0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
............Neyse ki teknecilik ve denizciliği bambaşka değerlendiren bir grup ıslak insanımız var. Bu şemsiye altında toplanmış Gezgin korsanlarımız, sevgi ile, yardımlaşma ruhu ile, alçak gönül ile, amatör ruh ile teknelerine, denize ve denizci arkadaşlarına yaklaşıyorlar. Böyle ıslak denizciler bize yeter. Öteki denizcileri sadece dinleyip "hımmm! güzelmiş" deyip geçeriz en fazla..!
Eskiden(birkaç yıl öncesine kadar) nerelere seyir yaptın..orada değişiklik olmuşmu..kolay bağlanılıyormu ,,market felan varmı..gibi söyleşiler olurdu..artık teknenin konforu ,yukarıdan bakışlar zoraki ,selamlaşmalar olmuş..Biz denizleri nasıl yaşıyoruz.? Denizcilerimize ne oldu demekten alamıyorum kendimi..
Postmodern düşünce tarzı malesef böyle.
Bağlantıları görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap Postmodern düşünce tarzı malesef böyle.Postmodern başka birşey diye biliyorum. Bağlantıları görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş YapPostmodernizm iyi bişey..
Gerçekten haklısınız. Hele benim gibi yaşını başını epeyi bir almış ve hayatı, çocukluktan beri hep denizle iç içe geçmiş bir adam için daha da zor oluyor bu yeni moda anlayışı görmek. Eskilerde eli yüzü toz, kir içinde teknesinin tamirat işlerini yapanlara, Litapon, üstübeç, bezir karıp Osmanlı macunu ile kendi teknesinin bakımını yapanlara, Tavşanlı kumaşından kendisi yelken dikip denizlerde dolaşanlara, pusula ve kağıt haritalarla navigasyon yapanlara "gerçek denizci" denirdi. Onların tekneleri ise her köşesi alın teri ile ıslanmış "gerçek tekneler"di. Yanlış anlaşılmasını istemem. Alın teri teknenin satın alındığı paraya mutlaka damlamıştır, buna eminim. Ama tekneye damlaması bambaşka bir haz. Şimdi benim "kendi teknemi yaptığım" kavramı bazı tekne sahipleri tarafından hayretle karşılanıyor. Neden bir tekne yaptırmadığımı veya satın almadığımı soruyorlar. Nedense bunun sebebini anlatamıyorum, anlamıyorlar. Ne yapalım bu da günümüzün trendi...Otomobillerde de aynı geçiş süreci yaşandı. Eskiden pazar günleri bahçelerinde ellerinde pasta-cila ile kaputları parlatırdık. Buji ve pilatin ayarları yapar, akülerin saf-sularını eklerdik. Biribirimizle otomobil konulu sohbetler yapar, mutlaka yardımlaşarak hobi anlamında hoş vakitler geçirirdik. Sonra ne oldu! Kapalı kutu gibi arabalar çıktı. Bu bakım gerektirmeyen arabalar ile olayın hobi boyutu kapanıverdi. Bu arabaları varlıklı insanlar birbirlerine hava atmak anlamında edindiler. Modeller, motor güçleri, klimalar, konfor kriterleri ön plana çıkıverdi.... Zaman yine geçti.... Eh! şimdi nooldu! Hepimizin böyle (teknolojik) arabaları oluverdi. Artık hava atma kavramı önemini yitirdi. Herkes günlük ihtiyacı doğrultusunda bir şey kullanıyor. Ne bu konuda fazla muhabbet var, ne de pazar günü arabasını yıkayıp süsleyip parlatanlar var. Ne arabaların ruhu kaldı, ne de biz kullananların araba sevdası...Neyse ki teknecilik ve denizciliği bambaşka değerlendiren bir grup ıslak insanımız var. Bu şemsiye altında toplanmış Gezgin korsanlarımız, sevgi ile, yardımlaşma ruhu ile, alçak gönül ile, amatör ruh ile teknelerine, denize ve denizci arkadaşlarına yaklaşıyorlar. Böyle ıslak denizciler bize yeter. Öteki denizcileri sadece dinleyip "hımmm! güzelmiş" deyip geçeriz en fazla..!