0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

*

    G. B.

TEOS MARİNA'DA BİR HAFTA SONU
« : Temmuz 09, 2012, 12:28:23 »

Büyük kentlerin yakınındaki marinaların kendi rutin bir yaşamları var. Hafta içi görece sakin oluyorlar. Cuma akşam üzerinden başlayarak hareketleniyorlar. Teos Marina da böyle bir konumda.

Biz de İstanbul’dan çıkıp bir Cuma günü öğlen vakti Mergus’a ulaştık. Basit bir şeyler hazırlayıp yedik. En çok bir hafta kalacağımız için, ikindi mikindi dinlemeyip hemen denize çıktık. Marina yakınındaki koyları sırayla denetledik. Kuzeyli rüzgarları karadan alan ve her biri bir kaç teknelik bu minik koylardaki yerler daha şimdiden tutulmuştu.  Koyların dışında ise rüzgar 20’li knotlardaydı. İlle denize girme niyetimiz olmadığı için, hava kararmadan marinaya döndük.

Hafta sonu tatilini değerlendirmek için gelenlerle marina nüfusunun artmaya başladığını, wc-duş tesislerinden anlayabiliyorsunuz. Bilirsiniz, biz her tür kağıdı bol kullanan bir milletiz, yazılı olmamak koşuluyla tabii. Cuma akşamından başlayarak WC’nin çöp kutuları kağıt havlu atıklarını almaz oldu. Cumartesi ve Pazar sabahları, erken saatlerde ise zemine yayılan kağıtların üzerinden atlamak zorundaydık. Bu durumun oluşmasında, yeni icat havlu-kağıt veren makinelerin ayar bozukluklarının da etkisi olsa gerek, bir el kurulamak için size verdiği kağıtla vücudunuzun tamamını kurulayabilirsiniz.

Nüfus artışının ikinci ve en belirgin göstergesi açık alanlardaki çöp kutuları: sık sık büyük hacımlı “konteynerler” yerleştirildiği halde, yürüme özürlü insanlar, çöp torbalarını, torbanın yarısı büyüklükte de olsa en yakındaki çöp kutusuna tıkıştırmaya çalışıyorlar, külahtaki dondurma misali. Pazar akşam üzeri, tatili sona ereip de evlerinin yolunu tutanlar için ise, çöp kutuları, çevresine çöp yığılacak işaret levhası görevini görüyor. Bu bölgenin güçlü rüzgarları da bu durumu fırsat bilip çöpleri çevreye yayma konusunda ellerinden geleni yapıyorlar. Marina yönetiminin bu belli gün ve saatlerde, çöp toplama hizmetini sıklaştırmaları bu sorunu çözer mi bilmem?

Hafta sonu, Sığacık yerleşmesi ayrıca canlanıyor; Seferihisar Belediysi’nin düzenlediği etkinliklerin de katkısıyla. İstanbul-Sığacık yolculuğuna, teknenin dış temizliği ve kısa bir deniz seyri eklenince epeyce yorulmuştuk; gece bastırınca da Mergus’un güvertesinde dinlenmeye “çekildik”. Önce sadece direklere vuran halatlardan oluşan, marinanın kendi müziği vardı. Derken uzaktan Ruhi Su’yu andıran nağmeler gelmeye başladı. Meğer Cuma akşamı, Erkan Oğur-Hakan Demircoğlu’nun konseri varmış. “Konser” deyince hemen akla bangır bangır bağıran hoparlörler gelir. Ama hem türkülerin türü gürültüye dönüşmeye pek uygun olmadığı için, hem de konser kale içinde, duvarlarla çevrili hoş bir avluda düzenlendiği için, tekneye ulaşan müziğin çok hoş bir etkisi oldu. Duvarları aşıp gelen, insanın uyumayıp da dinlemek için kendini zorladığı bir güzel bir ninni idi.

Cumartesi Demircili koyuna gidip demir atıyoruz; bir aydanberi ilk denize girme fırsatımız. Deniz hikayelerimizi daha sonra anlatacağız, şimdilik karadakiler:

Cumartesi akşamı, yine bir konser vardı, bu kez “Türk Sanat Müziği” topluluğu, araya daha güncel parçaların da serpiştirildiği, ama ağırlıklı olarak, iyice klasikleşmiş bestelerden oluşan bir dinleti sundu. Biz yine uzaktan izleyebildik. Mergus’u da özlediğimiz için, onu yalnız bırakmaya gönlümüz elvermiyordu. Ayrıca da teknede, göz ucuyla ayın doğuşunu izleme olanağımız vardı; denizden doğuyor olsa daha iyiydi ama, allahtan Sığacık’ta henüz yapılar bir kaç katlı da ay, karadan da doğsa ağaçların arasından yükselebiliyor. Uzaktan gelen müziğin nağmeleriyle tam uyuma kıvamına gelmiştik ki, gece yarısına doğu bağırış çağırış söylenen detone “Onuncu Yıl Marşı” ile yerimizden fırladık; Çelen’e “Atatürk duysa hepsini tefe koyardı” dedim.

İngiltere’de, konserlerin ve hatta sinemalardaki son seansların ardından ulusal marşın çalınması da hep garibime giderdi; bizde de umarım bu tür gelenekler oluşmaz; müzik eğitimi yoksunluğumuz, ne tek tek, ne de topluca bir şarkı terennüm etmemize olanak vermiyor. Tabii, futbol karşılaşmaları bunun dışında tutulabilir, hatta halkımızın topluca müzik eğitimi görebildiği tek etkinliğin, futbol karşılaşmaları olduğunu söyleyebiliriz.

Cumartesi akşamı konser öncesi, kasabada kısa bir tur attıktan sonra kale içindeki mütevazi konser mekanını ziyaret ettik, insanlar birkaç saat öncesinden sandelyelere yerleşmeye başlamışlardı. Bazıları da bu açık avluyu çevreleyen kale duvarlarının tepesine çıkmış, denizde gün batımını izliyordu.

“Balık mı yesek?” diye önce marinanın da içinden geçen akar suyun üzerine “kurulmuş” balık lokantalarına bir göz attık. İzmir yöresinde “balık pişirici” denen lokantalar artık “balık restaurant” adını almış durumdalar. Derenin üzerinde bir balık lokantası fikir olarak ilginç gelebilir ama bizde “derenin üzerini örtme “ geleneği yerleştiği için, lokantaların zemininin altında dere olduğunu anlamak olanağı yok, tahtalar yeterince aralık olsa belki alttan bir serinlik gelecek. Ama derenin üzerini örten platformun tepesi de altına ısı yayan ve hava geçirmeyen bir örtü ile kapatıldığı için, bu serinlik duygusunu yaşamak söz konusu değil. Lokantaların dış mekanı olarak düzenlenmiş bu dereüstü platformlarda insanlar balıklarının pişirilmeini bekledikleri sırada kendileri pişerken, lokantanın kapalı ama serin mekanı bomboş.

Biz yine görece pahalı Burç restoranın yolunu tutuyoruz, balık yemeyiz de, yerel otlar, mantar ve karidesten oluşan güvecini bir salat eşliğinde tadarız diyerek; meğer otların mevsimi geçmiş.

Pazar, hafta sonu tatilinin son günü. Marina’dan çıkmayı kaçınılmaz kılan tek hafta sonu etkinliğinin, eski yerleşmenin dar sokaklarında kurulan Sığacık pazarı olduğunu söyleyebilirim. Çok sözü edildiği için güçlü bir merak oluştu bizde; gerçekten yerel bir şeyler var mıydı? Sırt çantamı alıp yola koyulduk.
Pazarda başlıca üç grup ürün satılıyor: takı vb el işleri, hamur işleri ve sebzeler.

Börülce, kabak, domates, salatalık, patlıcan, fasulye,.... gerçekten taze; ama organlikle ilşkisi olduğu söylenebilir mi bilmem. Tatlı ve tuzlu ev yapımı hamur işleri insanın kanına giriyor. Hemen oturup yemek de olanaklı. Meyve, yok denecek kadar az. Zeytin neredeyse yok. Bal, turşu vb gibi ev yapımı olup olmadığını bilemediğimiz çeşitli ürünlere de rastlanıyor. Bir dahaki sefer, daha fazla vakit ayırmamız gerek, bu ilk izlenim yanıltıcı olabilir.

Pazar  yerine giderken, insanların bir dükkanın önüne yığıldığını görüyoruz. Tezgahta grup grup balıklar, çepeçevre dizilmiş alıcılar: henüz başlamamış bir balık mezatı, ancak doğrudan tüketiciye yönelik bir etkinlik.

Çelen, ilk olarak börülceyi ayıklayıp pişiriyor ve öğleni biraz geçe denize çıkıyoruz; günler uzun.
*

    D. Y.

Ynt: TEOS MARİNA'DA BİR HAFTA SONU
« Yanıtla #1 : Temmuz 09, 2012, 15:14:28 »
Güven abi merhaba,
okurken keyif aldığım bir yazı olmuş. Gördüklerimizi marina yetkililerine aktarmak gerekir diye düşünüyorum. Hepsi büyük bir çaba içerisindeler.

görüşmek üzere,
Derya


*

    Y. O.

Ynt: TEOS MARİNA'DA BİR HAFTA SONU
« Yanıtla #2 : Temmuz 09, 2012, 15:37:21 »
Güven korsanım izlenimlerinizi çok iyi anlatmışsınız.
Ben F pontonundayım bana yakın olan tuvaletlerde sorun olmuyor, genelde bakımlı ve temiz.

Balık yemek için balıkçı barınağındaki Liman Rest. tercih ediyorum, fiyatlar biraz tuzlu ama balıkçı tekneleriyle yan yana balık yemek başka bir keyif veriyor. Ahtapot ızgara mükemmel.

Birde yeni Urcan balık Rest. açılmış, marinanın yamacında, İstanbuldaki Urcan ile bir ilişkisi varmı bilmiyorum.
Marina içindeki Kayıkiçi balık rest. fena değil ama tekneden çıkıp kayık masaların içine oturmak bana komik geliyor.

Erkan Oğur sevdiğim bir sanatçıdır, Cuma günü konserine gidemedim (doluydu) bende teknede dinledim duyabildiğim kadar.

Genel olarak Sığacık ve Teos Marinadan memnunum, Palamarcılar yoğun olmadıkları zamanlarda rüzgarın getirdiği  çöpleri kepçeyle toplayıp suyun temiz olmasına gayret ediyorlar.

Denizde gecelemek için Nergis, Kokar(Gökliman) ve Ilıca Boğazı koylarını tercih ediyorum.

*

    Z. D.

Ynt: TEOS MARİNA'DA BİR HAFTA SONU
« Yanıtla #3 : Temmuz 09, 2012, 16:20:43 »
Bağlantıları görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Cumartesi akşamı, yine bir konser vardı, bu kez “Türk Sanat Müziği” topluluğu, araya daha güncel parçaların da serpiştirildiği, ama ağırlıklı olarak, iyice klasikleşmiş bestelerden oluşan bir dinleti sundu. Biz yine uzaktan izleyebildik. Mergus’u da özlediğimiz için, onu yalnız bırakmaya gönlümüz elvermiyordu. Ayrıca da teknede, göz ucuyla ayın doğuşunu izleme olanağımız vardı; denizden doğuyor olsa daha iyiydi ama, allahtan Sığacık’ta henüz yapılar bir kaç katlı da ay, karadan da doğsa ağaçların arasından yükselebiliyor. Uzaktan gelen müziğin nağmeleriyle tam uyuma kıvamına gelmiştik ki, gece yarısına doğu bağırış çağırış söylenen detone “Onuncu Yıl Marşı” ile yerimizden fırladık; Çelen’e “Atatürk duysa hepsini tefe koyardı” dedim.

İngiltere’de, konserlerin ve hatta sinemalardaki son seansların ardından ulusal marşın çalınması da hep garibime giderdi; bizde de umarım bu tür gelenekler oluşmaz; müzik eğitimi yoksunluğumuz, ne tek tek, ne de topluca bir şarkı terennüm etmemize olanak vermiyor. Tabii, futbol karşılaşmaları bunun dışında tutulabilir, hatta halkımızın topluca müzik eğitimi görebildiği tek etkinliğin, futbol karşılaşmaları olduğunu söyleyebiliriz.


Güven abi ,

Detonede olsa 10. yıl marşını dinlemek gerekiyor.

Batının milli değerlerimizi yok edişine halkın çığlığıdır.

İzmir'lilerin Cumhuriyet rejimine sahip çıkmalarını lütfen yadırgama.

Atatürk gaflet ve delalet içinde olanları tefe koyardı bana göre .

AB kriterlerine artık ATA'mızın resimlerini devlet dairelerimizden kaldırıldığını biliyorsanız artık uyanma vaktimiz gelmedimi sizce ?

Sevgilerimle
*

    G. B.

Ynt: TEOS MARİNA'DA BİR HAFTA SONU
« Yanıtla #4 : Temmuz 09, 2012, 16:47:52 »
Bağlantıları görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap
Bağlantıları görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Cumartesi akşamı, yine bir konser vardı, bu kez “Türk Sanat Müziği” topluluğu, araya daha güncel parçaların da serpiştirildiği, ama ağırlıklı olarak, iyice klasikleşmiş bestelerden oluşan bir dinleti sundu. Biz yine uzaktan izleyebildik. Mergus’u da özlediğimiz için, onu yalnız bırakmaya gönlümüz elvermiyordu. Ayrıca da teknede, göz ucuyla ayın doğuşunu izleme olanağımız vardı; denizden doğuyor olsa daha iyiydi ama, allahtan Sığacık’ta henüz yapılar bir kaç katlı da ay, karadan da doğsa ağaçların arasından yükselebiliyor. Uzaktan gelen müziğin nağmeleriyle tam uyuma kıvamına gelmiştik ki, gece yarısına doğu bağırış çağırış söylenen detone “Onuncu Yıl Marşı” ile yerimizden fırladık; Çelen’e “Atatürk duysa hepsini tefe koyardı” dedim.

İngiltere’de, konserlerin ve hatta sinemalardaki son seansların ardından ulusal marşın çalınması da hep garibime giderdi; bizde de umarım bu tür gelenekler oluşmaz; müzik eğitimi yoksunluğumuz, ne tek tek, ne de topluca bir şarkı terennüm etmemize olanak vermiyor. Tabii, futbol karşılaşmaları bunun dışında tutulabilir, hatta halkımızın topluca müzik eğitimi görebildiği tek etkinliğin, futbol karşılaşmaları olduğunu söyleyebiliriz.


Güven abi ,

Detonede olsa 10. yıl marşını dinlemek gerekiyor.

Batının milli değerlerimizi yok edişine halkın çığlığıdır.

İzmir'lilerin Cumhuriyet rejimine sahip çıkmalarını lütfen yadırgama.

Atatürk gaflet ve delalet içinde olanları tefe koyardı bana göre .

AB kriterlerine artık ATA'mızın resimlerini devlet dairelerimizden kaldırıldığını biliyorsanız artık uyanma vaktimiz gelmedimi sizce ?

Sevgilerimle
İtirazım onuncu yıl marşının söylenmesine değil; başımıza gelenler, bu marşı adam gibi söyleme çabası göstermediğimiz içindir, gerçek manada ve mecazi manada. Onuncu yılı, şanına layık olarak anmak, bu marşı doğru dürüst söylemeyi becerebilmeyi de içerir. Sırt üstü yatıp, biri dürtüklediğinde aniden fırlayıp detone bir marş söylemekle sorun çözülmez. Hazırlık, eğitim, ve her şeyden önemlisi,birisi dürtmeden bu marşın gereğini yerine getirmek; gündemin gerisinde kalmaktan kurtulmak, gündemi yaratmak gerekmez mi? Ben de senin gibi,bir çoğumuz gibi doluyum Zafer kardeşim.

Marşın sözlerini onuncu yıldan sonraki 80 yıla uyarlarsak:
Hangi toplumsal savaştan açık alınla çıkmış olduğumuzu söyleye biliriz?
Cumhuriyet dönemi ile yaşıt gençleri bir yana bırakırsak, daha sonr yetiştirebildiğimiz her yaştan, yurtsever, özverili gençlerimizin sayısı ne kadardır acaba?
Onuncu yıla kadar örülen demir ağlara, daha sonra ne kadar yenisi eklendi? Ne kadarı satılıp savıldı?
......................

Benden de kucak dolusu sevgiler.
« Son Düzenleme: Temmuz 09, 2012, 16:58:16 Gönderen: Güven Birkan »

Gezgin Korsan Sosyal Medya Hesaplarını Takip Ediniz

               


*

    G. B.

Ynt: TEOS MARİNA'DA BİR HAFTA SONU
« Yanıtla #5 : Temmuz 09, 2012, 17:02:38 »
Derya ve Yaşar korsanlara uyarıları için teşekkürler.
Benim şikayetim, marina görevlileri ile ilgili olmaktan çok marinayı kullananlarla ilgili. Marina yönetimi gerçekten çok çaba gösteriyor, özellikle denizde verdikleri hizmeti, hiç bir marinada alabilmiş değilim.
Restoranlar konusundaki önerileri de değerlendireceğiz. Şimdilik daha çok pazardan aldığımız sebzeleri değerlendirme çabasındayız.
*

    A. Ç.

Ynt: TEOS MARİNA'DA BİR HAFTA SONU
« Yanıtla #6 : Temmuz 09, 2012, 17:03:07 »
Onuncu yıl marşından sonra bir sürü yıldönümü marşı yazıldı ve bestelendi. Ben hiç birinin sözünü veya müziğini hatırlamıyorum. Bu konuda bile başarısız olmuşuz. Onuncu yıl marşını detone söylememiz bir çok şeyi doğru yapamadığımızın sadece küçük bir göstergesi.


*

    E. A.

Ynt: TEOS MARİNA'DA BİR HAFTA SONU
« Yanıtla #7 : Temmuz 09, 2012, 20:02:13 »
Güven korsanım merhaba.
Sığacık son bir kac yıl içinde çok hareketlendi. Pazar günleri kale içi pazarı oldukça hareketli satılan sebzelerin bir büyük bir kısmı nispeten doğal yetiştirilmiştir. Her Salı günü Seferihisar merkezde üretiçi pazarı açılır ürünleri yerel üretiçilerin ürünleri vardır, ben her salı oradan alış veriş yaparım hem taze hemde ucuz olur.Kendi ürettigi ve topladıgının dışında başka ürün satmaları yasaktır ve sıkı kontrol edilir. Bölgedeki köylerden gelenler var bahcesindeki ağacın meyvesini satarlar ve satıcılar hiç değişmez, zaten kısa zamanda ahpap olursunuz ne sattığını  cok iyi anlarsınız. Mevsim itibariyle malesef otlardan ve enginardan yoksun. Ama yağmurlar başladığında otlat cıkınca tam bir şölen tavsiye ederim. Hala 1 tl ye alabilceginiz ot ceşitleriyle ucuzdur. Cumalarıda büyük pazar var orada cok büyük ve karışık yerellerde var ama içerilerde. Tekne içi yaşamda uğraşması zor olabilir ama balık mezatını tavsiye edrim. Ayrıca arkasındaki resturantlarda kiloyla balıkta satarlar. mezattan alıp üstüne biraz ekleyip satarlar.
keyifli sağlıkla gezmeler...