0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

*

    Çevrimdışı Derya Dinçer

  • * Gezgin Korsan
  • 7
    • Yaşadığı Şehir
  • Ankara
    • Sosyal Ağ Hesapları
    • Tekne Adı
  • MOANA, FETHİYE
Ynt: Kadın Kaptan'ın Seyir Defteri- İlk Seyir Günü
« Yanıtla #30 : Ekim 17, 2018, 01:24:35 »
Sene 2014, Ağustos Ayı’nın 3.-4. haftaları. Aralarda Göcek’te 2 eğitim seyrine daha katıldık ama hala çömez olduğumuz kesin. Biz yine acayip planlar peşindeyiz. Çocukları tabii ki yine annem ve babamla Datça’da bırakıp en yakın arkadaşlarımızla Yunan adalarına gideceğiz. Canlarım iyice alıştılar duruma, hala babam der “bu bizim işimiz, tabii ki torun bakacağız, siz keyfinize bakın”.
Hocamızla paralel seyir yapacağız. Yol arkadaşlarımız en sevdiğimiz can 2 arkadaşımız. Planları yaptık, çıkıyoruz yola!
Datça’ya gittik, çocuklarla 1 hafta tatil yapacağız hesapları yaparken Hoca aradı, teknenin Datça’dan Turgut Reis’e transfer edilmesi gerekiyor Yunan Sefer öncesi, yapar mısınız? Yapmaz mıyız atladık üstüne. Datça’dan çıktık yola. Bu sefer ne çapariz ne başkası. Teknede sevdiceğimle ben, kah O alıyor dümeni kah ben. Havada tam yelken havası, 14-16 knot orsa gidiyoruz ama öyle tatlı tatlı.  Teknedeki sessizlik, uyum muhteşem. O gün de bonus bizim evli statüsünü almamızın 9. Yılı. İlk gün Knidos… Yanaştık, iskeleye aborda olduk. Ben yine bir ilkle karşılaşmanın kafa karışıklığını yaşıyorum. Ne bu böyle deli bağlar gibi bağladık tekneyi, ne gerek var diye düşünmüyor değilim  Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap
Ne muhteşem bir yer, hayallerimin ötesinde.  Biz gittiğimizde son gezi teknesi ayrılıyordu limandan sanırım o nedenle öyle büyülü geldi Şöyle oturduk havuzlukta, bir Scott Bradley şarkısı açtık, yan tekneden de cin tonik ikramıyla iyice bir huzura erdik. Akşam üstü tarihi kenti gezmeye çıktık, bir yanda gün batımı, diğer yanda ay doğumu… Bu Knidoslular işi biliyormuş, belli ki seçkinlerin bilim, sanat, felsefe ile uğraştıkları bir yermiş eskilerde. Eşekler bile hayatın anlamını sorguluyor gibi bakıyor Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap
Ertesi gün yelkenler hisa, rotamız Turgut Reis. Öyle tatlı bir rüzgar, yine 14-16 knot, apaz seyirle Bodrum’a sokulduk. Sokulduk sokulmasına da rüzgar orsaya döndü, 20 knotlarda. Biz yine iyiyiz, keyfimiz yerinde. Akyarlar’ı görmemizle inanılmaz bir şey oldu. Saçlarımız 20 knotta uçuşurken, yelkenler suya indi saliseler içinde. Bir anda 20 knottan 0 a düştü gösterge. Dedik işte bu, dünya dediğin gezegenin sonunu bulduk, Truman Şov gibi. Daha sonraki seyirlerimizde de benzer bir durumla karşılaştık, orada böyle bir olay var, insana varlığı sorgulatan.
Sonra yanaştık DMarin’e, akşam yine şansımıza Fazıl Say konseri var, havuzlukta otururken canlı konser keyfi, böylesi zor bulunur.
Ertesi gün bizim arkadaşlar ve diğer teknenin ekibi aramıza katıldı. Alışverişti, çıkış işlemleriydi derken akşam üstü oldu. Çatal adada demirledik, bu gece yıldızların altında. Misafir arkadaşlarımızdan er kişi olanı gitarını getirmiş, O Fikret Kızılok tıngırdatırken biz mırıldanıyoruz, değme keyfimize.
Sabah oldu, çıktık yola, Kos’a doğru açtık yelkenleri. Gerçi kapatmamız da bir oldu, hop diye limandayız. Bir liman görevlisi geldi, işlemler bitene kadar tekne hapsi verdi. Hocamız topladı pasaportları doğru işlemleri yapmaya. Biz beklemedeyiz. 1 saat oldu yok, 2 saat oldu yok, bi de sıcak, bi de bunaltıcı hava. Bizimkiler dedi yemek yapalım, biri Ankara’dan getirdiği haşlanmış kuru fasulyelerden piyaz yapmaya çalışıyor, diğeri köfte yoğurmaya. Hayır fiziksel açıdan mümkün değil, 1 metrekare mutfak, 2 yetişkin insan neticede, şu aşk neler yaptırıyor. Derken bizimkiler köfte piyaz bize muhteşem bir öğle ziyafeti verecekken tam “arkadaşlar” diye bir ses duyuldu dışardan. Diğer teknenin mürettebatından 2 arkadaş Hoca yeşil bir bina varmış, pasaport kontrolü için oraya çağırıyor dedi. Haydaa oldu mu şimdi derken yemek kokusu geliyor ne yaptınız siz demezler mi? Mecbur elimizdeki piyaz kasesini uzattık, geri aldığımızda içinde pek bir şey kalmamıştı Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap Çıktık yola aç bilaç yeşil bina arıyoruz. Epey aradıktan sonra bulduk neyse, girdik içeri. Hoca pasaport polisinin baskısından bunalmış, biraz kızdı tabii.
Neyse ki polis hafif gıcık çıktı, biraz sordu filan, bastı damgaları ohh özgür hayat, ver elini Kos dememiz beklenirken dönük köfte piyaza
Akşamı biraz şehir turu, ay biz yanlış mı yaptık bıraktık güzelim kıyılarımızı bu boş yere geldik muhabbetleri eşliğinde geçirdik. En son bir kulüpte 18-20 arasında, çoğunluğu İngiliz bir grupla dans ederken hatırlıyorum kendimi. Kos konusunda bu yaza kadar düşüncem hep en kötü Yunan Adası idi.  Sonuçta havuzlukta otururmuş, marina duvarına bakarken duvara tırmanan fareleri sayıyorsun, ıyyy.  Bu yaz 2 gün kalıp, Kefalos’a gidince fikrim değişti. Muhteşem bir plaj bulduk, sığ ve inanılmaz eğlenceli dalgaları var. Onu ayrıca yazacağım.
Ertesi gün çıktık yola, rotamız Nisyros. Yine keyifli bir yelken seyri ile vardık Pali Limanına. Pali limanı derken sanılmasın koca bir ada. Toplamda 4 köyü var, biri terkedilmiş. Pali, Mandraki, Nikia, Emborios. Mandraki adından da anlaşılabileceği gibi yıllar boyunca ana liman olarak hizmet vermiş adaya ama çok küçük bir liman ve az sayıda tekneyle, feribotlar yanaşıyor. Pali Limanı sonradan yapılmış, diğer köyler ise dağın hatta volkan ağzının kıyısında. Nisyros volkanik bir ada, bildiğiniz ortası yanıyor etrafında insanlar yerleşiyor. Nasıl bir kafa anlayamadım.
Pali küçük küçücük tatlı bir sahil köyü. Bir iki restoran, kafe var idi o zamanlar. Kafenin önünde bir plaj, oradan denize girdik, limana hemen 30-50 metre.  (Bu yaz gittiğimizde restoran sayıları biraz artmış, banyo, çamaşır, kiralık araç ofisi bilumum açlışmıştı. ) Volkan ve diğer köyleri gezmek için minibüs kiraladık. Önce volkana gittik, hayatımda yaşadığım en ilginç deneyimlerdendi. Biz alışmışız Hollywood filmlerinde volkan patlamalarına ben ha patladı ha patlayacak heyecanıyla geziyorum. Böyle çukurlar var, içinden dumanlar çıkıyor, kesif bir kükürt kokusu, yaklaşınca çukurlara alev sesleri duyuluyor. Kendimi rahatlatıyorum, bak insanlar burada yaşıyor, en son bilmem kaç bin yıl önce patlamış diye ama öyle böyle değil, her an patlayacakmış gibi.
Volkan sonrası volkanı gören Emborios’a gittik. Bu köy 80 lerde bir deprem sonrası terkedilmiş. Haklı adamlar, volkan ağzında yaşanır mı? Nereye yatırım yapacağını bileceksin Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap Evler içleri boş ama sağlam şekilde duruyor. Bir iki restoran var, volkan manzaralı. Bir de doğal saunası var, böyle küçük bir mağara gibi bir yer. İçine giriyorsun, yandım allah deyip çıkman bir oluyor.
Sonra ver elini Nikia. Canıımmm Nikia… Unesco koruması altında bir köy. Beyaz badanalı, mavi pencereli evleri, minnacık ilkokulu, küçücük kilisesi ve elbette bir yanı volkan diğer yanı deniz manzarasıyla kalbimde, düşlerimde. Yürürken sundurmaların altına oturmuş teyzelerle selamlaşıyoruz, kalispera! Evlerin pencerelerini dantelden ince ince örülmüş yelkenli perdeler süslüyor. Köy meydanı kilisenin hemen önüne kurulmuş. Bir kafe ve bir ufak aile işletmesi restoran var. Restorana oturduk, yanlış anımsamıyorsam sahibinin adı Nikitas’tı. (Şimdi kapatmış.) Tek kelime Türkçe bilmediği gibi az sayıda İngilizce cümle kurabiliyor,  buna rağmen bildiğiniz sohbet ediyoruz, el kol, diğer insanların desteğiyle. Oğlu Rodos’ta bir Türk kızına vurulmuş, Rodos derken İstanbul da bulmuş kendini. Öyle yakın, öyle samimi, bir şekilde anlatıyor derdini… Şaraplarımızı getiriyor bakır taslarda, tokuşturuyoruz oğlunun şerefine.
Adamcağız sürekli special for you, special for you diye bir yemekten bahsediyor. Herkeste bir heyecan, special for us ne acaba diye. Derken caciki, peynir topu vb. sonrasında büyük bir heyecan ve gururla elinde 2 bakır sahanla çıkageldi. Çıksa çıksa o sahandan ne çıktı dersiniz, menemen! E adamcağızı kırmadık tabii, yedik iştahla Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap
Bindik minibüse dönüyoruz, tam Pali ye yaklaştık, ben ahhh dedim, telefonumu yukarda unuttum. Şarja taktım, kaldı orada. Haydaa o kadar insan, yatak yastık hayalleri kurarken olacak iş değil, döndük Nikia’ya. Utana sıkıla, o yokuşları koşar adım çıkıp aldım telefonu, tekrar dönüş yoluna geçtik. Yolda bir kalabalık, bir sürü araç, hafif hafif müzik sesleri geliyor dağın içinde bir yerlerden. Hadi dedik bi bakalım neymiş. İndik dağın aşağısına, zar zor park yeri bulduk. Bir manastır, manastırdan bizim “Hey gidinin efesi efesi” melodileri yükseliyor. Acayip kalabalık, bir orkestra çalıyor, insanlar bildiğin harman dalı oynayıp, şarap içiyor. Sofralar kurulmuş, bir neşe, bir eğlence… Tıpkı bir ege düğünü gibi şen. Hemen girdik aralarına ama halaylar bizim bildiğimiz 3 ileri bir geri değil. Bayağı zor bir level Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap Tam öğrenecek oluyoruz, giriyoruz aralarına, şarkı değişiyor haydaaa yeni bir oyun. Bol bol halay çektik, kaynaştık, yedik, içtik, eğlendik o gece. Aklınızda bulunsun her yıl Ağustos’un 4. Haftasında oluyormuş bu eğlence. Kutsal bir amacı var ama bana daha çok gençlerin flörtleştiği, yaşlıların eski günleri andığı, kimilerinin dans becerilerini ortaya koyduğu, çekinmeden, gücenmeden kendini sahneye attığı bir gece gibi geldi. Çoook güzeldii. Ertesi sabah dolmuşla Mandraki’ye gittik, en gelişmiş köy. Kahvaltı, yüzme, alışveriş derken öğleni bulduk.
