0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

*

    G. B.

İzmit'te 60 yıl önce denizle yaşanırdı.
« : Şubat 09, 2011, 00:53:29 »
Nilüfer arkadaşımızın kitaplar ile ilgili yazdıklarını okurken, adının altında "Kocaeli" yazdığını görünce," demek ki, İzmit'te hala deniz var" diye içimden geçirdim.
60 yıl öncesi gözümün önüne geldi:

Halkevinin önündeki rıhtıma dizilmiş, tenteli sandallardan birini ailece kiralar, körfezin iyice doğusundaki sığlıklara gider, sandaldan denize girerdik. Anneannemin sadece ayaklarını suya sokmaya çalışırken sandalın hafifçe yan yatmasıyla, elbiseleriyle denize düşüşünü anımsıyorum. Şimdi oralar fuar alanı olsa gerek. Sandal kiraladığımız rıhtım da zaten çoktan E5 karayolu oldu. Daha sonra sahilden bir de demiryolu geçti. Artık tarihi tersane de yer ile yeksan olmuştu; o kocaman kapısına, nöbetçi deniz erlerinin izin verdiği ölçüde yaklaşıp içerde olup biteni görmeye çalıştığımız büyülü mekan.

Bazı hafta sonları vapurla Değirmendere'ye gider, ulu çınarların altına kilimleri serer, hemen soyunur denize koşardık; akşama üzeri yoğurt kaplı kıpkırmızı bir deri ile yatağa dokunmadan uyumaya çalışırdık. Doğal olarak, orada da denizi doldurdular; ancak 99 depremiyle doğa kıyı çizgisini yeniden çizebileceğini Değirmendereliler'e anımsattı. Ama bundan yıllar önce bu körfez, Üsküdar faciası ile, doğanın gücünü göstermiş, arkadaşlarımız gözümüzün önünde boğulmuştu.

Yüzmeyi Değirmendere'nin iki-üç adımda derinleşen denizinde öğrenemedim. Akçakoca İlkokulu'nu bitirdikten sonra, yaz tatillerinde arkadaşlarımızla Tütünçiftlk'e gitmeye başladık. Türkiye uzun mesafe yüzme şampiyonlarından Nedret Er orada, saatlerce yüzerek  antrenman yapardı. Onu izlemeye başladım; yüzüş stilini kendi kendime çalışarak uygulayabilir duruma geldim. Ancak daha liseyi bitirmemiştik ki, Tütünçiftlik'in batısındaki çok özelliği olan bir burun, arıtım tesisleri için altüst edilmeye başladı. Artık denize daldığımızda bile tesisin bacalarından çıkan, sarmısaklı çürük yumurta kokusunu duyuyorduk. İzmit'te denizin sonu gelmişti.

Ama, uzun Ankara ve İstanbul yıllarından sonra, bütün bu sonu kötü biten gelişmeleri, ancak belleğimi zorladığımda anımsıyorum. İzmit denince, deniz ile ilgili olarak aklımda kalan, pirat ve şarpi yarışları ile Sefa Abi'nin dragonudur. O güzelim dragonu, denize açıldığında, saatlerce kıyıdan izlerdim; içim gittiği halde Safa Abi'ye neden bir kere bile "beni de yanına alsana" demediğime şaşıyorum, sanırım utangaçlığımdan. Daha sonraki 55 yıl  boyunca, yelkenlileri hep güzel bir tablonun hoş ögeleri olarak uzaktan izledikten sonra, ani bir kararla yelken yapma sevdasına kapıldığımda, o dragonun hortladığını düşündüm.

Biraz geç oldu ama olsun. Sekiz ay önce bir yelkenli alma kararımızda, o günlerin denizle barışık İzmit'inin ve o dragonun etkisi azımsanamaz.
« Son Düzenleme: Şubat 09, 2011, 01:11:33 Gönderen: Güven Birkan »
*

    N. Ö.

Ynt: İzmit'te 60 yıl önce denizle yaşanırdı.
« Yanıtla #1 : Şubat 09, 2011, 09:01:59 »
Günaydın, sabah sabah bu yazıyı okuyunca pek hüzünlendim Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap
doğduğum ve yaşadığım şehirde 6-7 yıl öncesine kadar denizle hiç iletişimim olmadı. hele bu denizde yüzmeyi hayal bile edemedim.
sizin anlattığınız İzmit'i daha önce masal gibi dinledim ve ya Cemal Turgay fotoğraflarından gördüm Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap
Anlattığınız İzmit'e göre, benim şu an işyerimin kapısından çıkıp bir kaç adım attığımda denize ulaşmam lazım ama önümde 4 şerit karayolu var onu çirkin gereksiz devasalıkta bir üst geçitle aşınca bir alışveriş merkezi onu aşınca bir restaurant onu da aşınca uzun bir otopark ve gerisinde dolgu alanı...
2004 te yelkenli kullanmayı öğrenmeye karar verip İzmit Yelken Klübüne gittiğimde üzerinde piratları yüzdüreceğimiz denizi görünce hevesim bir hayli kırılmıştı. bu denize kazara düşersem kanser olup çıkarım demiştim arkadaşlara ve o denize düşme korkusu yüzünden öğrenim süresi çok keyifli geçmedi Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap
sonra düştüm, kanser olmadım ama çok meşhur oldum ( bütün yerel gazetelere sırılsıklam iskeleye çıkış fotoğrafımla haber olmuştum, kendimi en son Zaman gazetesinde gördüm, acemi yelkenci ölüm tehlikesi atlattı başlığıyla Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap )
o denize düştükten sonra artık yelkenli kullanmayı öğrendim çünkü yaşayabileceğimi düşündüğüm en kötü şeyi yaşamıştım Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap
 




*

    H. L.

Ynt: İzmit'te 60 yıl önce denizle yaşanırdı.
« Yanıtla #2 : Şubat 09, 2011, 09:28:22 »
Ben yüzmeyi İzmit Körfezi'nde öğrenenlerdenim.
Çocukluğum Derince'de geçti.
Arkadaşlarla evden habersiz "Yanıklı" sahilinde (şimdiki 60 Evler) denize girerdik.
Tütünçiftlik'ten sandal kiralayıp balığa çıkardık.
Bir gün o kadar çok balık tutmuştuk ki belediye otobüsü bizi almamıştı.
Tütünçiftlik'ten Derince'ye kadar demiryolundan balıkları eve taşımıştık.
Hatta abartayım:)
Bir gün Ankara'dan teyzemler gelmişti ve hep beraber Diliskelesi'ne denize gitmiştik.
Denize girdiğimiz yer şimdiki Çolakoğlu Metalurji'nin oralardı.
Derince'den kaşıkla lüfer, çinekop tutulurdu.
Tavşancıl sahilleri ise denize girmek için en çok tercih edilen bölgeydi.
O dönemler Körfezdeki kirlenme yeni yeni artmaya başlamıştı.
Bazen fabrikalardan salınan gazlardan gözlerimiz yanardı.
Herşey çok hızlı gellişti ve
Kısa bir zaman sonra da deniz yanına yaklaşılamaz hale geldi.

*

    A. C. Ö.

Ynt: İzmit'te 60 yıl önce denizle yaşanırdı.
« Yanıtla #3 : Şubat 09, 2011, 10:04:57 »
't'yi 'r' yapıverin bir şey değişmediğini göreceksiniz: İzmir'de de 60 yıl önce denizle yaşanırdı...

 
*

    C. D.

Ynt: İzmit'te 60 yıl önce denizle yaşanırdı.
« Yanıtla #4 : Şubat 13, 2011, 15:16:03 »
Yaşama İzmir'de merhaba deyip
İzmit'te devam eden kişiler kervanında yer alan biri olarak;

İzmirden 60 lı 70 li yıllardan bir anı;
Konak yada karşıyaka vapur iskelelerinde havalar ısındımı belinde minik bir kese ile
gençler vapur iskelesinde su içinde dolanır.
''Para atan, para atan'' diye tempolu bir söylemle,
vapur yolcularını etkileyip bozuk para atmalarını sağlarlardı.
Denize atılan bozuk parayı dalıp çıkarırlar,
parayı denize atan yolcuya gösterip sonrada keselerine koyarlardı.
O zamanki vapur iskelesi konak camisine daha yakın bir yarde ve yaklaşık 10 metre derinlikte idi.
Denize atılan bozuk beş yada on kuruşlar ya da arada bir
bonkör yolcuların attığı nikel 25 kuruşların
pırıltılar salarak dibe ulaştığını hüzünle hatırlarım o iskeleleri her gördüğümde. Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

80 li yıllarda üniversiteyi bitirip İzmit'te Batı anadolu yeraltı
kaoksiyel kablo döşenmesi ve ölçümleri için Sıemenste çalışırken
mesai bitimi Kırazlıyalı ve Tavşancıl sahillerinde denize girip
kaşıkla lüfer ve çinekop tuttuğumuzu da aynı hüzünle hatırlarım.

Başka yer kalmamış gibi iki büyük rafineri ülkemin güzide iki güzel
şehrine bağrına hançer girercesine sokuluverdi en başta,
sonrasında kimyasal işletmeler çimento fabrikaları .....
sustum Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap