Gezgin Korsan

Korsan Kıraathanesi => Güverte Sohbetleri => Konuyu başlatan: İlker Erkman - Nisan 04, 2015, 18:54:31

Başlık: DUMLUPINAR
Gönderen: İlker Erkman - Nisan 04, 2015, 18:54:31
                                         Bu Kahraman vatan evlatlarının ruhları şad olsun

                               
(http://s15.postimg.org/a29vyhqvb/Dumlup_nar.jpg) (http://postimg.org/image/a29vyhqvb/)


81 denizciden hazin veda: Vatan sağolsun

 Yıl 1953... 4 Nisan pazar günü. Gün henüz ağarmamışken, Eceabat ve Nara kıyıları şiddetli bir çarpışmanın gürültüsüyle sarsıldı. Bu sarsıntı güneşle birlikte tüm Türkiye’yi saracak ve çarpışmanın gürültüsünü sessiz hıçkırıklara dönüştürecekti. Naraburnu açıklarında İsveç şilebi Naboland ile çarpışarak Çanakkale Boğazı’nın sularına gömülen Dumlupınar denizaltında hayatlarını kaybeden 81 denizci ise tarihin sayfalarına ve Türk milletinin kalbine şu sözlerle kazınacaktı: “Vatan sağolsun...”

Akdeniz'de gerçekleştirilen NATO tatbikatına katılan 1. İnönü ve Dumlupınar denizaltı gemileri, manevraların sona ermesinin ardından Gölcük'e dönmek üzere yola çıktılar. 3 Nisan'ı 4 Nisan'a bağlayan gece Çanakkale Boğazı'na giriş yapan iki denizaltı gemisi, olacaklardan habersiz eve dönüyordu. Sakin geçen yolculuk saat 02.10 sularında Dumlupınar için son buldu.

SİSLERİN ARDINDAKİ "NABOLAND"

 Çanakkale Boğazı her zaman denizciler için zor bir geçiş olmuştu. Özellikle İstanbul yönüne giden deniz taşıtları Naraburnu önünde manevra yaparken büyük dikkat ve özen göstermek zorundadır. O gece Dumlupınar için bir başka şanssızlık da boğazın üstünü kaplayan sis bulutuydu. Dumlupınar Naraburnu açıklarına yaklaşırken geminin güvertesinde Süvari Kıdemli Yüzbaşı Sabri Çelebioğlu, Üsteğmen Kemal Ünver, Üsteğmen Hüseyin Yumuk, Astsubay Hüseyin Akış ve Astsubay Hüseyin İnkaya bulunuyordu. Çanakkale Boğazı'nın sularında sessiz sedasız ilerleyen tek gemi Dumlupınar değildi. İstanbul yönünden gelmekte olan İsveç Bandıralı şilep "Naboland" da aynı dakikalarda Naraburnu açıklarına gelmişti. Kaptanlığını Oscar Lorentzon'un yaptığı Naboland ile Dumlupınar, birkaç dakika sonra korkunç bir gürültüyle çarpışacak ve bu çarpışma Eceabat sahilinde dahi duyulacaktı.

VE O AN...

 Astsubay Hüseyin İnkaya nöbetçi olmamasına rağmen vardiya dışı görevine devam etmekteydi. Nara önlerine gelinirken rotada dikkatini çeken değişiklik üzerine köprü üstüne çıktı. İşte tam bu sırada güvertede bulunan kimsenin ne olduğunu anlayamadığı bir gürültü koptu ve denizciler suya yuvarlandı. Çarpışma sırasında güvertede bulunan 8 denizcden sadece 5'i gözlerini denizde açacak kadar şanslıydı. Bu 5 subay ve astsubayın dışında 2 er pervaneye takılarak, 1 astsubay ise boğularak hayatlarını kaybetti. Naboland, Dumlupınar'a baş torpido dairesinin sancak tarafından bindrmişti. Çarpışmanın gürültüsü Eceabat Limanı'nda demirlemiş olan gemiler tarafından duyuldu. Böylesi şiddetli bir darbe alan Dumlupınar, süratle baş tarafından batmaya başladı. Darbenin şiddetine dayanamayan Dumlupınar, birkaç saniye içinde Çanakkale Boğazı'nın karanlık ve puslu sularına gömüldü. Fakat denizaltı ve hayatta kalan mürettebatının yaşayacakları henüz bitmemişti. Hızla sulara gömülen Dumlupınar'ın santral dairesinde çarpışma sonucu şiddetli bir patlama meydana geldi. Denizaltı'nın tüm elektriği kesilmişti. Gemilerinin baş taraftan itibaren su aldığını gören denizciler hızla kıç torpido dairesine doğru harekete geçti. Kıç torpidoya varana kadar da arkadaşlarının birçoğunu kaybettiler. Dumlupınar batmaya devam ederken 22 denizci de kıç torpido dairesine ulaşmayı başarmış, burada kendine yer bulamayan arkadaşları hayatlarını kaybetmişti. Dumlupınar ilk şehitlerini böylelikle vermiş oldu...

GÜMRÜK MOTORU OLAY YERİNDE

 Aynı gece Eceabat Limanı'nda demirli halde bulunan Gümrük Motoru'ndaki personel, telaş içinde motora gelen bir kişi tarafından uyandırıldı. Bu kişi, Nara açıklarında bir çarpışmanın olduğunu söyleyerek, motorun kaza mahaline gitmesini istedi. Derhal yola koyulan gümrük motoru, kaza yerine vardığında deniz "panayır yeri gibiydi". Naboland, tahlisiye sandallarını indirmiş, fosforlu can yeleklerini denize bırakmış ve birçok uyarı fişeği fırlatmıştı. Gümrük motoru mürettebatı, deniz üzerinde dolaşırken tahlisiye sandallarına çıkmış ve can yeleklerine sarılmış Dumlupınar mürettebatını görerek motora aldı. Bu denizciler hızla Çanakkale'ye götürülerek hastaneye yatırıldı. Fakat hala denizin dibinde 81 kişi vardı ve onların yaşayıp yaşamadıkları bilinmiyordu. Artık onların yaşamasını ummaktan ve denizaltı kurtarma gemisi Kurtaran'ı çağırmaktan başka çare yoktu.

"DENİZ KUVVETLERİNE BAĞLI DUMLUPINAR DENİZALTISI BURADA BATTI"

 Naraburnu'nda gün ağarmıştı. Havanın aydınlanması sayesinde civarda dolaşan balıkçı tekneleri Dumlupınar'ın batarken su yüzüne fırlattığı muhabere şamandırasını gördü. Beklenen haber gelmişti. Haberi alan gümrük motoru derhal şamandıranın bulunduğu yere gitti. Gümrük motorunun ikinci çarkçısı Selim Yoludüz şamandıraya uzandı ve üzerindeki yazıyı okudu: Deniz Kuvvetlerine bağlı Dumlupınar Denizaltısı burada battı. Kapağı açın ve denizaltıyla irtibat kurun. Kapağı açtı, şamandıranın içindeki ahizeyi kaldırdı ve ümitle "Alo" dedi...


 "VATAN SAĞOLSUN..."

 Sesine karşılık bekleyen gümrük muhafızının yüreğine, karşı taraftan gelen cevap su serpti: "Buyrun, ben Astsubay Selami" Beklediği karşılığı alan Selim Yoludüz astsubay Selami'ye ne durumda olduklarını sordu. Aldığı cevap Dumlupınar'da yaşanan trajediyi açıklar nitelikteydi. Astsubay Selami geminin 15 derece sancak yönünde yatık olduğunu, elektriğin kesik olduğunu ve kendilerinin kıç torpido dairesinde 22 kişi olduklarını söyledi. Gümrük motorunun çarkçısı Selim Yoludüz, mürettebata Çanakkale Boğazı'nın Nara Burnu'nda olduklarını ve gemilerinin tahminen 90 derece derinlikte yatmakta olduğunu söyleyerek, "Endişelenmeyin. Kurtaran yolda. Sizi oradan çıkaracağız" dedi. Vatan görevi için denizaltıda bulunduklarını söyleyen Astsubay Selami'nin cevabı ise Çarkçı Selim Yoludüz'ün kulağına ve kalbine işledi: Ailelerimize selam söylüyoruz. Bizi kurtaracağınızdan eminiz. Vatan sağolsun...

 Bu, astsubay Selami'nin boğazın yüzeyindekilerle yaptığı ilk konuşma oldu. Saat 11:00 sularında olay mahaline gelen Kurtaran gemisinin çalışmaları sonuçsuz kaldıkça yüzeydekilerin umudu azalıyordu. Bu arada ilk konuşmanın ardından sırasıyla, Çanakkale Deniz Komutanı Albay Zeki Adar, Gümrük Memuru Selim Yoludüz bir kez daha ve 1. İnönü Denizaltısı ikinci kumandanı Üsteğmen Suat Tezcan Dumlupınar'la görüştü. Aşağıda Astsubay Selami ve arkadaşlarının zamanı azaldıkça, su yüzünde bulunanların moralleri bozuluyordu. Buna rağmen, Astsubay Selami'nin sesinde tereddütten ve endişeden eser yoktu. Bir süre sonra bir konuşma daha yapmak için şamandıranın başına gidildi ve ahize kaldırıldı. Aşağıdan gelen sesler hazin sonun acılı haberni verir gibiydi. Ahizenin diğer ucundan sadece dualar, ezan sesleri ve iniltiler geliyordu. Saat 15:00 sularında ise muhabere şamandırasını tutan telefon kablosu koptu. Bir daha Dumlupınar mürettebatından haber alınamayacaktı...

 
Astsubay Selami Özben'in "Vatan Sağolsun" sözleri, 84 metre derinlikte yatan Dumlupınar'dan yükselen son ses oldu.





















 
KURTARAN GEMİSİ VE KURTARMA ÇALIŞMALARI

 Kazanın ardından olay yerine gelen Amiral Sadık Altıncan, Vali Safaeddin Karanakçı ve diğer yetkililerin gözetiminde kurtarma çalışmaları başladı. Bu arada kaza çok kısa sürede gerçekleştiği için olayın farkına varmayan 1. İnönü Denizaltısı da olay yerine geri dönerek kurtarma çalışmalarında bulundu. Bu gemi dışında denizin üstünde iki muhrip, Kurtaran, motorlar ve Naboland bulunuyordu. Çanakkale Boğazı'nın akıntılı sularında Dumlupınar'ı ve mürettebatı kurtarma çalışmaları aralıksız sürdürüldü, fakat bu çaba mürettebatı kurtarmaya yetmedi. Dalgıçlar birçok defa herşeyi göze alarak Dumlupınar'a ulaşmaya çalışmış, fakat hiçbiri kurtarma çanını denizaltının gövdesine tutturmayı başaramamıştı. Kurtarma işinin tüm gereklerinin yerine getirilmesine rağmen, ne Dumlupınar ne de mürettebatı kurtarılabildi.

