0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

*

    Çevrimdışı Hakkı Algın

  • * Gezgin Korsan
  • 5.316
    • Yaşadığı Şehir
  • İzmir
    • Tekne Adı
  • NERİSSAM,,Marmaris
AVEROF VE ADALARA VEDA
« : Mart 06, 2015, 23:17:08 »




 16.Aralık.1912,.. Averof  ve Adalara veda...
 
 
            İyi bilinen özgün nedenleri ve dinamiklerinden ötürü Batı'daki Sanayi Devriminin dışında kalan ve  sahillerinin toplam uzunluğu itibarıyla 19ncu yy.'ın ikinci yarısında dünyada beşinci sırada yer alan Osmanlı İmparatorluğu yönetimi, özellikle 1854-1856 Kırım savaşı döneminde modern askeri denizciliğin önemini kavramıştı. İzleyen yıllarda, 1860'lara doğru, Sultan Abdülaziz'in denize ve bahriyeye ilişkin konulara olan kişisel merak ve ilgisinin de sonucu olarak Batı'ya yüklü miktarlarda borçlanmalarla , çok sayıda  artık miyadını tamamlamış savaş gemisi satın alınarak İngiltere ve Fransa'nın ardından yerkürenin 3ncü, hatta bazı kaynaklara göre belki de ikinci , en görkemli görünen bir harp filosu oluşturulmuştu. Ne var ki, düzinelerle buharlı zırhlı ve firkateynlerden kurulu bu yeni Osmanlı Bahriyesi'nin büyüklüğü salt nicel, sayısal bir büyüklükten öteye gitmeyerek , operatif etkinlik anlamında pek bir değer ifade etmemekteydi.. Devlet Hazinesine hayli külfet getirecek şekilde çok yüksek faizli istikrazlarla İngiliz ve ardından ağırlıklı olarak Fransız finans kuruluşlarından sağlanan mali kaynaklarla elde edilerek  Kasımpaşa Sütlüce arsında dizilerek Halici dolduran bu devasa donanmanın gemileri, eğitimli teknik bakım personeli yokluğundan ötürü giderek boylu boyunca yatarak paslanmakta olan bir hurda demir yığınına dönüşmekteydi. Sultan'ın da buyruklarıyla   Donanmanın Marmara'da bir manevra yapması planlandı. Hem, böylelikle, Başkent halkının moralinin de yükseleceği düşünülmüştü.1865 yılının güzel bir Mayıs günü sabahı en büyük zırhlılardan oluşan eskadrona sözkonusu tatbikat için Haliç'ten demir alma emri verildi. Kıyılarda merakla öbekleşmiş halkın da coşkulu tezahüratıyla sanki tam bir bayram havası içinde gemiler yarım yolla tam Sarayburnu açıklarından geçerken birisinin kazanı patladı ve gerisin geriye Kasımpaşa'ya, üsse çekildi, diğer iki gemi ise biraz daha şanslıydı, ancak onlar da Hayırsızada kerterizine girdikleri anda elektrik sistemleriyle, uskur şaftları arızalarıyla karşılaşarak hareketten sakıt kaldılar ve tüm gayret ve olanaklar seferber edilerek hareket noktası olan Haliç'e geri dönüldü. Böylelikle, iyiniyetle tasarlanan  manevra daha başlamadan son bulmuş oldu. Evet,o görkemli filo girmiş olduğu Haliç'ten, yılın belli zamanlarında Dolmabahçe-Çırağan Sarayları açığında düzenlenen alay-donanma şenlikleri etkinlikleri gibi bazı küçük istisnaların dışında, bir daha öyle pek Marmara'ya ya da Karadeniz'e doğru çıkma girişiminde bulunmadı. Yetişmiş eleman yokluğundan gemilerin periyodik bakımları aylar boyu hiç yapılmadı. Yanısıra, muharip denizci personel de tamamen denizden uzak ve eğitimsiz bırakıldı . İhmaller,sorumsuzluklar ve ilgisizliklerle gelişen bu olumsuz süreç , Bahriye'den pek hoşlanmayan İkinci Abdülhamit'in tahta çıkmasıyla birlikte daha da vahim bir nitelik kazandı. Artık, nicel bakımdan da olsa, kağıt üzerinde de öyle kabul edilse, ama  boyut ve büyüklük bakımından yine de  hala  dünya üçüncüsü olan o muazzam armada, bu kez bir daha hiç çıkmamacasına temelli olarak Haliç'e kapatıldı ve kesinlikle  iflah olmayacak kertede iyice paslandırıldı ve sonuçta işe yaramaz  köhne bir enkaz  yığına dönüştürüldü. Giderek çoğu gemilerin sökümleri yapılarak , kelepir hurda demir fiyatından tüccarlara satışla düşüncesizce elden çıkarıldı. Yine , bu dönemde ilgisizlik ve vurdumduymazlık o denli tavan yapmıştı ki, malum hurda armadayla birlikte kendisi de Haliç'te kapatılıp o feci yazgısını bekler durumdaki dünyanın en büyük kalyonu ünvanını taşıyan  , Yunan İsyanı ve Kırım Savaşı Gazisi Mahmudiye Kalyonu da, bazı Nezaret memurlarının maaşlarına ödenek kaynağı temini faslından hareketle saygısızca, sevgisizce vahşice parçalanarak, tahta ve kereste yığınları halinde tüccara satılmıştı.
 
