0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

*

    B. B.

Ynt: Kış için özenle saklanmış bir yelken yolculuğu hikayesi
« Yanıtla #120 : Nisan 02, 2014, 04:02:10 »
İkiniz de çok güzel, keyiflisiniz. Mutlulukla takip ediyorum.
*

    H. A.

Ynt: Kış için özenle saklanmış bir yelken yolculuğu hikayesi
« Yanıtla #121 : Nisan 02, 2014, 12:34:47 »
Özlem korsan yazılarınızı okumak alışkanlık yaptı, hergün arar olduk, elinize sağlık teşekkürler.


*

    E. B.

Ynt: Kış için özenle saklanmış bir yelken yolculuğu hikayesi
« Yanıtla #122 : Nisan 02, 2014, 22:23:54 »
ÖZlem korsan ve Ali bey (o korsan değil galiba) Yarışa geliyorsunuz dimi. ? Bak okumam yazıları ona göre  Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Hemm siz daha fotoğraf yarışmasına da katılmadınız. Her şeyi çekmişsiniz seyirde. Bi bize fotoğraf çıkmadımı yani.

Hadi lütfen ayıp oluyo ama...

*

    Ö. B.

Ynt: Kış için özenle saklanmış bir yelken yolculuğu hikayesi
« Yanıtla #123 : Nisan 03, 2014, 01:21:12 »
Bağlantıları görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap
İkiniz de çok güzel, keyiflisiniz. Mutlulukla takip ediyorum.

Gezimizin keyfini yazılarıma yansıtabildiğimi duymak çok güzel  Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap
*

    Ö. B.

Ynt: Kış için özenle saklanmış bir yelken yolculuğu hikayesi
« Yanıtla #124 : Nisan 03, 2014, 01:31:17 »
Bağlantıları görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap
Özlem korsan yazılarınızı okumak alışkanlık yaptı, hergün arar olduk, elinize sağlık teşekkürler.

Hakkı korsan,
Teşvik edici sözleriniz için çok teşekkürler  Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap
« Son Düzenleme: Nisan 03, 2014, 01:32:37 Gönderen: Özlem Baha »

Gezgin Korsan Sosyal Medya Hesaplarını Takip Ediniz

               


*

    Ö. B.

Ynt: Kış için özenle saklanmış bir yelken yolculuğu hikayesi
« Yanıtla #125 : Nisan 03, 2014, 01:43:29 »
Bağlantıları görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap
ÖZlem korsan ve Ali bey (o korsan değil galiba) Yarışa geliyorsunuz dimi. ? Bak okumam yazıları ona göre 

Hemm siz daha fotoğraf yarışmasına da katılmadınız. Her şeyi çekmişsiniz seyirde. Bi bize fotoğraf çıkmadımı yani.

Hadi lütfen ayıp oluyo ama...

Ersin korsan,
Uygun fotoğraf bakmaya başladım bile  Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap
*

    Ö. B.

Ynt: Kış için özenle saklanmış bir yelken yolculuğu hikayesi
« Yanıtla #126 : Nisan 08, 2014, 00:59:12 »
27-Haziran-2013 Perşembe Siros adasındayız

    Sabah 08:30 da uyandık. Bugün Siros adasındayız. Yola çıkmayacağımız için teknede biraz keyif yapabilirdik ama sanırım rüzgar müsaade etmeyecek. Sabahtan esmeye başladı bile. Sabah kahvelerimizi hazırladık. Dışarıya çıktık. Rüzgar teknemizi iskeleye yaslıyordu. Usturmaçalar beton panton ile tekne arasında iyice sıkışıyorlardı. Ancak pantonun altında su dolaşımını sağlamak için kanallar vardı ve sıkışan usturmaçalar buraya girince tekne ile birlikte alçalıp yükselme şansını kaybediyordu. Usturmaçalardan birinin ipinin koptuğunu sesinden anladık. Her gelişimizde usturmaçaları sayarak biz yokken kopan birini de erken fark edip pantonun altındaki dehlizlerden birinde bulmuştuk. Çareyi 9 usturmaçanın bir kısmını tekneden söküp pantona bağlamakta bulduk. Tekneye bağlı olanları da ikinci bir ip ile vardavela teli dışında bir anele veya makaraya bağladık. Az bir olasılık da olsa vardavela telinin kopması nedeni ile bütün usturmaçaların devreden çıkması ve teknenin beton ile buluşması ihtimalini ortadan kaldırmış olduk.
Bu rüzgarda teknede vakit geçirmek pek te konforlu olmayacaktı. Kahvaltıdan sonra adayı dolaşmaya karar verdik. Aklımız teknede kalacak ama çok geç kalmadan gelip teknemizi kontrol ederiz. Akşamdan teknemizin halatlarını zincir ve yaylarla donatarak yatmıştık. Gelgit burada etkili değildi. Açık denizin ortasında bir adada olduğumuzdan olsa gerek, rüzgar yönü ve şiddeti su seviyesini pek değiştirmemişti. Halat ve usturmaçaları kontrol ettikten sonra yola koyulduk. William da teknesinin halatlarını ve usturmaçalarını kontrol ediyordu. Havadan sudan konuştuk. Hava bugün daha da sertleyecek, yarın da devam edecekmiş. Cumartesi günü azalma ihtimali varmış. Arkadaşının meteorolojide çalıştığını, hava durumu ile ilgili bilgileri ondan aldığını söyledi. Anlaşılan yarın da buradayız..

Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Marinanın hemen çıkışında, karşı sokağın içinde Nautilus adlı tekne ve deniz malzemeleri satan bir mağaza var. Ne var ne yok bakmak için mağazadan içeriye girdik. Mağazanın içerisindeki raflar çeşitli malzemelerle dolu. Genel görünüm sanki burada her şey bulunacakmış gibi bir his yaratıyor. Hatta Harita kitabı bile. Tezgahın arkasında orta yaşlı iki adam var. Öncelikle Eagle Ray yayınlarının (Fransızlarda gördüğümüz) harita kitabını sorduk, vardı. Fiyatı 100 avro. (İnternetten alınınca daha ucuz oluyor ama beklemek lazım) Biraz düşünmeye karar verdik, nasıl olsa vaktimiz vardı. Bize nereden geldiğimizi sordular. İstanbul dediğimizde, büyük bir ilgi gösterdiler. Adı Manolis olanın hem teknesi vardı hem de geçen yılbaşında tatil için İstanbul’a gitmişti. Çok da konuşkan bir adam olduğu için, tekne, deniz ve İstanbul ile ilgili konuşulacak pek çok konu çıkmıştı. Dükkana gelen diğer müşterilerle ortağı ilgilenirken, Manolis bizim ile koyu bir sohbete daldı. Daha doğrusu o anlattı biz dinledik. Manolis’e teknemizin marinada olduğunu söyledik. O da kendi teknesinin de karada olduğunu söyledi. Hatta Manolis’in ikinci bir teknesi daha olmuş. Bir Sparkman and Stephens. Eski sahibi vergilerden korkup zaten bakamadığı ahşap teknesini Monalis’e devretmiş. Mevzuatı çok iyi bilen Monalis tekneyi üstüne almış ve tadilatlarını yapmaya başlamış. Vergi borcu gelince de teknenin boyunu (sanırım 11 metre civarı idi) ve ağırlığını mesnet gösterip, 10 tondan fazla olması nedeni ile mevzuata göre gemi sayıldığını ve yat vergisinden muaf olması gerektiğini belirterek itiraz davası açmış ve kazanmış. (eşinin avukat olması nedeni ile yasaları iyi bildiğini belirtti). Adalete saygılı kamu kurumları da (ayni bizdeki gibi) mahkeme kararına uymuş.
İki teknesi olan ve bunlara bir sürü masraf etmekten kaçınmadığı belli olan adama teknesi ile nerelere gittiğini sorduk. Son üç yılda en çok mendireğin fenerine kadar gidebildiğini, limandan dışarı çıkamadığını söyledi. Önemli olan hayallerin geniş olması tabii…
Teknesine bakım yaparken pek çok şeyi yenilemiş. Bize fotoğraflarını göstermek istedi. Bilgisayarın başına geçti. Teknenin eski halini, yenilendikten sonraki halini gösterdi. Hem fotoğrafları gösteriyor, hem de büyük bir keyifle anlatıyordu. Manolis işi gücü unutmuştu. Dükkana gelen müşterilerin hiçbiriyle ilgilenmiyordu. Hepsiyle ortağı ilgileniyor, hatta bazılarını bekletmek zorunda kalıyordu. Manolis’in umurunda değildi. Büyük bir coşkuyla bize teknesini anlatmaya ve fotoğraflarını göstermeye devam ediyordu. Sanki yıllarca konuşmamış ve fotoğraflarını gösterecek kimse bulamamıştı da şimdi böyle bir fırsat yakalamıştı ve bunu kaçırmak istemiyor gibi bir hali vardı. Yoksa ıssız bir adada mıydık? Baktık ki, Manolis’in anlatacak çok şeyi var ve uzun sürecek. Kibarca gitmek zorunda olduğumuzu, yarın gene geleceğimizi söyledik. Bunun üzerine Manolis, İstanbul fotoğraflarımı göstermeden bırakmam dedi. Sanki biz İstanbul’u hiç görmemişiz gibi İstanbul fotoğraflarını göstermeye başladı.  Boğaz, boğazda tekne turu, Sultanahmet, Ayasofya, Topkapı, Kapalıçarşı, Taksim… İstanbul’un tüm turistik yerlerini bir de Manolis’in kamerasından gördük. Hayat süprizlerle dolu. Doğduğum, büyüdüğüm neredeyse her yerini defalarca gezdiğim çok sevdiğim İstanbul’u bir yabancının fotoğraf karelerinden izleyeceğim hiç aklıma gelmezdi. Bilgisayara kayıtlı fotoğraflar bitince, biz hemen gitmek üzere harekete geçtik. Manolis bizi durdurdu. Bir dakika çekmecemde flash disk var. Orada çektiğim çok güzel fotoğraflar var onları da göstermek istiyorum dedi. Yapacak bir şey yoktu. Manolis hemen çekmecesinden flash diski çıkardı. Ben belki bulamaz diye ümit ediyordum ama çok düzenli bir adam, hemen buldu.  Hem fotoğrafları göstermeye hem de anlatmaya devam etti. Bu arada Ali, dükkândaki malzemelere bakayım diyerek kaçıp kendini kurtardı. Ben Manolis’in çektiği fotoğraflardan İstanbul’u izlemeye devam etmek zorunda kaldım. Neyse ki Ali kısa bir süre sonra geldi. Hadi Özlem, vakit çok ilerledi, Manolis’inde işleri var onu yeterince oyaladık deyince, Ali’nin yarattığı bu fırsatı kaçırmadım. Hemen çantamı aldım, gitmek üzere ayağa kalktım. Ekranda Galata kulesi’ni bırakarak, iyi günler dileyerek dükkandan ayrıldık. Dışarıya çıktığımızda ikimizde derin bir nefes aldık. Yanlış anlaşılmasın, Manolis  gerçekten çok iyi niyetli ve yardımsever bir adam. Sadece biraz konuşkan. Onun dışında hiçbir sorun yoktu. Bize ne zaman bir sorunumuz olursa her zaman elinden gelen yardımı yapabileceğini söylerken, samimiyetinden hiç şüphe etmedik. Kendimizi dışarıya attıktan sonra, otobüs durağına gittik. Ücretsiz otobüse binip, şehir merkezine gittik. Burada harita kitabını bulabileceğimiz bir iki yer var gibi görünüyor. Bunlardan birisinde daha harita kitabını bulduk. Fiyatı daha uygundu fakat bizim aradığımız bölge elinde yoktu. Bir iki gün içerisinde getirtebileceklerini söylediler. Fakat hem bekleyecek vaktimiz yoktu hem de Manolis’den almayı tercih ederdik. Pilot kitabın yazdıkları doğru çıkmıştı. Siros merkez liman, burada bütün ihtiyaçlarınızı karşılayabilirsiniz diye yazıyordu. Böylece en önemli eksiğimizi tamamlayabilecek olmanın verdiği rahatlıkla adayı dolaşmaya başladık.

Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

    Öncelikle yolumuz üzerinde olan çekek yerine gittik. İhtiyaç olmasın ama, zorunluluk halinde  burada tekne rahatlıkla karaya alınabilir. Fakat lift yok. Bildiğimiz bomlu vinç ile alıyorlar.  Çekek yerinde Manolis’in teknesini de gördük. Sparkman and Stephens’i tanımak kolay oldu. Çekek yerinden çıktıktan sonra biraz yürüdük. Tekrar otobüse bindik. Adanın yukarı taraflarında bir yerlerde indik. Dolaşmaya başladık. Sokaklar ve evler çok güzel. Evlerin birçoğu yenilenmiş ama eski haline uygun bir şekilde… Renkler çok güzel. Hele mavinin bir tonu var ki…

Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Bakmaya doyamıyorum. "Ördek Gagası" mavisi, ahşap panjurlara, kapılara, çerçevelere o kadar yakışmış ki… Bu maviyi seyretmek neredeyse bir çeşit terapi gibi. Birçok evin önünde dakikalarca kaldım. Birçok defa Ali’nin uyarısıyla durduğum yerden yola devam ettim. Buradan tepeden açık denize bakmak ise bambaşka bir keyif. Deniz muhteşem görünüyor. Derin mavi… Açık deniz… Denizin sonsuzluğu insanı içine çekiyor gibi… Bu manzara bana çok sevdiğim Halikarnas Balıkçısı’nın sözlerini hatırlatıyor, “deniz mavi mavi yanıyordu”

Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

    Bu arada tepeden aşağıya inen dar bir yol, yolun kenarında restoran, aşağıda da plaj gördük. Deniz çok güzel görünüyordu. Aşağıya plaja inip, buradan denize girdik.

Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Gün batımını izlemek ve bir şeyler içmek için yukarıdaki restorana çıktık, çok hoşumuza gittiği için ve yemeğimizi de burada yemeyi düşündük. Tercih ettiğimiz içkiyi bulamayınca burada yemekten vazgeçtik. Yukarıdan kıvrıla kıvrıla inen yollardan aşağıya şehrin rıhtımına indik. Sahilde yürüdük. Burada renkli sandalyeleri olan bir restoran ilgimizi çekti. Hem yorulmuş hem de acıkmıştık fazla düşünmeden bu sevimli yere oturduk.

Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Restoranın önünden geçen yol akşamları araç trafiğine kapatılıyor, yaya yolu oluyor. Bu yolun deniz tarafında da restoranların masaları vardı. Onların önünde de tekneler bağlı. Güzel bir yere oturmuştuk. Önümüzde hem deniz hem de yaya yolu vardı. Her daim sokak kafelerini ve restoranlarını sevmişimdir. Aynı zamanda sokak müzisyenlerini de… Galiba sokağa dair her şey benim hoşuma gidiyor. Yemeğimizi yerken keyifli bir sohbete daldık. Bu arada yarış nedeniyle Rodos’da olan, bize katılacak olan arkadaşımız telefon ederek, yarışta çok yorulduğunu kendini iyi hissetmediğini, gelmekten vazgeçtiğini ve Marmaris’e evine döndüğünü söyledi. Yediğimiz şeylerin hepsi çok lezzetli bunların tadına varırken, içeriden müzik sesi gelmeye başladı. Biz dışarıda restoranın önündeki masalardan birinde oturuyorduk.  İçeriye baktığımızda, bir masada yemek yiyen beş adamın her birinin elinde müzik aleti hem çalıp hem de söylediklerini gördük. Şimdiye kadar müzik yapan insanların bir şeyler içtiklerini görmüştük ama hem yemek yiyip hem de müzik yapan bir grup insana ilk defa rastlıyorduk. Acaba yemek için gelmişlerdi, keyiflenince söylemeye başlamışlardı yoksa tarzları mı böyleydi bilemiyorum. Bildiğim bir şey var, o da çok güzel söylüyorlardı. Bu şarkı söyleyen grubu daha iyi görebilmek için içeriye gittim. Yukarıya merdivenlere çıktım. Oradan hem dinledim, hem de video çekimi yapmaya çalıştım. Bu grup çalıp söylemeye başlayınca restoran kalabalıklaşmıştı. Birkaç fotoğraf çektikten sonra masamıza oturup bu güzel ezgileri dinlemeye devam ettik.

Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Vakit bir hayli ilerledi. İçeridekiler çalmaya devam ediyorlardı.  Saat 02:00’ye geliyordu. İstemeyerek de olsa kalktık. Taksiye atlayıp teknemize geldik. Teknemiz yerli yerinde duruyordu. Usturmaçalar da yerindeydi. Bu güzel geceyi güzel sonlandırmalıydık. Havuzlukta küçük kadehlerimizle rom içerek geceyi noktaladık.


*

    E. O.

Ynt: Kış için özenle saklanmış bir yelken yolculuğu hikayesi
« Yanıtla #127 : Nisan 10, 2014, 20:07:45 »
Bağlantıları görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap
"Ördek Gagası" mavisi, ahşap panjurlara, kapılara, çerçevelere o kadar yakışmış ki… Bu maviyi seyretmek neredeyse bir çeşit terapi gibi. Birçok evin önünde dakikalarca kaldım. Birçok defa Ali’nin uyarısıyla durduğum yerden yola devam ettim. Buradan tepeden açık denize bakmak ise bambaşka bir keyif. Deniz muhteşem görünüyor. Derin mavi… Açık deniz… Denizin sonsuzluğu insanı içine çekiyor gibi… Bu manzara bana çok sevdiğim Halikarnas Balıkçısı’nın sözlerini hatırlatıyor, “deniz mavi mavi yanıyordu”
Bir bayan korsan'dan seyir anısı okumanın tadı da bir başka oluyor..
Mavi renk bu kadar güzel ve farklı anlatılır..
Bize kalsa mavi mavidir, kırmızı da kırmızı..yani toplasanız 5-6 renk vardır Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap
*

    Ö. B.

Ynt: Kış için özenle saklanmış bir yelken yolculuğu hikayesi
« Yanıtla #128 : Nisan 11, 2014, 00:39:59 »
28-Haziran-2013  Cuma -Gene mi Siros

    Sabah 09:00 uyandık. Kokpite çıkıp baktık, hala Siros’tayız. Rüzgar, dünkü hızından hiçbir şey kaybetmemiş. Hatta daha da şiddetlenmiş gibiydi. Genelde sabahları hafif olan rüzgar, iki gündür neredeyse hiç soluklanmadan esiyor. Usturmaçalarımızı sayarak kontrol ettim. Hepsi tamam. Kahvaltıdan sonra havuzlukta oturup günün programını konuşurken, karşı pantona yakıt tankerinin geldiğini gördüm. Ali hemen tankerin yanına gitti. Oradaki işi bittikten sonra, yakıt tankeri bize gelecekti. Marina komşumuz William’ada yakıt geldiğini haber verdik. 31 litre yakıt aldık. 22 saatte bu kadar yakmışız demek ki..

Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

    Biz tekneyi neta ederken William geldi. Yarın havanın düzeleceğini, önümüzde iki gün iyi hava olacağını söyledi. Sonra tekrar sert hava vardı. Bize planımızın ne olduğunu sordu. Artık Türkiye tarafına doğru gidecektik. Fakat rotamızı tespit etmemiştik. William’ı daha rahat konuşmak için havuzluğa davet ettik. “Çok esiyor, gelin bizim gemiye gidelim, içeride daha rahat konuşuruz” dedi. Biz de pilot kitaplarımızı ve haritamızı alarak William’ın teknesine gittik. Tekneden içeriye girince, kendimizi geniş bir salonda bulduk. Bizi eşi karşıladı. Rahat kanepeye yerleştik. Havuzluktan iki basamakla salona iniliyor, solda bir oturma grubu önünde alçak bir masa, kapıdan girer girmez sağda bir soba vardı. Daha sonra sohbetimiz sırasında tek evlerinin bu tekne olduğunu söylediler. Başka evleri yokmuş. Bu arada kahvelerimiz de geldi keyfimize diyecek yok.
Ertesi gün hava düzeleceğine göre hareket planını yapma zamanı gelmişti. Konumuz rotalar. William ve eşi yarın Mora yarım adasına doğru yola çıkacaklar. William a göre Ege’nin çok bilinen “Meltemi” rüzgarları başlamıştı ve Eylül’den önce de Ege’nin ortalarına gelmemek gerekirdi. Herkesin dilinde olan bu rüzgar takvimini William biraz daha genişleterek söylüyor,” 20 Haziran da başlar, aralarda iki gün soluklansa da 10 Eylül’e kadar devam eder” diyordu. Konu bizim rotamıza gelince önce siz ne tarafa gideceksiniz diye sordular elimizdeki büyük haritayı açtık. Egenin tümünü Marmara’nın tamamına yakınını gösteren bu harita ne yazık ki bizim gideceğimiz yeri, İstanbul’u göstermiyordu. Haritanın sağ üst köşesinde haritanın dışında bir noktayı göstererek biz buradan geldik, kısmetse oraya döneceğiz dedik. Onlar da haritaya kaygıyla bakıp, “siz en iyisi bizimle beraber Peloponnese  gelin  (36°56'07"N  21°41'05"E) bu mevsimde Orta Ege 5 derse 7, 7 derse 9 hava yapar, dalgası muhteşem olur” dediler.
İnsanın böyle iyimser komşularının olması ne kadar iyi.. Biz önümüzde görünen iki günlük iyi havada, birinci gün Paros adasına uğrayıp, oradan Naxos adasına gitmeyi düşünüyorduk. İkinci gün ise Naxos’dan ya İkeria adasına ya da daha güneye Amargos’a gidecektik. Hatta Ali hazır bu kadar güneye inmişken, "Girit’e de gidelim" önerisinde bulundu. Battı fish yan go psikolojisi…  Zaten “Ladies and Gentleman” filmini seyrettikten sonra Afrika limanlarına bir sempati duymaya başladığının farkındayım. O günden beri Patricia Kaas ve şarkılarını pek sever oldu. Fakat filmdekini andıran bir piyano barı ancak dönüş yolunda Mikanos da bulabilecekti. ( Reklam: Yeni bölüm “Naxos’a gittik, döndük bile!” pek yakında bu forumda –(gelecek kış))
William, Amargos’a gidersek iki gün sonra gelecek sert havanın ne kadar süreceğinin belli olmayacağını söyleyip, esen sert rüzgarlarda orada uzun süre kalmak zorunda kalabileceğimiz konusunda uyardı. Nihai kararımızı yolda vermek üzere konuyu bağladık.
*

    B. B.

Ynt: Kış için özenle saklanmış bir yelken yolculuğu hikayesi
« Yanıtla #129 : Nisan 11, 2014, 01:12:39 »
Tamam. Yayınevi arayalım artık. Basalım bu kitabı. Harika!Redaksiyonu yaparım.
*

    Ö. B.

Ynt: Kış için özenle saklanmış bir yelken yolculuğu hikayesi
« Yanıtla #130 : Nisan 11, 2014, 01:26:28 »
Bağlantıları görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap
Tamam. Yayınevi arayalım artık. Basalım bu kitabı. Harika!Redaksiyonu yaparım.

Çok memnun oluruz  Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap
*

    M. T.

Ynt: Kış için özenle saklanmış bir yelken yolculuğu hikayesi
« Yanıtla #131 : Nisan 11, 2014, 08:28:00 »
Bağlantıları görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap
Tamam. Yayınevi arayalım artık. Basalım bu kitabı. Harika!Redaksiyonu yaparım.
Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap
*

    Ö. B.

Ynt: Kış için özenle saklanmış bir yelken yolculuğu hikayesi
« Yanıtla #132 : Nisan 12, 2014, 10:49:56 »
Bağlantıları görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap
"Ördek Gagası" mavisi, ahşap panjurlara, kapılara, çerçevelere o kadar yakışmış ki…



    Yanlış yazmışım, doğrusu "Ördek Yumurtası Mavisi" olmalıydı doğal olarak. Kusura bakmayın.
    (Redaksiyon şart)



*

    Ö. B.

Ynt: Kış için özenle saklanmış bir yelken yolculuğu hikayesi
« Yanıtla #133 : Nisan 16, 2014, 00:01:48 »
28-Haziran-2013 Cuma Devam ediyor…

William’ların teknesinden ayrıldıktan sonra Nautilus’e gittik. Manolis’den harita kitabımızı aldık. Manolis’e  Naxos ve Paros adasındaki marinaları sorduk. Marinalar hakkında bilgi aldık. Siros adasına da marina var diye gelmiştik ama çalışmıyordu. Manolis Naxos adasında çalışan bir marina olduğunu söyledi. Hatta bu marinanın yetkilisi Kostas Manolis’in arkadaşıymış. Bize telefon numarasını verdi (+30 694 589 2950). Gitmeden önce telefon etmemizin yer bulmak bakımından faydalı olacağını söyledi. Bu arada hemen telefona sarılarak Naxos marinadaki arkadaşını aradı ama ulaşamadı. Yarın sabah Siros adasından ayrılacağımızı söyleyerek Manolis’le vedalaştık.

Otobüs durağına gittik. Ücretsiz otobüse binerek şehir merkezine ulaştık. Biraz dolaştıktan sonra, frappe molası verdik. Tekrar ücretsiz otobüse binip yukarıya çıktık ve gezmediğimiz yerleri dolaşıp, eksik yerleri tamamladık. Deniz molası verdik. Deniz iyi geldi bizi dinlendirdi. Tekrar tepeden aşağıya yürüyerek indik.


Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Yine bir önceki gece keyifli zamanlar geçirdiğimiz Porto restorana gitmeyi tercih ettik. Konuşurken vaktin nasıl geçtiğini anlamadık. Saat 23:30 gibi kalktık. Teknemize geldik. Siros’daki son gecemizi birer parmak ateş suyu içerek noktaladık (yatay mı yoksa dikey mi bir parmak idi hatırlamıyorum Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap). Yarınki yolculuğumuz ile ilgili plan yapmadık. Yarın sabahtan itibaren önümüzde 36 saat iyi hava olacağını varsayıyoruz ve nereye, ne kadar süre gideriz diye konuşma gereği de duymadık. Yarın yolda düşünmek için yeterli zamanımız olacak nasıl olsa.
« Son Düzenleme: Nisan 16, 2014, 00:04:45 Gönderen: Özlem Baha »
*

    M. D.

Ynt: Kış için özenle saklanmış bir yelken yolculuğu hikayesi
« Yanıtla #134 : Nisan 16, 2014, 00:06:32 »
Özlem korsanım,
Çok güzel anlatıyorsunuz. Sayenizde bazı palamarlar erken çözülecek gibi Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap