0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

*

    Çevrimdışı Atilla Sayan

  • * Gezgin Korsan
  • 244
    • Yaşadığı Şehir
  • İstanbul
    • Sosyal Ağ Hesapları
    • Tekne Adı
  • Segundo, Bodrum
    • Ege koylarında ve Yunan Adalarında Yelken Eğitimleri
Bodrum - İstanbul Transfer hikayemiz...
« : Şubat 05, 2019, 12:00:55 »
Sevgili korsanlar... Bona Dea Sailing olarak 19 Ocak sabahı Bodrum Milta Marina'da başlayan transferimizi 29 Ocak Salı akşamı Beylikdüzü - West İstanbul Marina'da bitirdik.

9 gün olarak planladığımız transfer 11 gün sürdü. 410 mil kat ettik. Teknemiz 2005 Beneteau Oceanis 393 idi. Klasik ana yelken, sarma cenova, sloop armalı bir tekne.

Fırtına yüzünden Cunda'da bir gün bekledik. Bir gün de benim unutkanlığım yüzünden uzadı. Transferi yolun tam orta noktası olmasa da, lokasyon olarak çok kolay ulaşılabilir olduğu ve hizmeti, imkanları sevdiğimiz için Çeşme Marina'dan itibaren iki etaba böldük. Öğrencilerimizle yaptığımız bu transferde Uzun Yol Eğitimi de verdik.

İlk etap öğrencileri Çeşme'den dönüş yaparken, ikinci etap öğrencileri bize Çeşme'de katıldılar.

Uzun Yol öncesi bağlanma ve kaçış limanları çalışması, hava durumu değerlendirmesi, klasik navigasyon, zor anlar için çözümler, seyir planlaması, seyir defteri tutma, yelken pratikleri vs. konularda teorik ve uygulamalı derslerle; özellikle 'bu mevsimde böyle uzun bir yol güven içinde nasıl planlanır ve gerçekleştirilir'in eğitimini aldılar.

Transfer öncesi Poseidon'dan tek dileğim Çanakkale Boğazı'na girene kadar güneyli esmesi, Boğaz'a girdikten sonra da Kuzeyli esmesiydi. Tam da öyle oldu Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap    Zira Ege'de hakim rüzgarlar esiyor olsaydı kesinlikle bu transfer uzardı.

Nasıl geçtiğine gelince:

18 Ocak Cuma günü, diğer hocamız İsmail Taşdelen ve iki öğrencimizle Milta Marina'da buluştuk. Kairos Marina'da karaya alırken söktüğümüz cenovamızı bastık. Cuma gününü arma ve selviçe kontrolleri, motor, sintine, ekipman, yedek malzeme kontrolleri ile geçti. Alışverişimizi yaptık. Ertesi günkü ilk ayağın harita üzerinde planlaması ve hava tahminlerinin birkaç kaynaktan kontrolü sonrası, yemeğimizi yedik ve dinlenmeye çekildik.

19 Ocak Cumartesi günü yapacağımız ilk ayak çok uzun olmadığı için(35 nm) çok erken kalkmaya gerek görmedik. 11'de çıkış yaptık Milta'dan. Güneyli esen rüzgar önünde geniş apaz seyri ile 17.30 gibi D-Marin Didim'e girdik. D-Marin Didim işletmesi güzel, temiz ve düzenli bir marina. Ancak çok sapa bir yerde. Marina içinde Migros var alışveriş için. Yemek için en yakın seçenek Marina Yacht Kulübün restoranı. Mutfağı güzel ama fiyatlar tuzlu tabii…

20 Ocak Pazar günü varış limanımız Kuşadası Setur Marina idi. 45 deniz mili yolumuz vardı. Bu ayakta yönü değişse de güneyli kalan rüzgar sayesinde apaz ile geniş apaz arasında değişen seyirlerle geçti. Akşam 19.30 gibi Kuşadası Setur Marina'ya vardık. İlk iki gün tatminkar rüzgarlar sayesinde toplam 2.5 - 3 saat motor kullandık sadece. Normalde en sıkıntılı bilinen geçişlerden Dilek Geçidi'nden yelken + Yunan müzikleriyle geçtik. Gece seyrinin önemli noktalarını anlatabilmek ama bir taraftan da kış soğuklarında öğrencilerimizi 12 saat karanlıkta yol yaptırmamak için, seyirlerimizin son birkaç saati gece seyri olacak şekilde planladık.

Setur Kuşadası'na yaklaşırken dışından dolanmanız gereken iki Batı Kardinal, marinayı pruvanıza aldığınızda iskele kıç omuzlukta kalan Tecrit Edilmiş Tehlike Şamandırası ve etrafımızdan geçen teknelerin seyir fenerleri, gece uygulamalı eğitim konusunda güzel örnekler oldu.

Pahalılığı ve saçma uygulamaları yüzünden, bu transferde bir kez daha Setur Marinalar'dan sıtkım sıyrıldı. Ön büro kapandıktan sonra sadece 10 euroluk elektrik yükleyebilirlermiş en düşük. 'Yahu bir gece kalacağız, bu kadar elektrik tüketmeyiz ki' diyoruz. Uygulamaları öyle imiş. Bu kadar katı ve ekabir. Ayrıca nöbetçi eczane dönüşü taksi ile marinaya hiçbir sorgu sualle karşılaşmadan girdik. Karanlık ve yağmurlu bir akşamda, bizi arabanın içinde görüp yüzümüzü seçmeleri imkansızdı. Ki zaten simamızı da tanımıyorlardı. Yani herhangi bir tekneye alem yapmaya giren serseriler olsaydık, önümüzde hiçbir engel yoktu.

21 Ocak günü varış limanımız Çeşme Marina ve yolumuz 60 deniz mili idi. Yağmurlu bir havada 09.30 gibi ayrıldık. Sığacık Körfezinin Batı sınırı hizasına kadar yelkenle ulaştıktan sonra kalan rüzgar kalan kısmı motor ile almaya mecbur bıraktı bizi.

Tüm bu seyirler esnasında her saat başı seyir defterine; saati, mevkimizi, gerçek rotamızı, hızımızı, rüzgar hızını ve yönünü, basınç değerini, havayla ilgili görsel gözlemlerimizi, gerekli gördüğümüz notları işledik.

Akşam 22.00 gibi Çeşme Marina'ya bağlandık. Burada Çeşme Marina'ya özel bir parantez açmak istiyorum. Hem insani fiyat politikası, hem personelin kibar ve anlayışlı tutumu, hem temizliği ve güzel mimarisi ile açık ara en sevdiğim marina koltuğuna oturdu. Şöyle örnekleyeyim: Tek gece için Milta Marina'ya (Elektrik hariç) 402 TL, D-Marin Didim'e (Elektrik dahil) 383 TL, Setur Kuşadası'na (Elektrik dahil) 382 TL, Çeşme Marina'ya ise (Elektrik hariç) 197 TL ödedik. Elektrik ve su için, ne kadar kullanırsan o kadar ödüyorsun. Baştan kotalı satmıyor.