              Donanmadan yoksunluk , önce 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşında acı bir biçimde yaşandı.Dünyanın üçüncü büyük filosunun büyükçe kısmını   henüz hurdaya elden çıkartmış Osmanlı İmparatorluğu,Karadeniz sathındaki üstünlüğü eline geçiren Rusya'ya karşı çaresizlik  ve acz içinde hiçbir tepki gösteremiyordu. Daha sonra, Osmanlı için belki de en trajik çarpıcı askeri deneyim , 1897 Yunan Savaşı boyunca en küçültücü şekliyle Ege'de yaşanmıştı.. Osmanlı Kara güçleri Tesalya'yı boydan boya geçip Atina'ya çok yakın bir mesafede bulunan Dömeke'de Yunan Ordusunu perişan etmiş ve Atina'nın düşmesi gerçekten an meselesi iken, Ege'deki küçük ama Fransa'dan satın alınan gemilerle etkin bir hale gelen , iyi eğitimli çevik Yunan filotillası karşısına çıkacak gücü kendinde bulamamıştı Osmanlı, hurdaya çıkmaktan kurtulmuş tek tük eski harp gemisiyle.. Oysa, yüzyıl başına doğru, esas olarak Mora Yarımadası ve önündeki bir grup adadan ibaret olan küçük Yunanistan karşısında Osmanlı ülkesinin coğrafi konumu, kuzeyden de, doğudan da, güneyden de Ege'nin tamamına yönelik bir stratejik denetim için Osmanlı'ya hala avantaj sağlar bir görünümdeydi. Durum böyleyken, en küçük bir uzakgörüşlü değerlendirmeye yer vermeden , 1822-1827 dönemindeki  Yunan Ayaklanması  sırasında Ege'de çok kez yaşanan askeri olumsuzluk ve başarısızlıklardan da kesinlikle hiçbir somut ders çıkartmayıp, en küçük bir önlem alınmadan ve yaşamsal hazırlıklar yapılmadan, dış hat konumunda olunmasına karşın, Ege'nin tüm deniz sahasının denetim ve inisiyatifi küçük Yunan filotillasına terkedilmiş olunmuştu. Bu onur kırıcı, acı tablo da,  Osmanlı İmparatorluğu'nun deniz hak ve çıkarlarının ne denli büyük bir tehlike altında olduğunu ve yakın bir gelecekteki gündemi oluşturacak  yaklaşmakta olan Osmanlı-İtalyan Savaşı ve Balkan Savaşlarındaki kaçınılması olanaksız  felaketlerin en güçlü sinyallerini vermekteydi...
 
                Açgözlü, genç İtalyan emperyalizminin yayılmacı politikasına uygun bir şekilde ani ve apansız bir şekilde Trablusgarb'ın istila edilmesi girişimiyle başlayan İtalyan Savaşı, Mustafa Kemal'in, Enver Bey'in ve diğer yiğit, vatanperver ve özverili kahramanların onca çabalarına karşın donanmasızlıktan takviye, ikmal ve  lojistik destek zinciri oluşturulamadığından sonunda trajik bir şekilde kaybedilmiştir. Yine,deniz alanlarında İtalya ile başedebilecek nitelikte bir Osmanlı deniz gücü olmadığı için İtalya karada Tobruk, Bingazi ve Derne önlerinde çok zor durumlara düştüğü çatışmalar sonucu Osmanlı'nın direncini kırmak amacıyla , ortada herhangibir Osmanlı deniz unsuru olmadığından kolaylıkla denetimine aldığı deniz alanlarında harekata girişerek Anadolu'nun doğal parçaları olan Menteşe Adalarını(Oniki Ada)  sorunsuz bir şekilde eline geçirmiştir. Öyle ki, Trablusgarb'daki muharebelerin henüz bütün hızıyla sürmekte olduğu evrede Osmanlı'ya boyun eğdirmek için işgal etmiş olduğu Oniki Ada'yla yetinmeyen İtalyan filosu önü müsait ve açık olduğundan Savaşın sonuna kadar tüm Batı Anadolu kıyısı boyunca sürekli tacizde bulunmuş ve Çanakkale Boğazı'nı zorlama girişimlerine hiç ara vermemiştir.
 