Bu arada teknik bir bilgi Pali Limanı’nda derinlik 2-3 metre seviyesinde. Ben girerken göstergede sıfırı görünce bayağı bir paniklemiştim. Bu yaz kendi teknemiz Moana’yla yanaşırken ben yine acayip panikledim. Bizim dümen palasının maşallahı var. En son Palamutbükü’nde sürtmüştük, bayağı dert edindim eyvah bizim dümen palası çok uzun, nasıl gireceğiz Pali’ye diye ama sorun olmadı, içlere kadar girebildik. Bu arada aklıma geldi, bizim hocamız canımızla 2 hafta önce Martı koyunda karşılaştık, biz demir atıyoruz, onlar denizde keyifte. Burada derinlik ne, bizim dümen palası biraz uzun diye sorduk, herkesin palası kendine uzun diye yanıtladı Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap
Ertesi gün çıktık yola rotamız Tilos. Plajın olduğu yere demir attık. Botla çıktık karaya. Tilos sayfiye yeri gibi bir yer. Bizim buralarda nereye benzer derseniz ben Söğüt’ün 90 lı yılları derim. Birkaç restoran, market ama berrak mı berrak harika bir deniz. Sevdiceğimin 40. yaş günü o gün. Biz arkadaşlarla gizli gizli marketten alışveriş yaptık. Hazır pasta keki, krema, mum, mohito malzemesi. Bu arada o Turgut Reis ten aldığımız taze naneler mort olmuş, Nisyros’ta aramadığımız yer kalmadı. Adamlar cacık yapıyor, taze nane nedir bilmiyor. Elimizde ufak bir nane dalı, ada da koklatmak için burnuna sokmadığımız adam kalmadı. Neyse sonunda aranılan nane Nisiyros’ta volkan müzesinin arkasındaki bir evin bahçesinde bulundu  Diğer tekneye de haber verdik akşamüstü parti var!
Baş kamarada birimiz balonları şişiriyor, mutfakta diğer ikimiz pasta yapıyor, benim sevdiceğimin dünyadan haberi yok! Her şey hazır oldu, diğer tekneden davetliler gelecek, ben çektim bunu baş kamaraya ver yansın! Sırf sesi duymasın, sürpriz olsun diye atarlanıyorum adamcağıza Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap Sonunda herkes yerini aldı, ben içimi döktüm, hadi çıkalım dedim. Tekne bayram yeri gibi, vardavela tellerinde balonlar, müzik, iyi ki doğdun, iyikii doğduuun!!!
Çok güzel bir kutlamaydı. Ben Ankara’dan hazır etmiştim hediyemi Şimdi biz daha 2000 li yılların başında kimimiz lisansta, kimimiz üstünde, hatta kimimiz doktorasını bitirmiş ülkesine dönmüş iken bir müzik grubu kuralım demiştik. Aslında ben dememiştim, onlar demişti de ben kendimi içinde bulmuştum. Bizim bir arkadaşın babası Ankara Kent Orkestrasında çalıyor, O bize orkestranın çalıştığı stüdyoyu ayarlıyor, haftada bir gidiyor orada müzik yapıyoruz. Yapıyoruz derken yanlış anlaşılmasın ben arada bi takım sesler çıkarıyorum, Onlar müzik yapıyor Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap Benim sevdiceğim de içinde kalmış ergenliğinden bateri çalmayı öğreniyor, grubun bateristi. Neyse biz öyle 1 yıl filan çalıştık, sevdiceğim kendine sahibinden.com dan eski bir bateri aldı, annesinden gizlice eve sokup, odasına kurduk filan derken herkesin bir işi çıktı. Kimi yurtdışına çalışmaya gitti, kimi doktoraya, kimi ben bu okuduğum bölümü beğenmedim başka bölüm okuyacağım derdine vs. Grup dağıldı. Sevdiceğimin içinde bu davul aşkı hiç sönmedi. Ben de dedim adamcağız hayaliyle kalmasın, 40. Yaşında ben O’na bir bateri alayım. Sordum soruşturdum, bütçemize uygun iyi bir bateri buldum, aldım. Tekneye tabii bateriyi getiremedim, bir fotoğrafını çekip, arkasına bir de not düştüm hediye olarak. Bir fotoğrafla kalmasın deyip yanına da müzik dükkanında gördüğüm elle tutulur bir mızıka aldım.