Çeşme Marina'da 3 gece, 2 tam gün geçirip, yola öyle devam etmeyi planlamıştık. Oradan dönecek ve orada bize katılacak öğrencilerimiz ve orada yapacak işlerimiz olduğu için. Salı gününü Çeşme'de kalıbı dinlendirerek geçirdik. Hava şahane idi. O kadar ki, tişörtlerle oturduk marina kafelerinde.

Ancak 23 Ocak Çarşamba akşamı fenaydı. O fırtınada güvenli bir marinada olduğumuza şükrettik. Zira gece yarısı hepimiz yanlamış teknede, fırtınanın inanılmaz sesi ve dökülen eşyaların sesi ile fırladık uykumuzdan. Pik yaptığı anlarda 7-8 saniye süreyle 60 knot civarında estiğini tahmin ediyorum. Benim ihtiyatsızlıkla ekstra halatla sarıp bağlamadığım cenovamızın üçte biri açılmıştı sabah kalktığımızda. Marina'da bir tekne pontona vurup su aldı. Mado'nun camla kaplı bölümü yıkıldı, Özsüt'ün tenteleri parçalandı o gece. Tabii biz hava durumunu devamlı takip ediyoruz.

Onun da notunu geçeyim: Transfer boyunca en çok PredictWind aplikasyonu ve passageweather.com'dan faydalandık. En tutarlı sonuçları bu ikisi verdi bize. passageweather.com'da meteoroloji haritası olduğu gibi aynı bölgenin sinoptik haritasını da inceleyebiliyorsunuz. Dolayısıyla sistemin gelişimini, hareket yönünü de inceleyebiliyor, devam eden günlerdeki genel şartları da yorumlayabiliyorsunuz.

Neyse arkadaşlar, 24 Ocak Perşembe sabahı hummalı meteorolojik kontrollerden sonra sabah 09.30 gibi yola koyulduk gökgürültülü yağmur altında. Seyrimizin ilk saatleri oldukça ıslak, soğuk ve arada bir tanık olduğumuz yıldırımlardan dolayı tedirgin geçti. Ama tahminler birbuçuk saat gecikmeyle tuttu ve öğleden sonra 15.00'ten sonra bulutlar yükseldi. Yağmur yavaşladı.

Sarımsaklı yarımadasına doğru gece seyrinde tırmandık. Ancak gece seyrinde Çıplak Ada ile anakara arasından geçmeyi güvenli bulmadığımız için dışından dolandık. Cunda'ya yaklaşırken iskelede kalan iki Güney Kardinal ve devamında koridor misali arasından geçilen Lateral şamandıralar, görsel mantığının öğrencilerin zihninde oturması açısından mükemmel örnekler oldu.

Gece 22.30 gibi Cunda Balıkçı barınağına bağlandık. Elektrik ve su dahil 150 TL ödedik bağlanma ücreti olarak gece başına. Tonozlar biraz bakımsız ama büyük balıkçı teknelerini tuttukları için sağlamlar da… Hemen gece vakti bulunan bir mekanda içilen sıcak çorbalarla kendimize geldik. Bu esnada tabii devamlı hava durumunu kontrol ediyoruz. Ertesi gün Bozcaada kanalında güneyli ancak 30 knotları bulan rüzgar veriyor. E son birkaç senedir bunun üzerine bi 5 - 10 knot da Poseidon'un koyduğunu hesaplayarak ertes gün yola çıkmaktan vazgeçtik.

25 Ocak Cuma gününe şahane bir kahvaltı ile başladık. Cookpoint diye bir mekan keşfettik. İsmi çok şehirli ama mutfağı, servisi, ilgisi, sıcak dekorasyonu mükemmel. Çok zengin lezzetlerle dolu kahvaltısını hepinize tavsiye ederim.

Günün geri kalanında Cunda'nın ara sokaklarını turladık. En tepedeki (Kiliseden dönüştürülen) Sevim ve Necdet Kent kitaplığı, mistik dokusu ve özgün mimarisi ile mutlaka görmeniz gereken bir adres. Taş Kahveyi çoğunuz biliyorsunuzdur. Ama ben dipdibe sıkıştırılmış sandalyeleri ve yorucu uğultusundan dolayı sevmedim.

Cunda'da gün böyle sakin geçerken, geleceğini bildiğimiz fırtına kendini göstermeye başladı. Keşişlemeden esen rüzgar gittikçe hızlanmaya, dalgalar da Cunda kıyılarını dövmeye başladı. Barınakta girişte sağ tarafta kalan kahvenin önünde bağlıydık. İlk gittiğimizde demir atıp kıçtankara olmuştuk. İlerleyen saatlerde birkaç balıkçı gelip 'şu tarafa gelin orada tonoz verelim size' dediler. Doğu yönündeki mendireğe yaklaşıp hem demir attık 35-40 metre kaloma ile hem de tonoz aldık. İyi ki de öyle yapmışız. İlerleyen saatlerde balıkçı arkadaşlara müteşekkir olduk.

İşte saat 18.15 civarıydı. Biraz önce bahsettiğim Cookpoint'te yerleştim sıcacık. Bi tane orta kahve söyledim. Dizüstü bilgisayarımı açtım. Alttan alttan Norah Jones çalıyor. Değmen keyfime turizm yani…

Birden telefon çalmaya başladı. Baktım kuzen arıyor. Kuzen dediğim hakikaten kuzenim, aynı zamanda Bona Dea'nın diğer eğitmeni… Telefondaki ses tonu, yerimden fırlattı beni. İçerdeki sıcak atmosferle öyle gevşemişim ki, kapıdan dışarı fırlayınca dışardaki rüzgarın gücünün farkna vardım. Barınağa vardığımda tekne demir + tonoza rağmen 2000 devir ileri yolda ancak stabil kalabiliyordu. Tahmin ediyorum hamle yaptığı anlarda 40-45 knot esiyordu. Bir yandan yağmur… Bu şekilde 3 saat kadar ileri yolda nöbet tuttuk. Neyse ki tahminlerimiz tuttu ve ilerleyen saatlerde fırtına hızını aldı ve yavaşlamaya başladı. Biz de yavaş yavaş devri düşürdük. En sonunda gaz kolunu boşa alacak kadar yavaşlayınca, kendimizi hemen önümüzdeki restorana atıp tüm hıncımızı mezelerden çıkardık. İyi de yaptık bence.

26 Ocak Cumartesi sabahı 07.00'de yola koyulduk. Varış limanımız Çanakkale, yolumuz 73 deniz miliydi. Keşişleme ve Gündoğusu-Keşişleme arası esen rüzgarla Müsellim boğazında kavançalarla ilerledik. Ne zaman ki Babakale'yi geçip Bozcaada kanalına girdik, Ege bize 'Ooooo kimleri görüyoruz, gelin bakalım' dedi. Denizler anında büyüdü. Bir de buz gibi yağmur başladı. Termal içlik, iki kat ince polar, bir kat kalın polar, ekstra bir mont ve en dışta Musto BR1 yelken ceketim ile üşüme-üşümeme sınırındaydım. Buradan hayal edebilirsiniz. Ancak seyrimiz yine de kolayınaydı. Geniş apaz ile apaz arası değişken rüzgarlarda 7.5 - 8.5 knot hızlarla tırmandık boğaz girişine kadar.

Güney girişinde akıntı çok daha güçlü olduğu için Seddülbahir'e kadar tırmandık. Kuzey kıyısına paralel girdik Çanakkale boğazına. Gece seyrinde, karşıdan gelen gemi trafiğine karşı yelken yapmak, üstelik artık rüzgar da tam kafadan geldiği için, motor seyrine geçtik. Şehitler Abide'sinin fotoğrafları çekildi, saygı duruşu yapıldı, Ebedi Önder'e ve Çanakkale şehitlerimize saygı ve minnetle Çanakkale çıkıldı. Saat 21.00 gibi Çanakkale Yat Limanı'na bağlandık. Yani Marmara'ya girmeden önceki son medeni bağlanma limanına… Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Elektriği, suyu, duşu, tuvaleti var. Cem bey başta olmak üzere 4 kişilik ilgili ve anlayışlı personeli sayesinde uzun yol sonrası gerçekten dinleniyorsunuz. 11.90mx4.00 m boyutlu teknemiz için 110 TL ödedik her şey dahil.

Yanımızda bir motoryat vardı. Çeşme'ye ineceklerdi. Havayı ve denizin durumunu sordular. Sinoptik haritadan da bakarak gidebileceklerini söyledik. O akşam raporunu uzatamadığı için diğer hocamız ve öğrencilerimizden üçü İstanbul'a döndüler. Artık transferin tümünde bizimle olan öğrencim ve kardeşim Sinan'la ikimiz kalmıştık.

27 Ocak Pazar sabahı, sabah 09.00'da kalktık. Ama yola 10.20'de koyulabildik. Çünkü yan komşuyla lafa daldım. Aktif olmayan üyelerimizden Hasan Beşer imiş meğerse. Gökova'larla Atlantik geçişini, onları Atlantiğin öte yakasında kovalayıp, tek başına tersine geçişi yapışını anlattı. Laf lafı kovalarken sohbeti tadında bırakmak zorunda kaldım çünkü 55 millik Şarköy etabı bekliyordu bizi. Bu gecikme kafamı dağıttı ve bir hata yaptım. Depoyu doldurmadan yola çıktım. Nara Burnu'na yaklaşırken farkettim bunu. Deponun üçte ikisi dolu idi. Belki yeterdi ama prensip olarak uzun seyirler öncesi, rüzgarın kalma ihtimaline karşı depoyu tam doldururum.

Neyse yoldaydık artık ve yapacak bir şey yoktu. Hızlı bir değerlendirme ile varış limanını Şarköy yerine Gelibolu Barınağı olarak değiştirdim. Bu esnada Kuzey kıyısına yakın şekilde, akıntı ve rüzgara karşı 2200 devir ile tırmanırken, yakıt ibresinin 1 saat içinde dikkate değer şekilde düşüşüne de tanık oldum. Daha fazla yakıt harcamamak için hemen yelken seyrine geçtim. Kafadan gelen rüzgara karşı orsa seyrinde, gemilerle köşe kapmaca oynayarak bir o yakaya, bir bu yakaya…

30' a yakın tramola ile Gelibolu yolunun çoğunu erittik. Açıkçası hayatımdaki en zevkli yelken seyirlerinden biriydi. Bi ara (kurtaramayacağımız için) ters yönde seyreden karşılıklı iki dev geminin arasından iki tramola ile geçtik. Zannederim onlardan biri bizi şikayet etmiş olmalı ki,  Gelibolu'ya 3 mil kala Sahil Güvenlik yanımızda bitti. 'Niyetiniz nedir?' diye giriş yaptı Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap))

'Yakıtımız azaldığı için Gelibolu'ya yelken ile gidiyoruz' dedik. Çanakkale Boğazı'nda yelkenle seyretme yasağı olmamasına rağmen, biraz da sert bir edayla 'Hemen yelkenlerinizi kapatın. Kalan yakıtınızla en yakın limana gidip ikmalinizi yapın. Hangi limana gideceğinizi de bize söyleyin. Gelip kontrol edeceğiz' dediler. Biz de inatlaşmadık. Yelkenimizi kapayıp pruvamızı direkt Gelibolu Barınağı'na kitledik.

Gidenleriniz bilir. Çok sıkıntılı bir yer. Daracık bir girişi ve hemen yanında araba vapuru iskelesi var. Bizim ilk ziyaretimizdi, o yüzden pek tanımadığım için gündüz gözüyle girmek istemiştim. 18.00 gibi önündeydik barınağın. Dışarıdan ilk baktığımda içeride dönüş yapacak alan bile yokmuş gibi geldi. Sağ tarafta İlhan restoranın denize bakan taraçasında üç kişi duruyordu. Oraya doğru yaklaştım gözüm derinlik göstergesinde… 4.9 metre gösteriyor. Sinan'ı başüstüne yolladım seslenip 'içeride dönüş yapacak alan var mı' diye sorması için. 'bilmiyoruz' dediler boş boş bakarak Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

'Peki' diyip alabanda verdim açığa dönmek için, ancak tekne gitmiyor. Tekrar derinlik göstergesine baktım. Halen 4.9 metre gösteriyor. Tahmin ediyorum bir kum topuğuna takıldım. İieri veriyorum, geri veriyorum tekne gitmiyor. Bu esnada araba vapuru da kalkmaz mı ortalığa anaforları salarak. Tekne saat yönünde dirise etmeye başladı Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

20 metre ötemizde Sahil Güvenlik bekliyor. Tabii ki aynı tekne. Bizi kontrole gelmişler. Telsizden bağlantı kurup yardım istedim. 'Baştan halat atın bi çekmeyi deneyelim ama çekemezsek başka yapabileceğimiz bir şey yok' cevabı aldım. 'Hay allah sizi davul etsin' diye söylenirken bir baktım tekne kurtuldu. Arkama bakmadan topukladım açığa doğru. Peşimizden de Sahil Güvenlik…