              Sanayi Devrimi'nin temel maddi ögeleri olan ağır sanayi ve metalürji üretiminin karmaşık süreçleri, uluslararası ölçekte bir ucu savaşlara dayanan çıkar ilişkileri ve bağıntıları, ilhaklar ve bu süreçlerde ana  üretici güçler olarak etkin bir biçimde katılan  modern kategorik katmanlarla, endüstri toplumunun kendine özgü belirleyici iç ve dış  etmenleri ve tüm bu sosyo-ekonomik olguların ışığında somut olarak gözler önüne serilen bir büyük maddi zenginlik ve gelişmişlik ; işte,döneminde modern bir devlet ve modern bir toplum olmayı başaramayan çok uluslu sanayi öncesi Osmanlı İmparatorluğu, koşullar ve olanaklar denk ve benzer olmadığından  daha işin başında İtalya'ya, ya da azgın Kapitalist-emperyalist Batı'ya karşı yenik  çıkıyordu muharebe alanına, kendi ürettiği modern harb silah araç ve gereçlerine sahip olmayarak...Bir de 1900'lü yılların başlarında konjonktürel bir talihsizlik yaşamaktaydı Osmanlı İmparatorluğu, İran, Çin gibi varlıklarıyla emperyalizmin doğrudan çıkar ve ilgi alanlarına giren köklü geçmişi olan ülkeler.. Bu da,''... Great Powers...'' ya da Düvel-i Muazzama'nın hem aralarındaki donanma güç dengelerini düzenlemeyi, hem de öteki ülkelere işlerine geldiği gibi, çifte standart uygulamalarıyla, dilediğince keyfi politikalarla savaş gemisi satışı işlemlerini güya 'gözetim' altına almayı öngören güya birtakım çok taraflı 'protokollar'dan kaynaklanıyordu. Dolayısıyla, sözgelimi İngiltere 1910'a doğru Türkiye'ye pek savaş gemisi satmaya yanaşmıyordu. Zira, Hicaz Demiryolları ihalesini Almanya'ya kaptırmıştı. Ayni şekilde  mülkiyeti tartışmalı Malvinas (Falkland Adaları) nedeniyle Arjantin'e pahalı fiyattan dahi olsa satışa burun kıvırmaktaydı.A ma ayni İngiltere Arjantin'le toprak ihtilafı yaşayan Brezilya ile Şili'ye çok uygun ödeme koşullarıyla dilediği savaş gemisini anında gönderebilmekteydi. Ayni şekilde , Osmanlı'nın talepleri karşısında oldukça kaprisli davranan bu Britanya, kendi emperyalist doğasına uygun olarak  , hemen bir süre sonra, Osmanlı'yla olacak Balkan Savaşı sırasında Kuzey Ege'deki kapışmasında son derece etkili rol oynayacak olan  devrin en süratli torpedo destroyerlerinden dördünü hiçbir pürüz çıkarmadan mühimmatıyla birlikte Yunanistan'a teslim etmişti. Yine, benzer bir olumsuz durum Fransız Hükemeti için de sözkonusu olmuştur. Osmanlı Merkez Bankası ve Düyun-u Umumiye'de etkin olan Credit Lyonnaise kaynaklı Fransız finans kapitali, Osmanlı borçlarının geriye ödenmesi konusundaki karamsar mali raporlarıyla, İttihat ve Terakki'nin işbaşına gelmesinin ardından Ordu savaş malzemelerinin alımında  Almanya'nın yeğlenir oluşu, Fransa'nın Osmanlı'ya olan tutumunu böylece belirlemiştir.. Durum böyle iç karartıcıyken,1910'a gelindiğinde, yaptığı son alımlarla Ege'de zaten Osmanlı aleyhine bozuk olan dengeyi şimdi iyice bozan tahrikkar Yunanistan karşısında iyice çaresiz kalan İmparatorluğun gündemindeki en acil ve öncelikli konulardan biri de tezelden savaş gemisi temin edebilmekti. Yaşanan olumsuz konjonktörde geriye iki ülke kalmıştı ABD ve Almanya.. Dikkatli araştırmalar sonucu satışa sunulan Amerikan gemilerinin hem çok pahalı, hem de düşük nitelikli olduğu kanaatine varılınca vazgeçilerek sonunda naçar bir halde Almanya'nın kapısı çalınacaktı.. Almanya'nın İmparatorluğa satmayı düşündüğü Brandenburg sınıfı iki eski zırhlı zırhlı dönemin koşullarına göre demode, hantal, ateş hızları yavaş ve az yollu gemilerdi. Kuşkusuz, Almanya'nın elinde satabileceği bunlardan çok daha iyi nitelikte muharebe gemileri, kruvazörler, drednotlar vardı ama sunulanlarla yetinmekten başkaca seçenek kalmamıştı... Gemiler İstanbul'a vardığında halkın büyük sevinç gösterileriyle coşkuyla karşılandı. Kurbanlar kesildi, gemilere Barbaros Hayreddin ve Turgut Reis adları verildi.. Böylelikle, üstün  Yunan Donanması'na göre nisbeten sayısal bir denklik oluşturulmuş gibi görünüyordu.. Ama AVEROF farklıydı... Osmanlı Siyasi Otoritesi ve Başkomutanlığı bu savaş makinasının gücünü ve yeteneklerini doğru değerlendirememiş ve ona göre yaşamsal önlemleri alamamıştı ne yazık ki...
 
                   1909 yılına gelindiğinde İtalyan Hükümeti kendi donanması için Livorno gemi yapımı tezgahlarında yaptırmakta olduğu Pisa sınıfı üç zırhlı kruvazörden birini  satışa çıkarmıştı. Pisa sınıfı bu gemiler, drednot öncesi döneme ait gemiler kategorisinde yer alıp hem sürat ve hem  ateşgücü bakımlarından neredeyse drednotlarla ayni performansa sahip olan ve birçok deniz gücünün gıptayla sahip olmak istediği gerçekten çok kudretli savaş gemileriydi. Osmanlı Siyasi Otoritesi de, Bahriye Nezareti de derhal bu durumdan haberdar olup sözkonusu satışın koşullarıyla ilgilendi, ancak  talep edilen fiyatın, bu amaçla ayrılan devlet bütçesinin çok üzerinde olması ve İtalyanların bir türlü pazarlığa yanaşmamaları üzerine alımdan vazgeçildi.. Satışa sunulan bu güzel gemiyle ilgilenen sadece İmparatorluk değildi. Megalo İdea yayılmacılığının temelini ısrarla güçlü bir donanma oluşturmada gören ve birbuçuk yıl sonra patlak verecek Balkan Savaşı'nın kokusunu alıp da hazırlıklarını bu doğrultuda sabırla, özenle ve kararlılıkla yapan Yunanistan, büyük bir istekle bu geminin alımı işine kaptırdı kendini. İtalyanlar aynen Osmanlı taliplere olduğu gibi yine inatçı, şaşmaz bir kararlılıkla geminin niteliğine ve gücüne binaen ayni satış değerini söylemekteydiler. Ortaya getirilen miktar küçük Yunan Krallığı'nın da bütçesini epey zorlar nitelikteydi. Defalarca satış görüşmeleri yapılmasına karşın, İtalyan tutumunda kesinlikle bir sapma, bir gerileme görülmüyor ve en küçük bir mesafe alınamıyordu. İşler artık tam bir çıkmaza girmişti ve Yunan satın alma delegasyonun da umudu kalmamış ülkelerine dönüş hazırlıklarını yapmakta oldukları bir anda Londra'da, Moskova'da  silah-petrol vd. ticaretiyle uğraşarak epey servet sahibi olmuş, yine bir başka etnik paydaşı  Basil Zaharof kadar etkin bir konum ve durumda  olan Yunan asıllı bir iş tycoon'u Yunan Kabinesi ile temasa geçerek sözkonusu savaş gemisinin satın alınması için gerekli olan bakiye üçte birlik meblağı karşılamaya hazır olduğunu güçlü bir şekilde belirtiyordu.. Bu kişinin adı Georgios Averof'tu...
 
              Ve gemi alındı. Banisinin adına ithafen AVEROF adı verildi... Geldiği Pire limanında büyük tantanalarla karşılandı. Geminin Pire'ye gelişi adeta bir Ulusal Bayram günü olarak kabul görmeye başlandı giderek..
 
              Uzak görüşlü,zeki bir politikacı olan Başbakan Venizelos'un bizzat önayak olmasıyla, böyle yetkin bir 'brand new' savaş makinasının amiral gemisi olarak önderlik edeceği Yunan Donanması'nın başına, kabul edilmelidir ki , gerçekten çok yetkin, akıllı  bir asker olan Amiral Koundouriotis komutan olarak atandı...
 
               Önce Karadağ'ın sınırboyundaki provakatif tacizleri ve ardından Trakya'da şiddetli  Bulgar taarruzlarıyla başlayan Balkan Savaşı süratle İmparatorluk aleyhine bir gelişmeye girerek, ilkin batıda Sırp Cephesindeki Kumonova bozgunu  diğer taraftan ayni anda doğu cephesindeki Kırk Kilise (Kırklareli) yenilgisi ve giderek Edirne'nin düşmesi akabinde Bulgar kuvvetlerinin Ergene havzası ve Trakya ovası içlerine sarkarak İstanbul istikametine doğru başarılı bir ileri harekatı gerçekleştirerek, Şarköy-Tekirdağ-Selimpaşa-Büyükçekmece sahil hattını kısa sürede denetim altına almaları üzerine Harbiye ve Bahriye nezaretleri aralarında eşgüdüm sağlayarak, gerek Marmara ve Karadeniz sahil bölgelerinde mevzilenerek konuşlanmış ve gerekse Osmanlı kuvvetleri tarafından Çatalca müstahkem mevkii'nin önünde tespit edilmiş Bulgar tümenlerinin  uzun menzilli donanma topçusu vasıtasıyla hem Marmara'dan hem de Karadeniz'den yapılacak sürekli bombardımanlarla etkili ateşe maruz bırakılması plandı. Binbir zahmet ve özveriyle satın alarak Donanmaya en son katılan Alman yapımı iki zırhlı muharebe gemisi olan Barbaros ve Turgut Reis bu operasyon için tahsis edilmiş oldular.Doğrusunu söylemek gerekirse, bu görevlendirmede büyük çaplı gemi toplarıyla denizden yapılan bombardımanlar hayli etkili olmuştur. Zira, Çatalca önlerinde  örtünme ve gizlenme olanaklarının fazla olmadığı şişe boynu görünümündeki açık arazide Bulgar birlikleri bu ateşlerle çok kayıp vermiştir.. Lakin, Trakya ve Marmara havalisinde tüm bunlar dramatik bir şekilde yaşanmaktayken iyice savunmasız kalan Ege'de Amiral Koundouriotis'in komutası altında , süper zırhlı Averof'un önderliğindeki Yunan filosu Ekim 1912'de süratli bir ileri harekatla kuzeye yönelerek önce Çanakkale Boğazı önünde büyük stratejik önem taşıyan Limni Adası'nı hiçbir engelle karşılaşmadan kısa sürede ele geçirmiş ve Osmanlı donanmasının Boğaz dışına doğru olası hareketlerini denetim altında tutabilmek maksadıyla Ada'nın Mondros Limanı'nı filosunun harekatı için üs haline getirmiştir. Bu olayın ardından Yunan filosu Gökçeada, Bozcaada, Semadirek, Taşoz, Bozbaba(Ayaefstratios) Adalarını sorunsuzca,  deyim yerindeyse hemen hemen tek kurşun atmadan ele geçirmiştir. Mamafih, Kasım başını izleyen haftalarda  donanma desteğinde önce Midilli'ye, ardından da Sakız'a çıkarma yapan Yunan birlikleri adalarda konuşlanmış Türk garnizonlarınca şiddetli mukavemetlerle karşılanmışlardır. Ancak, hemen dar  bir su kesiminin ötesindeki Anadolu Anakarasından deniz yoluyla yapılması gereken acil takviye, mühimmat ve gerekli tüm lojistik destek , donanma yokluğundan bir türlü yerine getirilemediğinden bir müddet sonra kaçınılmaz son, adaların istilacıya terkedilmesi şeklinde gerçekleşecektir..
                   