 Salı günü sabaha karşı ümitler tükendi. Çünkü bir denizaltı, personeline 3 gün yaşama izni vermekteydi. 72 saatten sonra içerdeki hava miktarı denizcilerin yaşamasına zaten izin vermeyecekti. Ve saat 02:15 itibariyle 3 günlük süre dolmuştu. 81 denizciden geriye kalan 22 kişiden artık ümit kesilmişti. Ertesi gün saat 15:00'te Başaran Gemisi üzerinde bir tören düzenlendi ve "Dumlupınar Şehitleri" için denize çelenkler bırakıldı.
Başlık: Ynt: DUMLUPINAR
Gönderen: Özcan Togay - Nisan 04, 2015, 21:04:26
kahraman vatan evlatlarını minnet ve saygıyla anıyoruz

paylaşım için teşekkürler İlker korsanım
Başlık: Ynt: DUMLUPINAR
Gönderen: Hakkı Algın - Nisan 04, 2015, 22:34:53
Nur içinde yatsınlar. İlker korsanım teşekkürler.
Başlık: Ynt: DUMLUPINAR
Gönderen: Erol - Nisan 04, 2015, 22:40:32
Bu öyküyü ne zaman duysam, okusam fena olurum :-\
Ruhları şad, mekânları cennet olsun.
Başlık: Ynt: DUMLUPINAR
Gönderen: Hakan Aytaç - Nisan 05, 2015, 00:49:19
Bu acı olayı her okuyuşumda ''ah bir ateş ver'' türküsü aklıma gelir.Ruhları şad, mekânları cennet olsun.
ah bir ataş ver-dumlupınar | İzlesene.com Video (http://www.izlesene.com/video/ah-bir-atas-ver-dumlupinar/1041874)
Başlık: Ynt: DUMLUPINAR
Gönderen: Mehmet Vural - Nisan 05, 2015, 11:17:13

 Saygıyla anıyorum..
Başlık: Ynt: DUMLUPINAR
Gönderen: İlker Erkman - Nisan 05, 2015, 13:56:15
Bağlantıları görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap
Bu acı olayı her okuyuşumda ''ah bir ateş ver'' türküsü aklıma gelir.Ruhları şad, mekânları cennet olsun.
ah bir ataş ver-dumlupınar | İzlesene.com Video (http://www.izlesene.com/video/ah-bir-atas-ver-dumlupinar/1041874)

Çok dokunaklı. Dumlupınar olayı nedeni ile 4 Nisan Deniz Şehitleri günü olarak kabul edilmiştir. Ülkemizin içinde bulunduğu bu karanlık ortamda gördüğüm kadarı ile basında Deniz Şehitleri günü ile ilgili en ufak bir haber bile çıkmadı. Bu vesile ile denizde hayatını kaybetmiş Tüm insanların ruhu şad olsun
Başlık: Ynt: DUMLUPINAR
Gönderen: Cenk Gürsel - Nisan 05, 2015, 14:36:41
Nur icinde yatsinlar, cok aci ve yurek burkan bir olay.
Başlık: Ynt: DUMLUPINAR
Gönderen: Ahmet Fahri Özyurt - Nisan 05, 2015, 20:11:45
bütün ŞEHİT lerimizi saygı ve sevgi ile anıyoruz. mekanları cennet ruhları şad olsun.
Başlık: Ynt: DUMLUPINAR
Gönderen: Feyiz Öz - Nisan 04, 2019, 21:42:35
Dumlupınar denizaltısı, bundan 66 yıl önce bir kaza sonucu batmış ve 81 denizcimiz şehit olmuştu...
Kahraman denizcilerimizi minnet ve saygıyla anıyoruz.
Vatan Sağolsun...
Başlık: Ynt: DUMLUPINAR
Gönderen: Cenk Gürsel - Nisan 04, 2019, 21:45:42
Mavi vatan sehitleri, isiklar icinde yatsinlar.
Başlık: Ynt: DUMLUPINAR
Gönderen: Kahraman Emiroğlu - Nisan 04, 2019, 22:01:00
10 yaşımda idim ve radyodan acı içinde olayı ailece dinledik. Cok büyük üzüntü
yaşadık. Ruhları şad olsun.
Başlık: Ynt: DUMLUPINAR
Gönderen: Mustafa Elbaş - Nisan 04, 2019, 22:55:01
Nur içinde yatsınlar.Ruhları şad olsun.
Başlık: Ynt: DUMLUPINAR
Gönderen: Hulki Erdem - Nisan 04, 2019, 23:00:59
Saygı ve rahmetle anıyoruz!
Başlık: Ynt: DUMLUPINAR
Gönderen: Hakan Zorlu - Nisan 04, 2019, 23:05:19
Allah gani gani rahmet eylesin.
Başlık: Ynt: DUMLUPINAR
Gönderen: İbrahim Sofu - Nisan 04, 2019, 23:28:17
Üzülmemek elde değil.Kahraman denizcilerimizin ruhları şad olsun. Allah rahmet eylesin
Başlık: Ynt: DUMLUPINAR
Gönderen: Serdar Çırak - Nisan 04, 2019, 23:48:05
Allah rahmet eylesin..çok üzücü..

Acaba kaç metreye battı..Dalgıç inebildiğine göre..
Daha sonra inildimi..ne oldu.
Başlık: Ynt: DUMLUPINAR
Gönderen: Özkan Yavaşal - Nisan 05, 2019, 02:12:39
Hazin bir hikaye :(( ruhlari sad olsun !


Sent from my iPhone using Tapatalk
Başlık: Ynt: DUMLUPINAR
Gönderen: Cenk Gürsel - Nisan 05, 2019, 02:32:38
https://www.youtube.com/embed/uUQvpudztjw
Başlık: Ynt: DUMLUPINAR
Gönderen: Mehmet Ali Zor - Nisan 05, 2019, 08:54:06
Tüm şehitlerimizi minnetle ve saygıyla anıyorum.
Başlık: Ynt: DUMLUPINAR
Gönderen: Hakan Erim - Nisan 05, 2019, 09:13:58
Bağlantıları görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap
Allah rahmet eylesin..çok üzücü..

Acaba kaç metreye battı..Dalgıç inebildiğine göre..
Daha sonra inildimi..ne oldu.

Sorma. Kurtarma faaliyetleri çok büyük hataların yapıldığı bir süreç. Orada dalan dalgıçlar akıntıyı hesap ederek ilerideki bir noktadan inmek istemişler ama komutan tam üstünden girmelerini emretmiş falan. Kurtarma çanının indirilebilmesi için üst kapağa bir çelik halat takılması yeterliyken ve takılabilecekken bir türlü yapılamamış.  :-\
Başlık: Ynt: DUMLUPINAR
Gönderen: Şafak Çelik - Nisan 05, 2019, 09:18:19
Bir denizaltı subayı kardeşi ve amcası olarak; bu hazin olayı çocukluğumdan beri dinler ve yaşarım. Ruhları şad olsun....
Başlık: Ynt: DUMLUPINAR
Gönderen: Hüseyin Durmaz - Nisan 05, 2019, 09:54:03
Bir kaç sene evvel İlgili yerlerden sadece dışına yaklaşmak şartı ile  izin aldık.Birkaç arkadaş dalıp üstüne çiçek bırakacaktık.Gruptaki kişilerin ayrı ayrı kendilerine özel aksilikler sebebi ile  dalamadık  olmadı.
Başlık: Ynt: DUMLUPINAR
Gönderen: İlker Erkman - Nisan 05, 2019, 11:11:34
Ruhları şad olsun bu kahraman vatan evlatlarının

Dumlupınar Balao sınıfı dizel-elektrikli, güzel ve modern bir denizaltıydı. Amerika’da 23 Nisan 1944’te “Blover” adıyla denize indirilmiş, 6 yıl süreyle Amerikan donanmasında görev yaptıktan sonra Marshall Yardımı çerçevesinde Çanakkale (Bumber) denizaltısı ile birlikte Türkiye’ye verilmişti. 9 Aralık 1950’de Türk donanmasına katılan denizaltıya Dumlupınar adı konmuştu. 95 metre uzunluğundaki denizaltı, su altında 14 mil hız yapabiliyordu.

Zamanına göre son teknolojiye sahipti ama talihsizlik Dumlupınar’ın peşini hiç bırakmamıştı aslında. Amerikan donanmasındayken daha Panama’ya yaptığı ilk seferinde sis ve kötü hava koşulları nedeniyle bir Amerikan devriyesi ile çarpışıp son anda batmaktan kurtulmuş, II. Dünya Savaşı süresince bir tek düşman gemisi bile batırmayı başaramamıştı. 1953 yılının Mart ayında NATO, Akdeniz’de büyük çapta bir tatbikat yapacaktı. Dumlupınar bu tatbikata Birinci İnönü Denizaltısı ile birlikte katıldı. Birkaç gün süren başarılı tatbikat sonrasında Dumlupınar ve Birinci İnönü Denizaltısı Gölcük’teki üslerine geri dönüyorlardı. 3 Nisan’ı 4 Nisan’a bağlayan gece  Dumlupınar denizaltısı Birinci İnönü Denizaltısının arızalanıp geri kalması üzerine Çanakkale Boğazı‘na yalnız girdi.

Köprü üstünde, içlerinde denizaltı komutanı Kd. Yüzbaşı Sabri Çelebioğlu’nun da bulunduğu 7 kişi vardı. Yolculuk Nara Burnu açıklarına gelinceye kadar normal bir şekilde geçiyor, dönüş limanı Gölcük her an biraz daha yaklaşıyordu. Tıpkı ilk seferindeki gibi yine sis çökmüş, görüş mesafesi oldukça kısalmıştı. NATO tatbikatı nedeniyle iki gün boyunca sürekli sürekli suyun altında kalan mürettebat çok yorgundu. O yüzden Köprü üstündekiler, karanlığın içinde bir anda beliren ve üzerlerine gelen dev gölgeyi çok geç fark etmişlerdi. Ege’ye açılmak için Çanakkale Boğazından geçen İsveç bandıralı Naboland şilebi, daha sonra kaptanı Oscard Lorenzon’un ifadesine göre “motor” zannettiği denizaltının üzerine doğru hızla yaklaşmaktaydı. Geminin koca silueti karanlığın içinde gitgide daha büyüyüp devleşiyor makinelerin çalışırken, çıkardığı homurtulu ses, her saniye biraz daha büyüyordu.