Tekne evrakları, ADB, KMT, Mavi Kart, Yetki belgesi derken, baktılar ki yamuk bir şey yok, 'iyi seyirler' diyip veda ettiler. Bu sırada tabi hava da çoktan karardı. Daha önceden arayıp yer ve elektrik olduğu teyidini aldığım (girişte iskelede kalan) Gelibolu Balık Restoranı'nı aradım, sordum: 'Yer var değil mi, geldim ben'. 'Gelin abi' dediler. Daracık girişten girdim, iskele yaptım ki, şok… Yer yok benim teknenin girebileceği. Girişin karşı tarafının sığlık olduğunu bildiğim için daracık alanda tornistan-ileri yaparak tekneyi çevirdim ve çıktım dışarı. Tekrar aradım, sordum: 'Yahu orada yer falan yok. Nereye alacaksınız beni?'…  'Abi girişteki teknenin yanina aborda olursunuz' dedi. 'Lan neresine' diyorum… 'Dışına aborda olsam, girişi kapatırım. İçinde yer yok.'…

Israrla 'gel abi yer var' deyince tekrar girdim, değişen bir şey yok. Karşılayan biri de yok, halatı atabileceğin… Tekrar çıktım küfür niyaz ile..

Tekrar aradım. 'Yahu yer falan yok, nereye gireceğim ben?'…  'Abi bi yere sıkıştırırız' şeklinde değişti cevap… Elektrik, yakıt, ikmal ihtiyacından dolayı alargada kalmak da istemiyorum.

Neyse üçüncü kere girdim. Tekrar iskele yaptım. Bu sefer biri duruyor orada. Gel abi seni buraya sokalım dedi. Ama benim teknenin eninden dar bir yere çağırıyor beni. Stresten yorulmuşum artık. 'Gireceğim lan buraya' dedim. Verdim pruvayı o boşluğa. İki tekneyi elimizde ite kaka araya girdim. Tonoz yok. Baştan koltukları bağladık. Sancak kıç koçboynuzundan da, yandaki teknenin iskele koçboynuzuna açmaz aldım. Bitap bir şekilde birer sigara yaktık. Böyle anlardan sonra sigara iyi gidiyor, onu da teşhis ettim bu arada.

Neyse restorana girdik, yemek söyledik. Bu işlerle ilgilenen bir adamı var restoranın: Eşref. Nereden yakıt bulabileceğimizi öğrendik ondan. Bu arada bizde 22 litrelik bir bidon var sadece. Bu esnada elektriği kendi şehir cereyanlarından verdiklerini öğrendik. Marin priz yok yani. Yanımızda açmaz aldığımız yatın sahibini aradı Eşref 'Onda adaptör vardı galiba' diye. İsmi Okan'mış. Sağolsun, üşenmeden hemen kalktı geldi. Ondaki adaptör de bize uymadı. Velhasıl elektrik alamadık. Tekne de 220V fanlı bir ısıtıcı var. Elektrik olmayıp onu çalıştıramayınca teknenin içi buz kesiyor.

Neyse Okan gitti evinden 3 tane 20 litrelik damacana getirdi. Barınağın hemen yanında bir taksi durağı var. Yaşar abi var orada (0542 523 41 67). Onunla gittik istasyondan 59 lt yakıt alıp geldik. 360 TL yakıta, 40 TL de taksiye verdim. Depoya bunları ekleyince ibre yukarı dayandı, ben de rahatladım.

Demiştim, elektrikli ısıtıcı çalışmayınca buz kesiyor diye. Yorgunluk da var. Atladık otele gittik. Mis gibi yataklarda, mandar şaklaması olmadan güzel bir uyku çektik.

28 Ocak Pazartesi sabahı saat 06.10'a kurulu telefonlarımızı iki kez erteleyerek uzattığımız sıcak yatak keyfi, bekleyen 50 millik yolun baskısıyla mecburan sona erdi. Henüz aydınlanmadan 07.00'de yola koyulduk. Açıkçası Gelibolu Barınağından uzaklaşmak bile psikolojime iyi geldi. Palpa liman denizde güneş doğarken keyfimiz iyice yerine geldi. Tek sıkıntımız gargargar motor sesi çekmekti. Neyse o sese kulağımızı tıkayıp Giorgos Dalaras'ın Ege tüten şarkıları eşliğinde mükellef bir kahvaltı yaptık. Artık keyfimiz görgüsüzlük seviyesine gelmişti ki, bir numaralı Murphy kanunu yürürlüğe girdi. Tıkır tıkır işleyen motor sesinde bir değişiklik oldu, tekne hafifçe titredi ve motor seyrimize 1.800 devirden itibaren hissedilir bir titreşim dahil oldu.

Hemen gaz kolunu boşa aldım, motor kapağını açtım. Motorda bir titreşim yok. Yan kapakları açtım, şafta ve salmastraya baktım. Bir terslik yok ve kupkuru. Sonra vites boşta maksimum devre kadar çıktım. Yine titreşim yok. Tekrar ileri yol verdim, titreşim yine başladı. Haliyle teşhis de netleşti. Pervaneye bir şey dolandı.

Yanımızdaki çakma goproyu, kakıç üzerine önceden monte ettğimiz bağlantı noktasına taktım ve sabitledim. Daldırdım suya ve sağa-sola, yukarı-aşağı döndürerek çekim yaptım. Sonra dizüstü bilgisayara aktarıp inceledik. Net bir şekilde gördük; pervaneye naylon torba dolanmış epeyce de büyük bir torba. Rüzgar da yok, yelken yapayım. Motor seyrine devam etsem, pervaneye zarar verme riski var. Marmara'nın ortasındayım. Dalıp temizlemekten başka çare yok. Hazırlanmaya başladım mecburen.

Altta pantolon içine giydiğim bir tayt, üstte de termal içlik üzeri iki kat ince polar ile önce dizime kadar girdim suya. Bi 10-15 saniye bekledim alıştırayım diye ama ne mümkün. Ayaklarım acıdı soğuktan, tekrar çıktım. Ancak temizlemekten başka çarede yok. Bu sefer zihnen de kendimi hazırlayıp fazla beklemeden 3-5 saniyelik duraklamalarla tamamen suya girdim. Allahtan güneş var, kış güneşi de olsa. Sonra ya allah diyip tekrar daldım ve pervaneye ulaştım. Bi miktar temizledim, nefes nefese merdivene çıktım. Kafamın arka kısmı özellikle çok zonkladı. Her dalıp çıkışta oraya havlu bastırıp hemen kuruladım. Sanırım 5 ya da 6 dalışta temizledim. Teknedeki bıçak çok keskin değildi. Bıçağı her zaman iyi durumda tutmanın önemini de o anda anladım.