                   Kasım 1912'ye doğru Çatalca müstahkem mevkii'nin  önündeki Bulgar cephesinde durum artık iki taraf için de sonuç alması çok güç statik mevzi muharebelerine dönüşmüştü.Böylelikle, savaşın başındanberi kara birliklerine denizden etkin topçu desteği sağlamakta olan iki büyük savaş gemisi  bundan böyle asli görev alanları olan  Ege harp sahasında donanmanın ana unsurları olarak görev alabilirlerdi. Bu gelişmenin ışığında olarak Osmanlı Başkomutanlığı , bir süredir serbestçe hiçbir engelle karşılaşmaksızın Ege'de elini kolunu sallayarak işgal ve istila faaliyetlerinde bulunmakta olan tecavüzkar Yunan deniz gücüne karşı acil bir harekat düzenlenerek yitirilen Vatan parçaları olan adalarımızın tekrar ele geçirilmesini tasarladı. Kısa bir süre önce Almanya'dan satın alınmış olan Barbaros Hayreddin zırhlı muharebe gemisinin Albay Ramiz Bey'in komutasında Amiral gemisi olarak katılacağı bu önemli operasyon, Barbaros Hayreddin, Turgut Reis zırhlı muharebe gemileri,e ski Asar-ı Tevfik muharebe gemisi, Hamidiye ve Amerikan yapısı arızalı eski Mesudiye kruvazörleriyle, Yunan armadasındakilerle kıyaslandığında hem süratleri ve hem de ateş güçleri itibariyle oldukça yetersiz beş torpidobottan oluşan bu derme çatma  Osmanlı filosu Çanakkale'de bir deniz ikmal noktası olarak işlev gören Naraburnu mevkii'nde sözkonusu acil harekat için toplandı.. Bundan 97 yıl önce bugün yani 16.Aralık.1912 günü sabah tanyeriyle birlikte filo, Yunan donanmasıyla temas etmek için  demir aldı. Seddülbahir geçildikten bir süre sonra ileride Tavşanadaları hattında  boğazönü karakol devriyesini yapmakta olan bir Yunan torpidobotu gözcüler tarafından tespit edildi. Hamidiye derhal hafif borda silahlarıyla bu tekneye iki üç atış yaptı. Son derece süratli bir tekne görünümündeki Yunan torpidobotu batıya doğru uzaklaşarak gözden kayboldu.Ancak saat 09.00'a doğru  Barbaros  Hayreddin zırhlısının gözcüleri, 20.000 m. mesafede, sancak omuzlukta başta üç bacalı Averof olmak üzere, Helles Burnu'na doğru muharebe düzeninde yaklaşmakta olan Yunan filosunu görmüşlerdi. İki filo arasındaki mesafe 14.000 m.'ye indiği vakit ön hatta bulunan Barbaros Hayreddin ve Turgut Reis düşman donanmaya ateş açtı. Bunu Hamidiye ve Mesudiye'den açılan ateşler izledi. Osmanlı Donanması'nın ateşi güçlü ve yoğundu ancak ateş idaresinin gemiler arasında uygun bir koordinasyonla yürütülemeyişinden ötürü atışlar etkisiz, isabetsiz ve son derece dağınıktı. Tam bu sırada, Amiral Kondouriotis komutasındaki düşman donanmasının Amiral gemisi olan Averof'un filonun daha da önüne çıkarak, gruptan çok daha yüksek bir süratle Osmanlı Donanmasına doğru harekete geçtiği görüldü.Aradaki mesafeyi giderek azaltan Averof bir yandan seri atışlı İngiliz Vickers toplarıyla oldukça etkili ve isabetli salvolar açmaktaydı. 9.000-10.000m. mesafelerdeyken Albay Ramiz Bey'in sevk ve idaresindeki Osmanlı harp filosunun Sancak gemisi Barbaros çok sayıda isabetle ciddi bir hasar  aldı. Bu arada gemi personelinden epey şehit verilmiş oldu. Bu sakıt haliyle bile kocamış Barbaros hala işe yarar ön taretiyle yaklaşmakta olan Averof'a bir iki isabet kaydedebildi. Durumun daha da kötüleşmemesi için  Albay Ramiz Bey, filoya geri çekilerek Çanakkale Boğazı'na dönüş emrini vermek zorunda kaldı. Daha sonra Boğaz girişindeki sahil  bataryalarının yoğun ateşiyle taarruz halindeki Averof'un ve Yunan eskadronunun Boğaz girişine daha fazla yaklaşmasının önüne geçilmiş olundu. Ne var ki, güçsüz, zayıf Osmanlı filosu bu önemli çatışmadan yenik ayrılmıştı... Bu trajik kapışmadan onuru kırılmış ve boynu bükük olarak çıkan Osmanlı Donanması ilkinden daha kararlı ve daha hazırlıklı olarak yine her türlü olanaksızlığa karşın , Helles Burnu açıklarındaki önceki çatışmadan sadece bir ay sonra  yine yiğitçe istilacının üstüne atılıp yitirilen vatan topraklarını cesurca kurtarma girişimine kalktı.. Ne var ki, sonuç benzerdi. Hatta,Limni güneyindeki bu ikinci temasta filomuzun maruz kaldığı  büyük hasar ve verdiği zayiat çok vahimdi.. Yapılacak başka bir şey yoktu...
 
                     Tarihten çıkarılan yadsınamaz bir gerçeği hep birlikte saygıyla, açıkyüreklilikle kabul etmek  gerekiyor ; uzakgörüşlülükle, basiret ve kararlılıkla ve de özverilerle sürdürülen uzun vadeli, stratejik ilkeler doğrultusundaki Ulusal Politikalar, doğru zamanlamalarla doğru değerlendirilen uygun olanaklar  ve araçlar, doğru ulusal yararları mutlaka beraberinde getirir tıpkı AVEROF tecrübesinde olduğu gibi...

 
 
                                   İşbaraalp KAMOY
 
                          Caddebostan,16.Aralık.2009
 
             
*Averof,bugün Pire Limanı girişinde gurur duyulan bir Ulusal Müze olarak son derece bakımlı bir durumda ziyarete açık tutulmaktadır...
 


Alıntı


Bağlantıları görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap
*

    Çevrimdışı Metin Çakmakçı

  • * Gezgin Korsan
  • 500
    • Yaşadığı Şehir
  • Didim D-Marin G Pontonu
    • Tekne Adı
  • Pongo s/y
Ynt: AVEROF VE ADALARA VEDA
« Yanıtla #1 : Mart 07, 2015, 01:47:55 »
Teşekkürler, elinize sağlık Hakkı Korsanım.
Follow your dreams, they know the way.
*

    Çevrimdışı Erkan Usluoğlu

  • * Gezgin Korsan
  • 245
    • Yaşadığı Şehir
  • İstanbul
    • Sosyal Ağ Hesapları
    • Yazıcı & Toner
Ynt: AVEROF VE ADALARA VEDA
« Yanıtla #2 : Mart 07, 2015, 13:20:49 »
Elinize Sağlık,
Yağmur yağdığı için değil, Şemsiyeniz olmadığı için ıslanırsınız.
*

    Çevrimdışı İlker Erkman

  • * Gezgin Korsan
  • 1.437
    • Yaşadığı Şehir
  • İstanbul
Ynt: AVEROF VE ADALARA VEDA
« Yanıtla #3 : Mart 07, 2015, 19:30:22 »
Teşekkürler Hakkı Korsan ne yazık ki hala denizciliğin önemini anlayamamış  ve tarihten ders alamamış bir ülke olarak donanmanın ana unsuru olan Tüm komuta katındaki değerli subaylarımızı yapılan komplolarla hapislerde süründürerek donanmayı en kuvvetli olduğu bu dönemde tırpanlayarak kollarımızı kestik ama farkında değiliz. Maalesef hava kuvvetlerininde durumu çok farklı değil. Dört bir tarafı denizlerle çevrili bir ülke sırtını nasıl olurda denizlere bukadar döner. Tüm Korsanlardan ricam doğru veyahut yanlış  ben hissiyatımı döktüm onun için Lütfen bu konuyu tartışma konusu haline getirmeyelim Sevgiler,saygılar

*

    Çevrimdışı Öcal Turan

  • * Gezgin Korsan
  • 2.123
    • Yaşadığı Şehir
  • Burgas-İstanbul
    • Tekne Adı
  • S.Y SERENITY
Ynt: AVEROF VE ADALARA VEDA
« Yanıtla #4 : Mart 07, 2015, 20:43:54 »
Bu donanmamızın kollarını kesme konusunu tartışırsak ''Korsan yapılanması'' diye filan birşey uydurulup biz amatörlerde cümleten toplanabiliriz evlerden bir sabaha karşı belki. Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Ama  söylüyorum işte ,bu donanmamıza yapılanlar vatana ihanet suçudur. Cezalarını ve belalarını bulur inşallah bütün bunları yapanlar. Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap
*