Köprü üstündekiler, bu ürkütücü görüntünün giderek yaklaşmasına rağmen paniğe kapılmadan çarpışmayı önlemek istediler. Ancak peş peşe verilen emirler, denizaltının yön değiştirme çabası, çarpışmayı önlemeye yetmeyecekti. Dumlupınar 9, Naboland ise 21 mil hızla giderek birbirlerine yaklaşıyordu. 3 Nisan’ı 4 Nisan’a bağlayan gece saat 02.15 sularında 3390 grostonluk Naboland Şilebi büyük bir gürültüyle baş torpido dairesinin sancak tarafından Dumlupınar Denizaltısı’na çarptı.

Eceabat sahillerinden duyulan bu çarpışmayı, denizaltından yükselen büyük bir infilak izledi. Çarpışma sırasında denizaltının güvertesinde bulunan 8 kişi çarpışmanın şiddetinden denize düştüler. Düşen sekiz kişi içinde olan 2 gözcü, Er Hüseyin Akış’ın gözleri önünde Naboland’ın pervanesinde parçalanarak şehit oldu. Bir diğeri ise boğazın soğuk sularında boğularak yaşamını yitirdi. Geriye kalan 5 denizci, boğazın soğuk sularında yaşama tutunmak için var güçleriyle uğraşıyordu.

Alarm zilleri gecenin sessizliği içinde yankılanırken denizaltı sancak başomuzluğundan aldığı yara yüzünden göz açıp kapayıncaya kadar geçen süre içinde burun istikametinde dikilerek batmaya başladı. Naboland denizaltıyı çiğnemişti adeta… Aynı anda ön kısmından yara alan Naboland’ın telsizleri de bütün dünyayı şu mesajı yayıyordu:

“Çanakkale’den 3 mil mesafedeki mevkide meçhul bir denizaltı ile çarpıştık. Acele yardıma ihtiyaç var…”

Açılan yaradan boğazın akıntılı suları, bendini yıkmış bir sel gibi içeri dolarken artık çelikten bir tabut haline dönüşen Dumlupınar da boğazın derinliklerine doğru ağır ağır iniyor, gittikçe dibe yaklaşıyordu. Ölüm, personelin bir bölümünü uykuda yakalamış, diğerleri ise bir anda gemiye dolan suyun tazyiki yüzünden fazla dayanamamışlardı. Ancak yıldırım hızıyla hareket eden üç erin, hemen kıç bölmeye geçerek kapakları kapatması sayesinde denizaltıdaki 81 kişiden 22 kişi sağ kalabilmişti.

Ve şimdi, 2’si astsubay, 20’si er, 22 denizci, 80 metre derinlikte yaşamla ölüm arasındaki incecik çizgide sessiz bir bekleyiş içindeydiler. Gittikçe tükenen soluklarında adım adım yaklaşan ölümü hissederken, yukardakilerin kendileri için sürdürdüğü olağanüstü didinmenin bir sonuç vermesi için dua ediyorlardı. Ama ne zamana kadar? İşte bunu bilmiyorlardı. Denizaltı batar batmaz kıç güvertede bulunan şamandırası otomatik olarak suların üzerine çıkmış, böylece yukardaki dünya ile bağlantı kurulmuştu.

Feci olay duyulur duyulmaz, bütün yurt yasa büründü. Deniz Kuvvetleri bütün olanaklarını seferber etmiş, Kurtaran gemisi olay yerine gelmişti, Kurtaran’ın Amerika’da batan bir gemiden 80 denizciyi kurtardığı biliniyordu. Yapılacak işlem şartlara göre hem basit hem de çok zordu. Denizaltıya kurtarma çanı takılacak. 22 kişi bu çanla yukarı alınacaktı. Kıç bölmedekiler, burada bulunan oksijen sayesinde 72 saat yaşayabilirdi.

Denizaltı 80 metre derinlikte, 15 derece sancağa meyilli olarak oturmuştu. Bu derinliğe önce kılavuz halatını indirebilmek için donanmanın en seçme dalgıçları adeta birbirleriyle yarışıyor ancak bölgedeki birbirine ters iki akıntı ve kötü hava şartları bunu engelliyordu. Doğa, denizin dibinde umutla kurtarılmalarını bekleyen denizcilerin en amansız düşmanı kesilmiş, bütün çabaları etkisiz kılmak için adeta seferber olmuştu.

Saatler hızla geçiyordu. Bütün Türkiye’nin gözü, kulağı Kurtaran’ın üzerindeydi. Oradan gelecek mutlu bir haber bayram sevinci yaratacaktı.

Üsteğmen Suat kurtarılmalarını bekleyen 22 denizciye moral verebilmek için tekrar şamandıraya dönüp konuşmaya başladı:

-Alo Selami.

-Evet Dumlu.

-Selami nasılsınız?

-Efendim hava biraz fenalaştı.

-Moralinizi bozmayın. O hava size daha iki gün yeter. Sen çocukları yatır. Sigara içmeyin.

-Yok efendim hepsi yatıyor. Sigara da içmiyoruz. Işık da yok, karanlıktayız,

-İhtiyaç lambalarını kullanmayın, lazım olacak.

-Kullanmıyoruz, zaten birinin ışığı çok zayıfladı.

Evet, ışıkla birlikte umutlar gittikçe zayıflıyordu. Son mesajı veren yine Astsubay Selami oldu. O da artık her şeyin bittiğini anlamıştı. Buna rağmen sesinde en ufak bir titreme bile yoktu. 81 şehidin ölmeden önce düşündüklerini iki kelimeyle dile getirdi:

-Vatan sağ olsun…

Biraz sonra tekrar konuşmak, onlara moral vermek üzere gelen Üsteğmen Suat seslenişlerine bir cevap alamadı. Aşağıdan iniltiler, bazı gürültüler geliyordu. Daha sonra şamandıra telinin kopması sonucu bu sesler de işitilmez oldu. Dumlupınar ile yapılan son telsiz konuşmalarıydı bunlar.

7 Nisan 1953 saat 02.15’i gösterirken bütün umutlar artık tükenmişti. Amansız doğa koşulları kurtarma çalışmalarını engellemiş, Dumlupınar denizaltısı 81 denizciye mezar olmuştu.

Kurtarma çalışmalarını, yayınladığı tebliğlerle halka duyuran Milli Savunma Bakanlığı yedinci tebliğinde denizaltıda bulunan 22 kişinin yaşamından artık umut kesildiğini açıklıyordu. Denizaltıdan sadece çarpışma anında köprü üstünde bulunan Yüzbaşı Sabri Çelebioğlu, Üsteğmen Kemal Ünver, Üsteğmen Haşan Yumuk, Astsubay Başçavuş Hüseyin İnkaya, Astsubay Başçavuş Hüseyin Akış kurtulmuş, içlerinde Komodor Kurmay Albay Hakkı Burak’ın da bulunduğu 7 subay, 35 astsubay, 39 er şehit olmuştu.

81 denizcimizin ölümü ile sonuçlanan feci kazadan sonra Naboland gemisine haciz konuldu. Kazada hatalı görülen iki kaptan da yargılandı. Yapılan duruşmaları sonucu İsveç gemisi kaptanı Lorentzon 6 ay hapis 500 lira ağır para cezasına, Dumlupınar Komutanı Yüzbaşı Sabri Çelebioğlu 1 yıl, 8 ay ağır hapis ve 800 lira para cezasına çarptırıldı.

Başlık: Ynt: DUMLUPINAR
Gönderen: Serdar Çırak - Nisan 05, 2019, 11:56:15
Kurtarma çanını şimdi internette inceledim..
Hava problemsiz olacak,o derinlikte dalgıçlar koca tüpü kapağa denk getirecekler..çok zor bir iş..ve acaba bir defada kaç kişi kurtarabilir..

Denizaltı 100 mt.  Motor,torpidoyu at 80 mt..Bir sürü ortalıkta müştemilatta var..İçerde 80 mürettebat..yani bir kişiye 1 m2 den az yer düşüyor,küçük bir duşakabin ölçüsü,ellerini yana açamıyacağın bir ölçü..


Kurtarmanın başarılamayacağı anlaşılınca,daha önce sakın sigara içmeyin denmesinden sonra..sigara içmek setbest deyince anlamışlar kalanlar..
“Ah bir ataş ver cigaramı yakayım” türküsü..
Başlık: Ynt: DUMLUPINAR
Gönderen: Alper Dora - Nisan 05, 2019, 14:24:13
Dumlupınar kazası olduğunda dedem Vedat Dora pasif görevde olduğu halde koşturarak gitmiş imkanlar sağlanırsa ben çıkarırım demiş ancak maliyetinden dolayı kabul görmemiş.
Dalış çanının da mucidi kendisi.
Başlık: Ynt: DUMLUPINAR
Gönderen: Serdar Çırak - Nisan 05, 2019, 14:25:54
Bağlantıları görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap
Dumlupınar kazası olduğunda dedem Vedat Dora pasif görevde olduğu halde koşturarak gitmiş imkanlar sağlanırsa ben çıkarırım demiş ancak maliyetinden dolayı kabul görmemiş.
Dalış çanının da mucidi kendisi.


Bir dalış çanı kaç kişi alıyor acaba..
Başlık: Ynt: DUMLUPINAR
Gönderen: Alper Dora - Nisan 05, 2019, 16:06:42
O zamanki dalış çanları 4 kişi için uygundu diye biliyorum.
Başlık: Ynt: DUMLUPINAR
Gönderen: Serdar Çırak - Nisan 05, 2019, 17:36:03
Bağlantıları görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap
O zamanki dalış çanları 4 kişi için uygundu diye biliyorum.