Havuzluğa çıkışta üzerimdeki her şeyi çıkarıp, havluya sarıldım. İçeri girip şimşek hızıyla kurulanıp, giyindim. Bir süre tabiri caizse zangırdadım. Profesyonel uyku tulumu almıştım yanıma. Ona ve onun üzerine de polar battaniyaya sarındım. KIsa sürede tekrar ısındım. Seyrin geri galan kısmı sorunsuz geçti. Akşam 17.45 gibi Marmara Adası - Saraylar Barınağına girdik. Beton rıhtıma aborda olduk. Bu barınak için de önceden işletmesini üstlenen oranın muhtarı Recep beyi (0532 506 08 38) aramıştık. Yer olduğunu ve elektrik verdiklerini söylemişti. Ama tabii burada da marin giriş yok. Restoren şehir elektriğinden veriyor, o da kablon varsa.

Burası bize Gelibolu barınağı kadar güvenli gelmediği, tekne çok ortalıkta bir yerde durduğu için otele gidip uyuma fikrini baştan eledik. Ama elektrik de lazım. Bir elektrikçi bulduk ama kapalı. Adam şifayı kapmış, eve gidip yatmış. Adı Yılmaz Aradık rica minnet çağırdık. Bize 35m kablo ucuna üçlü priz taktı. Restorandan elektrik çektik, ısındık. Barınapa bakan sahil şeridinde Öz Ev Yemekleri diye bir yer var. Sahibi Özcan çok yardımcı olsun her şeyde sağolsun. Akşam yemeğimizi orada yedik. Sabah da Özcan'ın yerinde sıcak bir çorba sonrası 10.00'da avara olmayı planladık. Ama 10.20'de olabildik. Neden derseniz, ayrılma manevraları… Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

29 Ocak Salı sabahı... Beton rıhtıma iskele bordadan abordayız. Sabah çıkış vakti geldi. Güzel bir rüzgar bizi rıhtıma bastırıyor. Yapılacak şey belli. Baş çapraz üzerinde dümen rıhtıma doğru alabandada ileri yol vererek kıçı açacağız. Ancak rıhtım alçak, teknenin baş bodoslama açılı. Usturmaçayı dikine kullanmak zaten mümkün değil. Sağa-sola kaçar. Bir usturmaçanın iki tarafına halat bağlayıp, iki ucunu da tekne bağladım ama durmuyor oynuyor, halata rağmen açılı bodoslama yüklendikçe aşağı kayıyor. Teknenin başını betonda yaralayacağım ve tekne benim değil. Vazgeçtim. O esnada da baş bodoslamaya takılan 'V' şekilli uzun sabit usturmaçaların ne kadar güzel bir icat olduğunu idrak ettim.

Neyse eldeki (rüzgarsız havaya uygun) seçenek kaldı elimizde. Kıç çapraz üzerinde tornistanla başı açmak…  Ama rüzgar da bastırıyor. Pruvamızda 5 metre ilerimizde bir balıkçı teknesi bağlı. Denedim başı açmayı önce bi… Baktım aradaki 5 metre sayesinde kurtarabilecek kadar açabiliyorum başı. Kıç çapraz üzerinde güçlü bir tornistanla başı açtım. Ardından ileri verdim. Aha!… Kurtardık… Diyordum ki… Doblin alıp bıraktığımız kıç palamar takılmaz mı!…  Haydaaaa!… Tekrar yaslandık beton rıhtıma. Allahtan tüm usturmaçalar iskele bordada…

Tam bu esnada lehimize bir şey oldu. Tekrar rıhtıma yaslanırken, rüzgar hamle yaptı ve hafif olan başımızı rıhtıma önce yasladı. Kıç biraz açıkta kaldı. Fırsatı bulunca kaçırmadım. Güçlü tornistanla başı da kurtarıp avara oldum. Ancak şunu da söylemeliyim ki, hatayı baştan yaptım. Sağa turlu pervaneli teknemle iskele bordadan değil, sancak bordadan aborda olmalıydım. Böylece güçlü bir tornistanda teknenin kıçı iskeleye atacağı için daha kolay ayrılırdım. Böyle durumlarda dümeni de açık denize doğru alabanda verirseniz kıçı daha fazla atar ki, bu senaryoda bu isteyececeğimiz bir şeydir.

Neyse Saraylar barınağından çıkıp bir oh!.. dedik. Rüzgar 18-20 knot falan Keşişleme esiyor. Hemen camadanlı yelkenleri fora ettik, 7-8 knot hızlarla geniş apazda koşmaya başladık. Ancak ne yazık ki, tahminlerde söylediği üzere rüzgar öğleden sonra azalmaya başladı. Önce yelken-motora, sonra tamamen motor seyrine geçtik. Bir gün önceden ağzım yandığı için, gözümüz çöp öbeklerinde… Çöpler görünmeye başlayınca hız kesiyor, temiz gördüğüm bir yöne doğru uzaklaşıyorum, sonra tekrar rotama dönüyorum. Bu şekilde birkaç saat gittik ki… Tekrar hafiften bir titreşim hissettim.

Sinan'a söyledim. 'Abi' dedi Sinan, 'Sen iyice paranoya yaptın. Dertsiz başına dert çekiyorsun'… 'Peki' dedim ama dümen dolabını tutuyorum, kıç portuçlara oturuyorum. O hafif titreşimi hissediyorum. İçim rahat değil. Nitekim 10 dk sonra Sinan döndü bana, 'Abi haklısın galiba, ben de hissetmeye başladım'…  Durdurduk tekneyi yine. Hazırladık kakıç ucunda goproyu. Daldırdım, çekimi yaptım, bilgisayara yükledim ama hiçbir şey göremiyorum. Çünkü deniz bir gün önceki kadar sakin değil. Tekne sürükleniyor. Bu da kabarcık ve partikül akışı yarattığı için hiçbir şey görünmüyor. Kaybedecek zaman da yok. İndirdim yüzme merdivenini. Taktım deniz gözlüğünü. Baş aşağı şekilde merdivene sıkıca tutunarak omzuma kadar suya girdim ve baktım. Bu sefer farklı bir kreasyon… Siyah bir torba dolanmış. Bir gün arayla aynı kabus. Çöl, bedevi, kutup ayısı üçlemesi…

Bu arada şu notu da ileteyim: Her iki dalışta da bir ucu izbarço ile belime dolanmış, diğer ucu koç boynuzuna sabitlenmiş bir halatı kıç aynada Sinan tutuyordu. Hani soğuk yüzünden bilincimi kaybedersem tekneden uzaklaşmamam ve geri alabilmek için.

Şunu da ekleyeyim: Gopro falan gereksiz zaman kaybı imiş. Sıkıca tutunarak uzanıp omzunuza kadar girin suya, bakın. Hızlı teşhis...

Neyse devam edelim… İkinci kez beni bulan bu kabus canımı çok sıktı ve tekrar dalmak istemedim. Baktım rüzgar da sıfır değil. Yelken seyrine geçtik tam arma. Marina önüne kadar yelkenle giderim artık kaçta varırsak, 22.00 olur, 24.00 olur. Sonra kısa süreli motor seyri ile içeri girer, gerisini sonra düşünürüz diye. İlk başlarda 6 knot hızı yakalayınca dedim 'oldu bu iş'…

Ama hızımız, önce 5'e, 3'e, sonra 2 knota düşünce kaçacak yer kalmadı. Artık bıkkınlıktan saatleri sayıyorum İstanbul'a varmak için. Hazırlandım bir gün önceki kombinimle… Önce alışma turları, ardından ya allah diyerek pervaneye intikal ettim. Bir baktım ki torba gitmiş. 'Allaaaaah beeee!..! diye bi bağırdım. Ağzıma su dolunca hala suyun içinde olduğumu hatırladım. Çıktım sudan, Sinan'a müjdeyi verdim.

Soslu makarna ile bu badireden hızlıca kurtulmamızı kutladık motor seyri ile 2200 devirde Beylikdüzü'ne doğru milleri yerken. Açıkçası onbir günlük birikmiş yorgunluk ve stresten dolayı, artık bir an önce varmak istiyordum. 'İnsan'ın pisliği ile dolu Marmara'da aynı kabusun hem de hava karardıktan sonra başıma gelmesi hala ihtimal dahilinde olduğu için yolun geri kalanı gergin geçti.

Saat 19.30 gibi West İstanbul Marina'ya girdik, Golf ponton 06'ya bağlandık. Oh!. derken yan teknedeki selamlaştığımız karanlıktaki iki kişiden birinin Dilek Ergül korsanımız olduğunu farketmek de güzel oldu. Ayaküstü sohbetten sonra sadece sırt çantamı alıp fırladım tekneden. Eşyalarımı falan toplamaya bile mecalim yoktu. İki gün evde yatıp dinlendikten sonra gidip aldım eşyalarımı.

Bu iki kabustan aldığım ders: Bir daha kış vakti böyle uzun transferler yapacaksam; dalış elbisesi, çok keskin bir bıçak, dalış seti ve su geçirmez kafa lambası olmadan asla yola çıkmam.

Önümüzde şimdi 25 Mayıs'ta yola çıkarak Güney'e doğru yapılacak uzun bir transfer bekliyor. Ama tabii Mayıs sonu olacağı için, bu trasferdeki gibi lahana misali giyinmeyeceğiz. Üşümeyeceğiz. Bir de Marmara'daki bağlanma noktası ve medeniyet kıtlığına bypass yapmak için, Cumartesi yola çıkıp gece seyriyle devam ederek, tek ayakta Çanakkale'ye gideceğiz. Ondan sonrası Ege… Yani kadim coğrafyamız...
« Son Düzenleme: Şubat 08, 2019, 16:12:22 Gönderen: Hakan Erim »
*
Ynt: Bodrum - İstanbul Transfer hikayemiz...
« Yanıtla #1 : Şubat 05, 2019, 12:12:46 »
Çok Güzel yazmışsınız, Keyifle okudum...Teşekkür ederim

Bu Marina girişlerindeki güvenlik zafiyeti çok sıkıntılı bir konu...
Bizim Marinada böyle bir sıkıntı yok hatta fazlası var Ancak Marmariste Geçen Yaz Arkadaşımın Teknesinden çalınanlar oldu , Basit ufak tefek şeyler ....
Ama can sıkıcı
« Son Düzenleme: Şubat 05, 2019, 12:22:40 Gönderen: Oktay Eryılmaz »
Yesterday is gone tomarrow has not yet come , we have only today
Let us begin ...

Gezgin Korsan Sosyal Medya Hesaplarını Takip Ediniz

               


*

    Çevrimdışı Atilla Sayan

  • * Gezgin Korsan
  • 244
    • Yaşadığı Şehir
  • İstanbul
    • Sosyal Ağ Hesapları
    • Tekne Adı
  • Segundo, Bodrum
    • Ege koylarında ve Yunan Adalarında Yelken Eğitimleri
Ynt: Bodrum - İstanbul Transfer hikayemiz...
« Yanıtla #2 : Şubat 05, 2019, 12:31:45 »
Bağlantıları görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap
Çok Güzel yazmışsınız, Keyifle okudum...Teşekkür ederim

Bu Marina girişlerindeki güvenlik zafiyeti çok sıkıntılı bir konu...
Bizim Marinada böyle bir sıkıntı yok hatta fazlası var Ancak Marmariste Geçen Yaz Arkadaşımın Teknesinden çalınanlar oldu , Basit ufak tefek şeyler ....
Ama can sıkıcı


Ben teşekkür ederim Oktay korsanım.

Üstelik bu güvenlik zaafiyetini fiyat ve işletme konusunda en katı, en kuyruğu dik tutan Setur marinasında yaşadık.

En güvenlileri ise Çeşme Marina ile D-Marin Didim idi. Çeşme Marina'da yalnızca kartla açabildiğin bir kapı var. Kartın yoksa mümkün değil girmen. Misafirsen de bağlantı kuruluyor. Seni gelip o kapıdan alıyorlar. D-Marin Didim'de de tekne sahibinden ya da ön bürodan olur almadan asla bırakmıyorlar.
*

    Çevrimdışı Hakan Erim

  • * Gezgin Korsan
  • 14.355
    • Yaşadığı Şehir
  • İstanbul
    • Tekne Adı
  • S/Y Ekip, İstanbul
Ynt: Bodrum - İstanbul Transfer hikayemiz...
« Yanıtla #3 : Şubat 05, 2019, 12:59:53 »
Bağlantıları görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap
...
 Çanakkale Boğazı'nda yelkenle seyretme yasağı olmamasına rağmen, ...

Burada bir hata var. TÜRK BOĞAZLARI DENİZ TRAFİK DÜZENİ TÜZÜĞÜ'ne göre Türk Boğazları'nda trafik ayrım düzeni içinde yelkenle seyir etmek yasaktır.

Alıntı
Madde 30 – Türk Boğazları'nda trafik ayırım düzeni içinde yelkenle, kürekle seyretmek, yüzmek ve avlanmak
yasaktır. Ancak sportif amaçlı yelken, kürek ve yüzme yarışları idarenin iznine tabidir.

S/Y Ekip
Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

*

    Çevrimdışı Ahmet Çelenoğlu

  • * Gezgin Korsan
  • 8.135
    • Yaşadığı Şehir
  • İstanbul
    • Sosyal Ağ Hesapları
    • Eğitim, tekne danışmanlığı, sörvey
Ynt: Bodrum - İstanbul Transfer hikayemiz...
« Yanıtla #4 : Şubat 05, 2019, 13:03:44 »
Türk boğazlarında trafik ayrım düzeni içinde yelkenle seyir yasaktır. İki noktaya dikkatinizi çekerim:

1. Trafik ayrım düzeni dışında yelkenle seyir yapabilirsiniz.
2. Hem yelken hem motorla seyreden tekne motorlu sayılır. Bunun için başa ters siyah koni basmalısınız.

Bir tekne limanda güvenliktedir, ancak tekneler limanda durmak için yapılmazlar.
*

    Çevrimdışı Atilla Sayan

  • * Gezgin Korsan
  • 244
    • Yaşadığı Şehir
  • İstanbul
    • Sosyal Ağ Hesapları
    • Tekne Adı
  • Segundo, Bodrum
    • Ege koylarında ve Yunan Adalarında Yelken Eğitimleri
Ynt: Bodrum - İstanbul Transfer hikayemiz...
« Yanıtla #5 : Şubat 05, 2019, 13:05:39 »
Bağlantıları görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap
Bağlantıları görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap
...
 Çanakkale Boğazı'nda yelkenle seyretme yasağı olmamasına rağmen, ...

Burada bir hata var. TÜRK BOĞAZLARI DENİZ TRAFİK DÜZENİ TÜZÜĞÜ'ne göre Türk Boğazları'nda trafik ayrım düzeni içinde yelkenle seyir etmek yasaktır.

Alıntı
Madde 30 – Türk Boğazları'nda trafik ayırım düzeni içinde yelkenle, kürekle seyretmek, yüzmek ve avlanmak
yasaktır. Ancak sportif amaçlı yelken, kürek ve yüzme yarışları idarenin iznine tabidir.



Ben bunu sadece İstanbul Boğazı için geçerli diye biliyorum Hakan korsanım. Ama araştırıyorum şimdi. Çünkü bir sürü dostumdan Çanakkale Boğazında mümkün diye duymuştum.
*

    Çevrimdışı Atilla Sayan

  • * Gezgin Korsan
  • 244
    • Yaşadığı Şehir
  • İstanbul
    • Sosyal Ağ Hesapları
    • Tekne Adı
  • Segundo, Bodrum
    • Ege koylarında ve Yunan Adalarında Yelken Eğitimleri
Ynt: Bodrum - İstanbul Transfer hikayemiz...
« Yanıtla #6 : Şubat 05, 2019, 13:07:24 »
Bağlantıları görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap
Türk boğazlarında trafik ayrım düzeni içinde yelkenle seyir yasaktır. İki noktaya dikkatinizi çekerim:

1. Trafik ayrım düzeni dışında yelkenle seyir yapabilirsiniz.
2. Hem yelken hem motorla seyreden tekne motorlu sayılır. Bunun için başa ters siyah koni basmalısınız.

Teknede maalesef siyah koni yoktu Ahmet korsanım. Ama zaten yelken-motor da gitmiyorduk.

Android ve iOS İşletim Sistemli Mobil Cihazlar İçin Radyo Gezgin Korsan Aplikasyonunu İndirebilirsiniz

      


*
Ynt: Bodrum - İstanbul Transfer hikayemiz...
« Yanıtla #7 : Şubat 05, 2019, 13:20:04 »
Atilla Bey, telefon ile görüştüğümüzde Çanakkale'den geçiyorum demiştiniz..Hikayeyi okuyunca bu meşakatli yolculuğa rağmen sesinizin iyi geldiğini belirteyim. Ben olsam "kapat, kapat, sonra konuşuruz" derdim herhalde  Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap
*

    Çevrimdışı Hakan Erim

  • * Gezgin Korsan
  • 14.355
    • Yaşadığı Şehir
  • İstanbul
    • Tekne Adı
  • S/Y Ekip, İstanbul
Ynt: Bodrum - İstanbul Transfer hikayemiz...
« Yanıtla #8 : Şubat 05, 2019, 13:20:57 »
Bağlantıları görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap
Bağlantıları görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap
Bağlantıları görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap
...
 Çanakkale Boğazı'nda yelkenle seyretme yasağı olmamasına rağmen, ...

Burada bir hata var. TÜRK BOĞAZLARI DENİZ TRAFİK DÜZENİ TÜZÜĞÜ'ne göre Türk Boğazları'nda trafik ayrım düzeni içinde yelkenle seyir etmek yasaktır.

Alıntı
Madde 30 – Türk Boğazları'nda trafik ayırım düzeni içinde yelkenle, kürekle seyretmek, yüzmek ve avlanmak
yasaktır. Ancak sportif amaçlı yelken, kürek ve yüzme yarışları idarenin iznine tabidir.



Ben bunu sadece İstanbul Boğazı için geçerli diye biliyorum Hakan korsanım. Ama araştırıyorum şimdi. Çünkü bir sürü dostumdan Çanakkale Boğazında mümkün diye duymuştum.

Öncelikle seyir yazınız çok güzel olmuş. Hem eğlenceli hem de bilgilendirici. GeKo Rehber için güncel telefon ve irtibat bilgileri de içeriyor. Teşekkür ederim.

Araştırma konusuna gelince, o mesajın ekinde "TÜRK BOĞAZLARI DENİZ TRAFİK DÜZENİ TÜZÜĞÜ" pdf olarak var. O tüzükte "Trafik Ayrım Düzeni"nin sınırları da verilmiş. Trafik Ayrım Düzeni dışında yelkenle seyir yapılabilir diye anlaşılıyor bu tüzüğe göre ancak;
1- Bu konuyu size telsizden seslenecek olan Sektör'lere ve dibinize gelecek olan Sahil Güvenlik ekibine anlatmakta zorlanırsınız. Ben sivri ucu aşağı bakan siyah koni astığımı göstermeme rağmen izah edememiştim. İşin mahkemeye gitmesi ve sizin düzenin dışında olduğunuzu falan ispat etmeniz gerekiyor.

2- Yine bu düzen dışında kalarak mesela Nara Burnunu yelkenle dönmeniz oldukça zor olacaktır.

S/Y Ekip
Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap
*

    Çevrimdışı Ümit Özdoğan

  • * Gezgin Korsan
  • 634
    • Yaşadığı Şehir
  • İzmir
    • Tekne Adı
  • YANKI 2, İZMİR
Ynt: Bodrum - İstanbul Transfer hikayemiz...
« Yanıtla #9 : Şubat 05, 2019, 13:57:07 »
Sanırım 5 ya da 6 dalışta temizledim. Teknedeki bıçak çok keskin değildi. Bıçağı her zaman iyi durumda tutmanın önemini de o anda anladım.

****

Pervaneye torba dolanması benim de başıma geldi, neyse ki kış günü değil. Benimki torba değil de, balık çiftliklerinin yem çuvalıydı, naylondan örme gibi. Teknedeki en fiyakalı (dalışta hani bacağa filan bağlanan, bir tarafı düz, diğer tarafta bir kısmı tırtıklı olan, scubacıların markalarından biri) bıçağımı kapıp daldım. Dalma konusunda çok yetenekli de değilim, dalıyorum çıkıyorum, ne tırtıklı yüzü kesiyor bıçağın ne düz yüzü. Pes ettim.

Teknedekilerden mutfakta kullandığım tırtıklı laser dedikleri türden bir fileto bıçağını istedim. Mutfak işlerinde keskinliğinden memnun olduğum için, denemek istedim. Tek dalışta tek hareketle çuvalı kestim aldım. Bir kere daha kalıntıları temizlemek için daldım, o kadar.

Dalış bıçağı tam bir hayalkırıklığıydı benim için. Halen domatesi de, balığı da, halatı da o fileto bıçağıyla kesiyorum.
YANKI 2 - Dufour 412 gl - Gökova Ören Marina
*
Ynt: Bodrum - İstanbul Transfer hikayemiz...
« Yanıtla #10 : Şubat 05, 2019, 16:02:23 »
Yazın rotanın tersini deneyecegiz. Cok faydalı oldu  Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap
S/Y Boemar - Marinturk D65
*

    Çevrimdışı Sencer Salbaş

  • * Gezgin Korsan
  • 74
    • Yaşadığı Şehir
  • İstanbul
    • Tekne Adı
  • SEVENS, Çeşme
Ynt: Bodrum - İstanbul Transfer hikayemiz...
« Yanıtla #11 : Şubat 05, 2019, 18:04:09 »
Atilla korsanım,
Hem çok bilgilendirici hem de keyifli bir anlatım olmuş. Elinize ağzınıza sağlık.
Yelkenli teknenin motorlu tekneye göre her zaman yol üstünlüğünün olması sebebiyle trafik ayrım düzeninin olduğu boğaz geçişi gibi yerlerde yelkenle seyir yapmanın yasak olması bana da mantıklı geliyor aksi takdirde koca koca gemilerin boğaz gibi dar yerlerde sürekli manevra yapmaları gerekirdi. Benim de bildiğim sadece yarış zamanları özel izinlerle ve gemi geçişine kısıt getirilerek yelkenle seyir yapılabiliyor, onun dışında sahil güvenlik gördüğü anda tepenize biniyor.
*

    Çevrimdışı Atilla Sayan

  • * Gezgin Korsan
  • 244
    • Yaşadığı Şehir
  • İstanbul
    • Sosyal Ağ Hesapları
    • Tekne Adı
  • Segundo, Bodrum
    • Ege koylarında ve Yunan Adalarında Yelken Eğitimleri
Ynt: Bodrum - İstanbul Transfer hikayemiz...
« Yanıtla #12 : Şubat 05, 2019, 19:30:02 »
Bağlantıları görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap
Atilla Bey, telefon ile görüştüğümüzde Çanakkale'den geçiyorum demiştiniz..Hikayeyi okuyunca bu meşakatli yolculuğa rağmen sesinizin iyi geldiğini belirteyim. Ben olsam "kapat, kapat, sonra konuşuruz" derdim herhalde  Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Alper bey sizinle konuşurken Cunda'da dinlenmedeydik yanlış hatırlamıyorsam. Hele ki Gelibolu barınağı önünde arasaydınız, açmazdım bile  Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap
*

    Çevrimdışı Atilla Sayan

  • * Gezgin Korsan
  • 244
    • Yaşadığı Şehir
  • İstanbul
    • Sosyal Ağ Hesapları
    • Tekne Adı
  • Segundo, Bodrum
    • Ege koylarında ve Yunan Adalarında Yelken Eğitimleri
Ynt: Bodrum - İstanbul Transfer hikayemiz...
« Yanıtla #13 : Şubat 05, 2019, 19:34:01 »
Bağlantıları görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap
Bağlantıları görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap
Bağlantıları görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap
Bağlantıları görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap
...
 Çanakkale Boğazı'nda yelkenle seyretme yasağı olmamasına rağmen, ...

Burada bir hata var. TÜRK BOĞAZLARI DENİZ TRAFİK DÜZENİ TÜZÜĞÜ'ne göre Türk Boğazları'nda trafik ayrım düzeni içinde yelkenle seyir etmek yasaktır.

Alıntı
Madde 30 – Türk Boğazları'nda trafik ayırım düzeni içinde yelkenle, kürekle seyretmek, yüzmek ve avlanmak
yasaktır. Ancak sportif amaçlı yelken, kürek ve yüzme yarışları idarenin iznine tabidir.



Ben bunu sadece İstanbul Boğazı için geçerli diye biliyorum Hakan korsanım. Ama araştırıyorum şimdi. Çünkü bir sürü dostumdan Çanakkale Boğazında mümkün diye duymuştum.

Öncelikle seyir yazınız çok güzel olmuş. Hem eğlenceli hem de bilgilendirici. GeKo Rehber için güncel telefon ve irtibat bilgileri de içeriyor. Teşekkür ederim.

Araştırma konusuna gelince, o mesajın ekinde "TÜRK BOĞAZLARI DENİZ TRAFİK DÜZENİ TÜZÜĞÜ" pdf olarak var. O tüzükte "Trafik Ayrım Düzeni"nin sınırları da verilmiş. Trafik Ayrım Düzeni dışında yelkenle seyir yapılabilir diye anlaşılıyor bu tüzüğe göre ancak;
1- Bu konuyu size telsizden seslenecek olan Sektör'lere ve dibinize gelecek olan Sahil Güvenlik ekibine anlatmakta zorlanırsınız. Ben sivri ucu aşağı bakan siyah koni astığımı göstermeme rağmen izah edememiştim. İşin mahkemeye gitmesi ve sizin düzenin dışında olduğunuzu falan ispat etmeniz gerekiyor.

2- Yine bu düzen dışında kalarak mesela Nara Burnunu yelkenle dönmeniz oldukça zor olacaktır.



Çok teşekkür ederim Hakan korsanım. Trafik hattının dışında çok dar bir alan var. Sadece orada kalarak yelkenle seyretmek çok zor. Bu arada tüm transfer için hazırladığım, Bodrum'dan İstanbul'a bağlanma ve kaçış limanlarını içeren bir word dosyası var. Genel bilgiler, iletişim bilgileri ve koordinatları içeriyor. Eksikleri tamamlayıp burada paylaşacağım dosyayı.
*

    Çevrimiçi İlker Erkman

  • * Gezgin Korsan
  • 1.327
    • Yaşadığı Şehir
  • İstanbul
Ynt: Bodrum - İstanbul Transfer hikayemiz...
« Yanıtla #14 : Şubat 05, 2019, 19:34:22 »
Sencer korsanım haklısınız boğazlarda yelken seyri yapmak yasaktır Detaylı bilgi liman tüzüğünde mevcut