    Çevrimdışı Nuri Kongur

  • * Gezgin Korsan
  • 636
    • Yaşadığı Şehir
  • Kocaeli
    • Sosyal Ağ Hesapları
    • Tekne Adı
  • Y/T Double , Kocaeli/Başiskele Alarga
    • Gündelik yaşamdan kesitler.
Ynt: AVEROF VE ADALARA VEDA
« Yanıtla #5 : Mart 07, 2015, 21:00:59 »
İlker bey, dört tarafı denizlerle kaplı bu ülkede 12 adaları çerez niyetine veren ve istikbalin göklerde olduğu söylendiği halde 2 türk yatırımcı ve işadamını batıran inönüye sormak lazım o konuyu. Artı Gürsel paşanın yönetimi altında devrim arabaları o günkü basının yardımıyla rezil edildikten bir kaç yıl sonra kahraman ordumuzun otomobil distürübütörlüğüne soyunmasını sorgulamaz isek de yarım kalır söylenenler.  Lafım kişilere değil makro ölçekte sistemedir. Hyundai kurulduktan sonra geldiği yerlere bak bir de Türkiye'de ki akranı olan firmalara. Dünyayı bir bütün olarak düşünüp orada Türkiye'nin başına gelenleri öyle anlamak lazım. Eşref Bitlis, Adnan Menderes, Adnan Kahveci , Turgut Özal ilk anda aklıma gelen isimler. Bakın ne oldu o isimlere. Aselsan Mühendisleri.  Garip bir şekilde ard arda düşen 3 uçak. Çevik bir paşanın kendi başına güneydeki ülke ile f4 Modernizasyonu verip,  imzada ayak direten zamanın hükümetinin başına gelenler. İlk aklıma gelenler bunlar.  Allah devletimize milletimize zeval vermesin diye dua etmej geliyor içimden , 45 yıllık yaşantımda gördüklerim.

ceptel

Bağlantıları görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap
Bağlantıları görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap
Vatan sevgisi imandandır...
Keşke canımın istediği ile rüzgarın götürdüğü yön aynı olsa...
*

    Çevrimdışı Cenk Gürsel

  • * Gezgin Korsan
  • 3.923
    • Yaşadığı Şehir
  • İstanbul -Tuzla
    • Tekne Adı
  • S/Y Kara S/Y.Kuzeyyıldızı Tuzla ⛵
Ynt: AVEROF VE ADALARA VEDA
« Yanıtla #6 : Mart 07, 2015, 22:25:36 »
Hakki korsanim,

Elinize saglik cok guzeldi.
"Geldikleri Gibi Giderler"  Gazi Mustafa Kemal Ataturk
*

    Çevrimdışı İlker Erkman

  • * Gezgin Korsan
  • 1.437
    • Yaşadığı Şehir
  • İstanbul
Ynt: AVEROF VE ADALARA VEDA
« Yanıtla #7 : Mart 07, 2015, 22:34:04 »
Bağlantıları görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap
İlker bey, dört tarafı denizlerle kaplı bu ülkede 12 adaları çerez niyetine veren ve istikbalin göklerde olduğu söylendiği halde 2 türk yatırımcı ve işadamını batıran inönüye sormak lazım o konuyu. Artı Gürsel paşanın yönetimi altında devrim arabaları o günkü basının yardımıyla rezil edildikten bir kaç yıl sonra kahraman ordumuzun otomobil distürübütörlüğüne soyunmasını sorgulamaz isek de yarım kalır söylenenler.  Lafım kişilere değil makro ölçekte sistemedir. Hyundai kurulduktan sonra geldiği yerlere bak bir de Türkiye'de ki akranı olan firmalara. Dünyayı bir bütün olarak düşünüp orada Türkiye'nin başına gelenleri öyle anlamak lazım. Eşref Bitlis, Adnan Menderes, Adnan Kahveci , Turgut Özal ilk anda aklıma gelen isimler. Bakın ne oldu o isimlere. Aselsan Mühendisleri.  Garip bir şekilde ard arda düşen 3 uçak. Çevik bir paşanın kendi başına güneydeki ülke ile f4 Modernizasyonu verip,  imzada ayak direten zamanın hükümetinin başına gelenler. İlk aklıma gelenler bunlar.  Allah devletimize milletimize zeval vermesin diye dua etmej geliyor içimden , 45 yıllık yaşantımda gördüklerim.

ceptel
Sayın Nuri Korsanım ben sadece deniz alaka ve menfaatlerimizin ülke için hayati önemi olduğunu  ve donanmanın zayıf olduğu anlarda ne duruma düştüğümüzü belirtmek için yazmıştım. Sevgili Korsanlar hepinizin bildiği gibi bu forumda siyasi konuları konuşmak doğru değil onun için bu konuyu lütfen burada kapatalım,saygılar
*

    Çevrimdışı Hakan Tiryaki

  • * Gezgin Korsan
  • 1.896
    • Yaşadığı Şehir
  • Göcek
    • Sosyal Ağ Hesapları
    • Tekne Adı
  • S/Y Yengeç
    • İsmail Hakan Tiryaki
Ynt: AVEROF VE ADALARA VEDA
« Yanıtla #8 : Mart 08, 2015, 02:54:51 »
Hakkı korsanım, keyif ve ilgiyle okudum. Teşekkürler.


Yengeç Tırhandili, Kaş Limanı
"Clouds and winds and oceans
I choose my fate to be...
Whom the sea has taken
Never shall be free."
*

    Çevrimdışı Servet Tunç

  • * Gezgin Korsan
  • 596
    • Sosyal Ağ Hesapları
    • Tekne Adı
  • avanti,karasu
Ynt: AVEROF VE ADALARA VEDA
« Yanıtla #9 : Mart 08, 2015, 03:01:36 »
Bağlantıları görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap
İlker bey, dört tarafı denizlerle kaplı bu ülkede 12 adaları çerez niyetine veren ve istikbalin göklerde olduğu söylendiği halde 2 türk yatırımcı ve işadamını batıran inönüye sormak lazım o konuyu. Artı Gürsel paşanın yönetimi altında devrim arabaları o günkü basının yardımıyla rezil edildikten bir kaç yıl sonra kahraman ordumuzun otomobil distürübütörlüğüne soyunmasını sorgulamaz isek de yarım kalır söylenenler.  Lafım kişilere değil makro ölçekte sistemedir. Hyundai kurulduktan sonra geldiği yerlere bak bir de Türkiye'de ki akranı olan firmalara. Dünyayı bir bütün olarak düşünüp orada Türkiye'nin başına gelenleri öyle anlamak lazım. Eşref Bitlis, Adnan Menderes, Adnan Kahveci , Turgut Özal ilk anda aklıma gelen isimler. Bakın ne oldu o isimlere. Aselsan Mühendisleri.  Garip bir şekilde ard arda düşen 3 uçak. Çevik bir paşanın kendi başına güneydeki ülke ile f4 Modernizasyonu verip,  imzada ayak direten zamanın hükümetinin başına gelenler. İlk aklıma gelenler bunlar.  Allah devletimize milletimize zeval vermesin diye dua etmej geliyor içimden , 45 yıllık yaşantımda gördüklerim.

ceptel

Nuri bey mesela 12 adalar nasıl çerez niyetine nasıl verilmiştir? Burdan takip ettiğim kadarı ile okumuş,sorgulayan birisiniz..Mesela devletlu padişahlarımız zamanında Osmanlıda hangi sanayii vardı,yetişmiş kaç tane teknik eleman vardı??Cumhuriyet nasıl bir miras almıştır,osmanlıdan??İkinci dünya savaşında karne ile beslenen,doğru dürüst bir imalatı olmayan bir ülke vardı!! yanlış anlamayın inönücü değilim ama cumhuriyet tarihindeki her olumsuz gelişmeyide İsmet inönüye yüklemek kolaycılığını şeçmeyin..! '' ben sizi belki ekmeksiz bıraktım ama babasız bırakmadım''..tarihi ve dönemi,insanları eleştirmeye kalkarken mevcut konjektürde ülkenin ve dünyanın sosyo ekonomik,politik yapısını göz ardı etmek ''ucuz'' politikacıların işidir,akıllı adamların değil..Döneme ve İnönü'ye eleştiriniz varsa daha gerçekçi argümanlara baş vurun lütfen..

















2
« Son Düzenleme: Mart 08, 2015, 03:04:40 Gönderen: Servet Tunç »
*

    Çevrimdışı Nuri Kongur

  • * Gezgin Korsan
  • 636
    • Yaşadığı Şehir
  • Kocaeli
    • Sosyal Ağ Hesapları
    • Tekne Adı
  • Y/T Double , Kocaeli/Başiskele Alarga
    • Gündelik yaşamdan kesitler.
Ynt: AVEROF VE ADALARA VEDA
« Yanıtla #10 : Mart 08, 2015, 21:59:40 »
Sizin okuma standartlarınızı yakalamak zor ama işte elimizden bu kadar geliyor.  Bağlantıları görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap



ceptel

Bağlantıları görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap
Bağlantıları görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap
Vatan sevgisi imandandır...
Keşke canımın istediği ile rüzgarın götürdüğü yön aynı olsa...
*

    Çevrimdışı Nuri Kongur

  • * Gezgin Korsan
  • 636
    • Yaşadığı Şehir
  • Kocaeli
    • Sosyal Ağ Hesapları
    • Tekne Adı
  • Y/T Double , Kocaeli/Başiskele Alarga
    • Gündelik yaşamdan kesitler.
Ynt: AVEROF VE ADALARA VEDA
« Yanıtla #11 : Mart 08, 2015, 22:01:19 »
Diğet hakikatlere ise sadece ne münasebet demeliyiz belki. 

ceptel

Bağlantıları görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap
Bağlantıları görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap
Vatan sevgisi imandandır...
Keşke canımın istediği ile rüzgarın götürdüğü yön aynı olsa...