Vay be..hava müsaade etseymiş demekki 5-6 saat içinde kurtulurlarmış..
Çok üzücü..Allah rahmet eylesin..Oralardan geçildiğinde,Zafer anıtı gibi onlarada saygı duruşu yapılması unutulmamalı..
Başlık: Ynt: DUMLUPINAR
Gönderen: İlker Erkman - Nisan 05, 2019, 20:33:37
Bu günkü imkanlar o zaman olsaydı hepsi kurtulurdu ne yazık ki o günün imkanları ile kurtarmak mümkün olmadı
Başlık: Ynt: DUMLUPINAR
Gönderen: Alper Dora - Nisan 06, 2019, 08:15:23
O zamanın şartları denizaltıyı o anda çıkarmak içinde uygundu. Dedem çıkarılmasına izin vermedi devlet büyükleri demiş.
Başlık: Ynt: DUMLUPINAR
Gönderen: İlker Erkman - Nisan 06, 2019, 12:38:36
Bağlantıları görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap
O zamanın şartları denizaltıyı o anda çıkarmak içinde uygundu. Dedem çıkarılmasına izin vermedi devlet büyükleri demiş.
Alper Bey ben o günün şartları imkan vermedi derken insanların sağ kurtarılması mümkün olamadı demek istedim .İnsanları sağ kurtarmak varken imkanı varken devlet büyüklerinin ve özelliklede Deniz Kuvvetlerinin izin vermemesi bence mümkün değil.Bence izin verilmeyen konu Ailelerin tekrar acı çekmemesi için şehitlerimiz rahmetli olduktan sonra Denizaltının çıkarılmasına ( O günkü imkanlarla mümkünmüydü bilemem)izin verilmemiştir diye tahmin ediyorum
Başlık: Ynt: DUMLUPINAR
Gönderen: Hakan Erim - Şubat 17, 2022, 00:25:03
Bu konuya biraz güncelleme yapmak gerektiğini gördüm. Burada bahsetmişiz ama biraz eksik kalmış.

Öncelikle o zaman kullanılmak istenen "kurtarma çanı" bir seferde 8 kişi alıyormuş. Donanma son derece hazırlıklı bu harekat için. Çanın yapımcısı ABD donanmasından sonra dünyada bir tek T.C. Donanması bu çanı kullanmış, kullanabiliyor o tarihte. Bir süre önce Pendik'te tatbikat yapmışlar ve başarıyla dipteki denizaltıdan personeli kurtarmışlar. Kurtaran gemisi doktoru, çanın 8 kişi alacağını biliyor ve hatta, çan ilk bağlandığında hangi 8 kişinin geleceği, oradakilerin panik içinde çana saldıracakları gibi senaryolar çalışılıyor, olay yerine intikal edilirken.

Kurtaran gemisinin tam denizaltının üstünde konumlanması gerekiyor. Uygulamada bu dört yöne demir şamandıraları atılıp onlara bağlanıp, halatların boşları alınarak yapılıyor. Ancak hava şartları bunu çok zor hale getirmiş durumda. Hatta denemeler sırasında Kurtaran gemisi tarayıp, Dumlupınar'ın battı şamandırasına yaslanıyor ve kopartıyor. Sonradan şamandıralar yerine muhripler demirliyor ve Kurtaran onlardan halat alarak sabitleniyor.

Dumlupınar 85 metre derinlikte. Arka bölmede 22 denizcimiz sığınmış durumda. Battı şamandırası ile konuşan Astsubay Selami Özmen haricinde diğerlerinin kim olduğu bililnmiyor. Tüm mürettabat listesi var elbette ama arka bölmede şehit olan denizcilerin kimliği tespit edilmemiş durumda.

Şiddetli akıntı ve sert hava şartları nedeniyle doğrudan aşağı inmek zor dalgıçlar için. Bu nedenle denemeler başarısız oluyor. Sadece hava, helyum ve hava karışımı tüplerle inmeye çalışılıyor ama denemeler başarısızlıkla sonuçlanıyor. Burada, benim daha önce de yazdığım gibi, dalgıçların akıntıyı hesaplayıp daha ileri bir noktadan dalmak istemeleri ama buna izin verilmediği gibi bilgiler var ama söylentiden öteye geçemiyor maalesef bunlar. Aslına bakarsak, o sırada Kurtaran gemisindeki dalgıç ekibi son derece başarılı, eğitimli ve belki de Türkiye'nin en iyi dalgıçları. Esas sorun, daha 45 metreye inen dalgıç için 250 metrelere varan kablo, hortum salınmasına yol açan dalış şartları. Dalgıçlar akıntı ve bu fazladan ağırlık ile mücadele ediyorlar ve kısa sürede güçleri tükeniyor. Aralarında vurgun yiyenler de oluyor. Neyse ki Kurtaran'da basınç odası ve tedaviyi bilen doktor var, can kaybı olmuyor, iyileşiyorlar.

Aksaklıklardan bir tanesi de; dalgıcın neredeyse pasif olarak aşağı sarkıtıldığı, süngercilerin kullandığına benzer başlığı olan derin deniz dalış takımı var ama  yarı derinlikte bu donanım su alıyor, geri çekiliyor. Tamir edilip bir kaç kez daha deneniyor ama her seferinde su alıyor. Kullanılabilse 180 metreye kadar dalmak mümkün. Çan mekanizmasının çalışması için kapak üstüne çelik telin kancası bu sayede takılabilirdi, olmuyor.

Bu kaza sırasında dalgıçların, o derinliğe inebilecek olmalarına rağmen, güçlerini akıntı ve diğer deniz şartlarıyla harcamaları sonucu dalışın başarısız olduğun gözleyen Yarbay Vedat Dora, kendi adıyla anılan Dora Asansörü diye bir ekipman geliştiryor. Bu ekipman sayesinde dalgıçlar güç harcamadan istenen derinliğe indirilebiliyor. Vedat Dora bu ekipmanı kullanarak Dumlupınar'ı çıkartabileceğini bildirerek komutanlığa başvuruyor ve bu izin veriliyor.

Faciadan 5 yıl sonra, Ekim 1958'de Kurtaran tekrar Dumlupınar'ın üstüne geliyor ve Vedat Dora komutasında dalış eğitimi başlıyordu. Günler sonra eğitimi yeterli bulan Dora'nın dalgıçlar arasında kura çekmesiyle dalışlar başlıyor ve Dumlupınar'a bu sefer inilebiliyor, çelik tel bağlanıyor, Dora Asansörü çalışıyor, denizaltının durumu, yatış eğimi gözleniyordu. Plan, Dumlupınar'ın sarnıçlarına Kurtaran'dan hava pompalamak ve yüzeye çıkarmak idi. Ancak dalgıçlardan zorlu koşulların sonucu farklı bilgiler gelince durumu netleştirmek zorlaşıyordu. Bir sualtı kamerasına ihityaç vardı ama o tarihte donanmanın böyle bir kamerası yoktu. Çalışmaları takip eden gazeteciler böyle bir kamera bulup dalgıç ekibine veriyorlardı ama o zamanki şartlarda çekilen fotoğraflar ışık yeterli olmadığı için karanlık çıkıyor, yeterli detay içermiyordu. Bu sırada komutanlıktan gelen emirle "dalış eğitiminin başarıyla sonuçlandığı" bildiriliyor ve ekipler olay yerinden ayrılıyordu. Belki de acıların tazelenmesi istenmemişti, kim bilir?

Bu hazin olayla ilgili dikkatimi çeken bir kaç ayrıntı daha var. Birincisi, Dumlupınar'a çarpan Naboland şilebinin olay anında 17-18 knot hızla seyretmekte olduğu Nabloand'ın kaptanının ve diğer tanıkların ifadeleriyle kesinleşiyor. Bu hız bana göre o şartlarda, o bölge için çok fazla. Düşünsenize, Nara Burnu'nu döneceksiniz ve 124 metre uzunluğunda, 17 metre genişliğinde bir gemiyle, gece seyrinde, yaklaşık 75 derece döneceğiniz bir akıntılı geçide 18 mille giriyorsunuz...

İkincisi, ifadelerine göre, Naboland'ın gözcüsü ve kaptanı Dumlupınar'ın yeşil sancak fenerini ve beyaz silyon fenerini görüyorlar. Ancak radarları da olmasına rağmen bu deniz taşıtının bir denizaltı değil, küçük bir tekne olduğunu düşünüyorlar ve önlerinden kaçılıp, olması gerektiği gibi yol hakkına sahip oldukları için kendilerine yol vereceğini var sayıyorlar. Üstelik bugünkü Gemi Trafik Ayrım Düzeni yok ama orta hat var ve gemilerin bu orta hattı geçmemeleri gerektiği ilgili yönetmeliklerde yazılı. Kaptan da bunu biliyor ama yine de Naboland, orta hattı geçmiş ve Anadolu yakasına yakın seyrediyor.

Üçüncüsü; çarpışma sonrası Naboland gerekli tüm manevraları yapıyor, telsiz mesajı yayınlıyor, can kurtarma filikası indiriyor, can kurtarma simitleri ve yeleklerini suya atıyor, tutunma halatları sarkıtıyor vs. Çarpmanın etkisiyle suya savrulan ve Naboland filikası tarafından sudan çıkartılan Türk personel de bu disiplinli çalışmayı takdir ediyor, "Hepsi ne yaptıklarını biliyor ve eğitimliydiler" diye anlatıyor. Ancak bu eğitimin bizim personelde bu derecede olmadığı gibi bir duygu da bir an için akla gelip, içimizi buruyor.

Dördüncüsü, o tarihlerde, şimdiki gibi Sektör'ler ve radarla deniz trafiğini takip sisteminin olmadığı anlaşılıyor. Düşünün Türk Savaş Gemisi (TSG), Çanakkale Boğazı'nda seyrediyor ve çevrede kimsenin bundan haberi yok neredeyse. Halbuki başta Naboland, boğazdaki her geminin ve mevkinin bundan haberi olmalı ve TSG'nin güvenli geçişi için önlemler alınmalıydı.

Üstelik, Dumlupınar'ın hemen arkasında kardeş gemi, beraber seyrettikleri 1. İnönü denizaltısı var, bir arıza nedeniyle 10 dk. geride kalıyor ve 1. İnönü, Naboland'ın telsiz mesajını duymadan, olayı farketmeden, o noktadan geçip Marmara'ya doğru devam ediyor. Halbuki, telsiz mesajı Atina'dan dahi alınıyor. İlginç.

Tekrar aziz şehitlerimizin ruhları sağ olsun.
Başlık: Ynt: DUMLUPINAR
Gönderen: İlker Erkman - Şubat 17, 2022, 11:35:10
Verdiğin kıymetli bilgiler için teşekkür Hakan