Hediyesini verdim, sağ olsun çok sevindi. Çok da güzel bir kutlama yaptık. Arkadaşımız gitar çaldı şarkılar söyledi, benim sevdiceğime aldığım mızıka da benim elime düştü. Meğer ben kendimi düşünüp almışım bilinç altımda. Böyle gitar, mızıka, şarkılar derken güzel bir kutlama yaptık.
Akşama sahildeki restoranda yemek yedik, o gece ay yoktu… Haydi yüzelim tekneye yakamozlar eşliğinde. Hayatımda yaşadığım en büyülü andı. Yüzerken ellerimi hareket ettiriyorum, o çizgi filmlerde gördüğümüz yüzlerce peri ışığı çevremde, yıldızlar tepemde. Muhteşem bir göz şöleni… Biz çocuklar gibi şen.
Ertesi gün Simi… Yine çok güzel, yine kendimizi bitmek bilmeyen yokuşlarında keşifte buluyoruz. Simi’de limanın iç tarafına doğru, limana girişte iskele tarafında hafifçe tepede, sarı bir ev var, 3 katlı. Evin küçük, küçücük bir balkonu var. O küçücük balkonda, küçük bir sandalyede bir adam oturuyor, her gittiğimde görüyorum. Yanında ufak bir sehpa, sehpasında uzosu, hafif bir Yunan müziği eşliğinde, limana bakıyor sürekli. Gördüğüm en huzurlu insan. Bir seferinde biraz sohbet etmiştik, keyfi başka kimsede yoktu…
Derkeeennn bizim bu seyirde gitarist arkadaşla, sevdiceğim dediler bir müzik grubu kuralım, rock müzik yapalım. Şöyle 60 lar, 70ler, 80 ler ve tabii ki 90lar. Kurdular da, döner dönmez çalışmaya başladılar. Grup üyeleri 2-3 ken 5-6 ya çıktı sayıları. Bunlar her hafta 1-2 akşam çalışıyorlar bizim ofisin bir odasında. Ben ofise gelen polislere mi yanayım, 2 çocukla baş başa kaldığımda ki dertlerime mi Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap Gruplarına bir de isim koydular Roomers, odada çalıyorlar ya. Sonra bu grup Ankara’nın en bilinen, sevilen publarında çıkmaya başladı. Derken ufak tefek bir dinleyici kitlesi de oluştu. Ayda bir konser vermeye başladılar. Neyse artık kendilerine stüdyo kiralıyorlar da polislerle başımız derde girmiyor. Şimdi bu grup 20 Ekim Cumartesi, İstanbul Boğaz’da bir Rock Boat’ta konser verecek. Denizde kurulan grup, denizde konser verecek. Çok heyecanlılar, ilk deplasmanları Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap Belki eski rock şarkıları eşliğinde coşarken gelmek isteyen Gezgin Korsan üyeleri olur diye etkinliğin sayfasını aşağıya bırakıyorum, gezi fotoğraflarıyla birlikte…
Bağlantıları görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap









Bağlantıları görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Bağlantıları görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Bağlantıları görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Bağlantıları görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Bağlantıları görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Bağlantıları görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Bağlantıları görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Bağlantıları görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Bağlantıları görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Bağlantıları görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap