hayatımızın en iyi tatillerinden biriydi. İşte 5 metrelik tekne ile bunlar yapılabilir.
Yazdıklarıyla birçok bilgi edinmemi sağlayan Gezgin Korsanlara, Devekuşu ile yaptığı gezisi ile beni yüreklendiren İsmail Oruç kaptana teşekkürlerimi sunarım. Zafer Bey ve diğer arkadaşlarada 5 metre tekne yapımı konusunda başarılar dilerim.

Herkese sevgiler.
Cevat İpekçi
« Son Düzenleme: Mart 05, 2013, 11:01:42 Gönderen: Umut Korkmaz »
*
Ynt: Resneli Niyazi Seyir Defteri
« Yanıtla #1 : Şubat 20, 2013, 01:47:22 »
E sen neredeydin be Kardeşim?

Harika.... Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap
*
Ynt: Resneli Niyazi Seyir Defteri
« Yanıtla #2 : Şubat 20, 2013, 01:56:35 »
Bu mudur? Budur!  Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap
Cevat Korsan, gelecektekileri keyifle bekleyeceğim... Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap
Gel beni maviliklere götür
Sonra istersen hiç getirme
Getirirsen, sen de gitme
*

    Çevrimdışı Cevat İpekçi

  • * Gezgin Korsan
  • 714
    • Yaşadığı Şehir
  • İstanbul
    • Tekne Adı
  • Barıs, Tuzla
Ynt: Resneli Niyazi Seyir Defteri
« Yanıtla #3 : Şubat 20, 2013, 01:59:04 »
   Değerli Cem Kaptanım,
 Gönül tasımı sizlerden doldurmakla meşguldüm.
*

    Çevrimdışı Noyan Bakır

  • * Gezgin Korsan
  • 6.906
    • Yaşadığı Şehir
  • Ankara
Ynt: Resneli Niyazi Seyir Defteri
« Yanıtla #4 : Şubat 20, 2013, 02:05:58 »
Teknenizin kamaralı hali çok hoşuma gitti.
Çizgiler çok uyumlu, görünüşü çok albenili olmuş.
Güle güle kullanın.
Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap T.C.G. SAVARONA Denizcilik Müzesi olmalıdır.
*

    Çevrimdışı Cevat İpekçi

  • * Gezgin Korsan
  • 714
    • Yaşadığı Şehir
  • İstanbul
    • Tekne Adı
  • Barıs, Tuzla
Ynt: Resneli Niyazi Seyir Defteri
« Yanıtla #5 : Şubat 20, 2013, 02:12:00 »
     Bahadır kaptanım, Noyan kaptanım, teşekkür ederim.
*

    Çevrimdışı Noyan Bakır

  • * Gezgin Korsan
  • 6.906
    • Yaşadığı Şehir
  • Ankara
Ynt: Resneli Niyazi Seyir Defteri
« Yanıtla #6 : Şubat 20, 2013, 02:12:04 »
Resneli Niyazi ismi nereden geliyor?
 
Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap T.C.G. SAVARONA Denizcilik Müzesi olmalıdır.
*

    Çevrimdışı Noyan Bakır

  • * Gezgin Korsan
  • 6.906
    • Yaşadığı Şehir
  • Ankara
Ynt: Resneli Niyazi Seyir Defteri
« Yanıtla #7 : Şubat 20, 2013, 02:14:56 »
Sorumu doğru yerde sorayım;
Resneli Niyazi ismi nereden geliyor?
Ailede İttihatçı mı var?  Severim ittihatçıları.
« Son Düzenleme: Şubat 20, 2013, 02:23:24 Gönderen: Noyan Bakır »
Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap T.C.G. SAVARONA Denizcilik Müzesi olmalıdır.
*
Ynt: Resneli Niyazi Seyir Defteri
« Yanıtla #8 : Şubat 20, 2013, 02:35:44 »
Bağlantıları görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap
     Kısaca yazmam gerekirse. Yalansız, çıkarsız olarak yurduna hizmet etmeye azmetmiş bir yurtseverin ismini yaşatmak.

Gönlünüze, yüreğinize sağlık Cevat Korsan Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap
Gel beni maviliklere götür
Sonra istersen hiç getirme
Getirirsen, sen de gitme
*

    Çevrimdışı Cevat İpekçi

  • * Gezgin Korsan
  • 714
    • Yaşadığı Şehir
  • İstanbul
    • Tekne Adı
  • Barıs, Tuzla
Ynt: Resneli Niyazi Seyir Defteri
« Yanıtla #9 : Şubat 20, 2013, 02:37:05 »
    Yok Noyan kaptanım. Anılarını, yaşam öyküsünü okuyunca, Resne'de sayın Dimitar Muçevski beyefendiden Resneli Ahmet Niyazi hakkında daha geniş bilgi aldıktan sonra kişiliğine hayran oldum. İsminin unutulmasının vefasızlık olduğunu düşünerek küçücük teknemde onu yaşatmış gibi oluyorum.
*

    Çevrimdışı Meltem Anay

  • * Gezgin Korsan
  • 1.298
    • Yaşadığı Şehir
  • Eskişehir-Mytilene
Ynt: Resneli Niyazi Seyir Defteri
« Yanıtla #10 : Şubat 20, 2013, 02:59:54 »
Çok güzel yaşamışsınız, çok güzel yazmışsınız Cevat Korsan...En önemlisi de denizi yaşamanın teknemizin ne olduğundan çok bize bağlı olduğunu örneklediğiniz için... Teşekkürler  Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap
Setur Mytiline Marina
*

    Çevrimdışı Soner Çevik

  • * Gezgin Korsan
  • 334
    • Yaşadığı Şehir
  • İstanbul
Ynt: Resneli Niyazi Seyir Defteri
« Yanıtla #11 : Şubat 20, 2013, 07:37:13 »
Sabah sabah bir solukta okudum,harikasınız Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap
*

    Çevrimdışı Dilek Ergül

  • * Gezgin Korsan
  • 2.602
    • Yaşadığı Şehir
  • İstanbul
Ynt: Resneli Niyazi Seyir Defteri
« Yanıtla #12 : Şubat 20, 2013, 08:34:38 »
Elinize saglik olsun; olsunda daha cok yazin. Esinizi kutlarim  Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap 12mt tekneye adim attiramadi bizim komsu esine:) nazar degmesin. Bana gelince bu hikayeden kissadan hisse tutmayin beni gari gidiyom ben Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap
*
Ynt: Resneli Niyazi Seyir Defteri
« Yanıtla #13 : Şubat 20, 2013, 08:43:45 »
Hakkaten Cevat korsan neredeydiniz bu zamana kadar ?

Gezi ve anlatımınız çok güzel Elinize sağlık. Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Bu soğukta güzel gitti doğrusu...
« Son Düzenleme: Şubat 20, 2013, 08:44:44 Gönderen: Hasan Yanarkaya »
*

    Çevrimdışı Mustafa Özdemir

  • * Gezgin Korsan
  • 2.423
    • Yaşadığı Şehir
  • Foça
    • Tekne Adı
  • MÜGE
Ynt: Resneli Niyazi Seyir Defteri
« Yanıtla #14 : Şubat 20, 2013, 08:55:16 »
Tebrikler Cevat korsanım.İnsanın istedikten sonra yapamayacağı bişey yok gibi Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap
Y/Y  MÜGE - Büyükdeniz Foça