0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

*

    Ö. B.

Ynt: Kış için özenle saklanmış bir yelken yolculuğu hikayesi
« Yanıtla #75 : Mart 09, 2014, 03:30:45 »
Gezi anılarımızı okuyor olmanız özellikle de Darya'nın yorumları beni çok mutlu etti  Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap
*

    E. O.

Ynt: Kış için özenle saklanmış bir yelken yolculuğu hikayesi
« Yanıtla #76 : Mart 10, 2014, 22:21:38 »
Özlem Korsan, gezi notlarınızın tadını çıkara çıkara yazıyorsunuz... Bizlerde bekleşip duruyoruz.. Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap


*

    D. E.

Ynt: Kış için özenle saklanmış bir yelken yolculuğu hikayesi
« Yanıtla #77 : Mart 11, 2014, 09:56:17 »
Muhteşem bir anlatım ve gezi...Thalatta West istanbul Marinaya geldi, güzel kız...Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap Rüzgarınız daima kolayına olsun..

*

    B. A.

Ynt: Kış için özenle saklanmış bir yelken yolculuğu hikayesi
« Yanıtla #78 : Mart 11, 2014, 11:37:24 »
Bağlantıları görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap
Gezi anılarımızı okuyor olmanız özellikle de Darya'nın yorumları beni çok mutlu etti  Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Bir de sessiz okuyanlar olduğunu unutmayın... Ellerinize sağlık eşimle çok büyük bir keyifle okuyor, verdiğiniz koordinatların kolaylığıylada google earth uzerinde geziniyoruz... Teşekürler... Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap
*

    K. A.

Ynt: Kış için özenle saklanmış bir yelken yolculuğu hikayesi
« Yanıtla #79 : Mart 11, 2014, 21:23:29 »
kayifle okuyorum yazmaya devam edin bu sene vural korsan 1 siz 2 oldunuz düzenli okuduğum merak ederek beklediğim yazacaklarını

Gezgin Korsan Sosyal Medya Hesaplarını Takip Ediniz

               


*

    Ö. B.

Ynt: Kış için özenle saklanmış bir yelken yolculuğu hikayesi
« Yanıtla #80 : Mart 12, 2014, 05:03:08 »

20-Haziran-2013 Perşembe Evia Boğazı ve Yolculuğumuzun en batı noktası Achladi (38°53.17'N  22°48.35'E)

Sabah 07:00 de uyandık. Ahmet’i İstanbul’a yolcu edeceğiz. Ahmet, her ne kadar siz feribota kadar gelmeyin ben giderim dediyse de, peşini bırakmadık. Gönlümüz yalnız gitmesine razı olmazdı. Hem de feribota bindiğini kendi gözlerimizle görmeliydik. Sabah kahvelerimizi içtikten sonra Ahmet’i yolcu etmek üzere tekneden ayrıldık.

Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap


Ahmet giderken değişik bir ruh haline büründü. Kendisini adeta tanıyamadık.
Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Ahmet, ısrarlarımıza rağmen kahvaltı etmek istemedi. Yolda bir şeyler yerim diye geçiştirdi. Meğer dün dondurma yediğimiz kafede kızlarla konuşmuş kafe sabah erkenden açılıyormuş ve sıcak poğaça, simit gibi şeyler oluyormuş. Ahmet’in niyeti orada kahvaltı etmekmiş. Kafe sahilde feribot iskelesine çok yakın. Önce seyahat acentasına uğrayıp otobüs biletini aldı. Sonra da kafeye gittik. Kahvaltımızı burada yaptık. Saat 08:00 i biraz geçe Ahmet’le vedalaştık. Bundan sonra yola iki kişi devam edeceğiz.
Burası diğer adalara göre daha turistik bir ada olduğu için rıhtım boyunun bir özelliği yoktu. Alışılmış sahil kasabalarına benziyordu. Dükkanlar, arabalar, tur tekneleri. Marketler açılana kadar sabah yürüyüşü yaptık. Adanın dar sokaklarından içerilere doğru yürüdük.
 
Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Güzel bakımlı evler, merdivenli sokaklar, küçük sevimli meydanlar gördük. Dar sokakların birinden sahile indik. Burada gördüğümüz küçük bir marketten eksiklerimizi tamamladık.

Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap


Sahilden yürüyerek tekneye geldik.
Hemen yol hazırlığına başladık. 09:10 da palamarları çözdük. Rüzgar şimdiden koy içinde 15-16 knot esmeye başladı. Skiathos  “marina” dan (39°09.9'N  23°29.6'E )  sorunsuz bir şekilde çıktık. Botumuzu önden söküp arkaya bağladık. 3 mil sonra Skiathos’un en güney burnunu döndük (39°07.5'N  23°28'E  )  . (Bu burun navionicste Kalamaki burnu diye adlandırılmış ama Earth bu ismi tanımıyor ve başka bir yere gidiyor.) Bu burnu bordalarken yelkenlerimizi açtık ve motoru kapattık. Müziği başlattık, “ one more cup of coffee for the road” Bob Dylan yorumuyla. Kahve zamanı.

Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Niyetimiz Evia kanalı Orei limanına gitmek(38°56,9N  23°05,1'E)  . Yaklaşık yolumuz 25 deniz mili. Böylece Skiathos adasını da dümen suyumuzda bırakmış olduk. Rüzgar 18-19 knot oldu. Yıldız poyraz rüzgarının kaldırdığı dalgalar kuzeyimizde kalan Skiathos kanalından bize ulaşmaya başladı. Yelkenlerimiz açık olduğu için dalgalardan çok fazla etkilenmedik.  Evia kanalının iki burnu arasına gelince dalgalar ve rüzgar azaldı. Hatta genoayı topladık. Yaklaşık bir saat sonra rüzgar poyrazdan tazeledi ve yavaş yavaş artmaya başladı. 247 dereceye gidiyoruz. Rüzgar 65-70 dereceden esiyor. Tam iğnecikten.

Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Tekrar genoayı açtık. Zaman zaman ayı bacağı yaparak saat 13:00 de Kalamaki burnunu geçtik. Rüzgar 17-18 knot oldu. Orei limanına çok fazla yolumuz kalmamıştı. Yaklaşık olarak  saat 14:00  gibi Orei’de olabilirdik. Yola devam etmeye karar verdik ve Orei limanına girmekten vazgeçtik. Bu arada rüzgar 23-24 esmeye ve dalgalar artmaya başladı. Anakara tarafında Vathikilo koyuna girmeye niyetlendik (38°56N  22°56,5'E). Burası rüzgaraltı olacağı için gece daha rahat edebiliriz diye düşündük. Koyun girişine doğru ilerledik. Her zaman olduğu gibi koya girerken rüzgar 25-26 esmeye başladı. Bu koyun girişinde dikkat edilmesi gereken bir kaya var. Ancak buraya son anda girmeye karar verdiğimiz için çok fazla okuyup anlama fırsatımız olmadı. Söz konusu kayanın koordinatını doğru yanlış GPS e kaydedip, daha kolay kavança atabilmek için genoayı topladık ve koydan içeriye ana yelkenle girdik. Ancak haritada doğudaki burnun hemen batısında görünen kayanın yeri deniz seviyesinden bakınca pek de o kadar kolay anlaşılmıyordu. Koyun girişine doğru giderken kayanın kerterizi önümüzde görünüyor, ondan kurtulmak için batı kıyısına gittikçe rüzgar üstü kıyıya yaklaşmak zorunda kalıyorduk. Kanala giren rüzgarın Istavroz burnunda bölünüp Volos körfezine girmesi ve koya civadra indirmesi ihtimaline karşı o kıyıya yaklaşmaktan kaçınıyorduk. “Zaten demirlemek için de derin bu koy” falan gibi mazeretler bulup döndük ve koydan çıktık.
Ve yola devam ettik. Rüzgar ve hızımız hava kararmadan Achladi'ye ulaşmamız için yeterliydi. Pupamızdan gelen rüzgar 25-26 knot esmeye devam ediyordu. Dalgalarda yavaş yavaş artmaya başladı. İki yaka arasında çalışan feribotlar gördük. Dalgalarla beraber ilerleyerek önce çimento fabrikasının bulunduğu koyu bordaladık. Ondan sonra da pilot kitap ve haritamıza göre Achladhi’yi görmemiz gerekiyordu. Haritaya göre Acladhi’nin açıklarındaydık fakat kıyıda mendirek görünmüyordu. Sanki sadece kıyı boyunca uzanan sahil vardı. Daha iyi görebilmek için dürbünle baktım. Evet kıyıda bir mendirek vardı ama çok küçüktü. Üstelik mendirek içerisinde de yelkenli direği görünmüyordu. Bu mendirek içinde bize uygun yer olmayabilirdi. Biraz daha sol tarafa bakınca alargada bir yelkenli gördük. Artık içimiz rahattı. Eğer mendirek içerisinde uygun yer bulamazsak, alargada duran yelkenlinin yakınlarında biz de demirleyebilirdik. Kıyıya yaklaşınca yelkenlerimizi topladık. Rüzgar 25-26 knot esmeye devam ediyordu. Mendireğe doğru gittik. Mendireğin içine girince rüzgar azaldı. Dalgalar küçüldü. Hatta mendireğin içine bakınca arkamızda bıraktığımız havayı unuttuk. Mendireğin iç tarafı oldukça küçük. İçeride hiç yelkenli tekne yok. Derinlik haritaya göre mendirek boyunca 2.5 metre, kıyı boyunca 1 metreden az mendireğin içine doğru 2 metre. Ancak biz ağıza yakın kısımda 3-4 metre gördük. İçeride küçük balıkçı tekneleri, yüzen tonoz halatları, küçük şamandıralar var ve manevra için pek yer yok.
Mendireğin iç tarafında uç kısmında sarıya boyanmış boş bir yer ve kıyısında ağlar vardı. Oraya bağlansak, akşama bir tekne gelip “burası benim yerim der miydi? “ Mendireğin karşı tarafındaki kıyıya bağlı küçük bir tekneye iki kişi bir şeyler aktarıyorlardı. Onlara seslendik. Ben elimle sarıya boyanmış boş yeri göstererek, buraya bağlanabilir miyiz diye sordum. Belli ki İngilizce bilmiyorlardı önce cevap vermeden baktılar. Sonra da kafa sallayarak, bağlanabilirsiniz anlamında elleriyle işaret ettiler. Manevra yeri yoktu, dönüp dışarı çıktık, hazırlığımızı yapıp uygun açıdan tekrar girdik ve aborda olduk. Bu sefer içeri girince rüzgar kesilmemişti. Birinci sefer kesilmesi tesadüfmüş. Mendireğin iç tarafına sancaktan aborda olduk. Aborda olduktan sonra kıyıda uçları halka yapılmış iki tane halat gördük. Bağlanma telaşı içerisinde kıyıda hazır bulunan halatları ikimiz de görmemiştik. Oysaki onları kakınçla alarak çok rahat bağlanabilirdik. Demek ki bir dahaki sefere kıyıda hazır halat var mı, kontrol edilecek. Evet sakin sulara geldik bağlandık.

Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap


 Saat yaklaşık 16:30 Dışarıda rüzgar esmeye devam ediyor. Hemen bugünü ve bağlanmamızı birer kadeh içki ile kutladık. Teknemizi neta ettikten sonra kıyıyı keşfetmek için dolaşmaya çıktık. Bu sırada mendireğin ucuna bir iki kişi balık tutmaya geldi.

 Kıyıda az katlı, balkonlu evler var. Mendirekten çıktıktan sonra küçük bir park, parkın karşısında köy kahvesine benzer bir yer gördük. Biraz daha yürüyünce sağ tarafımızda uzunca kumsal sahil başladı. Sol tarafımızda yani kuzeyde ise az katlı bahçeli evler var.

Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Sahilde üzerinde  “Dikkat gemi dalgası” yazan bir uyarı levhası gördük. Demek ki açıktan geçen gemilerin dalgası tehlike yaratacak kadar büyük olabiliyor. Biraz daha yürüyünce yazlık evlerin bulunduğu sahil kasabalarına özgü restoranlar, gündüz cafe gece gürültülü müzik yaptığı hissi veren yerler gördük. Anlaşılan burası Yunanlıların yazlık evlerinin bulunduğu bir kasabaydı. Teknemize doğru dönüş yoluna geçtiğimizde akşam nerede yemek yiyeceğimize de karar verdik. Mavi beyaz ekoseli örtüleri olan tipik bir Yunan restoranı. Tekneye geldiğimizde mendireğin üzerinde balık tutanların çoğaldığını gördük. Dışarıda esen rüzgar da bitmişti. Güneş alçalmaya, gün batmaya başladı. Günbatımını kaçırmamak gerek. Hemen günbatımı için içkilerimizi hazırladık. Havuzlukta günbatımını izledik. Yolda karar değiştirerek buraya gelmiştik. Çok iyi yapmıştık. Midemizden sesler gelmeye başlayınca akşam yemeği için tespit ettiğimiz restorana gittik. Bizden başka iki masa daha vardı. Yemeklerin lezzeti sıradandı. Fakat bir aylık gezimiz boyunca en kötü karidesi (buzluktan) burada yedik hatta yiyemedik. Yemekten sonra teknemize geldik. Çok oyalanmadan yattık. Yarın erken kalkacağız. Artık Evia kanalında seyir yapacağız. Hedef Artaki (38°30,6'N  23°37,9'E).

*

    H. B. T.

Ynt: Kış için özenle saklanmış bir yelken yolculuğu hikayesi
« Yanıtla #81 : Mart 12, 2014, 15:20:58 »
 Özlem korsaniçe yazılarınızı keyifle takip ediyorum, Nea Artaki izlenimlerinizi de merakla bekliyorum. Erdekten göç eden rumların kurduğu bir kasabadır Artaki, Erdeğin eski adıdır zaten . Bu yüzden Nea Artaki ismini vermişlerdir. Bir zamanlar çok sık Erdeğe gelirler bende onlara rehperlik yapardım, bundan 35 yıl önceydi yaşlı bir rum kadının hala yıkılmamış içinde yaşayan insanların olduğu evine onu götürdüğümde gözyaşlarına boğulmuştu.
 Bende çok etkilenmiştim, zamanda bir yolculuk gibiydi.
 Nice keyifli seyirler dilerim.


*

    Ö. B.

Ynt: Kış için özenle saklanmış bir yelken yolculuğu hikayesi
« Yanıtla #82 : Mart 14, 2014, 00:31:48 »
21-Haziran-2013 Cuma - Köprüye doğru -  Nea Artaki (38°30.6'N  23°37.8'E)

Sabah güneşle uyandık. 07.20’de palamarları çözdük. Bizi sorunsuz misafir eden Achladi’de dümen suyumuzda kalmış oldu. Dün Evia kanalına giriş yapmıştık. Artık Yunanistan ile Evia adası arasındaki kanaldan önce güneye sonra güney doğuya doğru ilerleyeceğiz. Rotamız Artaki. Ali kahveleri hazırlarken, ben de haritaya bakıp Evia adasına çok yakın olan Monilia adası (38°49.47'N  22°49'E ) ile Evia adasının en batı noktası olan Kavos-Evia burnu (38°49.47'N  22°49.7'E )  arasından geçip geçmemek konusunda ikilemde kaldım. En derin yer 7 metre görünüyordu. Rahatlıkla geçebilirdik. Ama ne de olsa yabancısı olduğumuz sulardı tedbiri elden bırakmamak gerekirdi. Ali’ye “adayı iskelede mi bırakacağız” diye sordum. Ali “hayır sancakta bırakacağız, geçilebilecek kadar geniş ve yeterli derinlik var” dedi. Tekrar haritaya baktım. İskelede bırakırsak yolumuz biraz uzar ama daha rahat geçeriz gibi görünüyor dedim. Ali endişe edecek bir şey olmadığını bir kez daha harita üzerinde anlattı. Adayı iskelemizde bırakırsak, yolumuzu gereksiz yere uzatıp zaman kaybedeceğimizi söyledi. Haklıydı. Biraz zor olmuştu ama ikna olmuştum. O halde, Monilia adasını sancakta bırakacaktık.

Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Biz güneye giderken rüzgar batıdan 6-7 knots esiyor. Batıdan ve güneyden değişken bir akıntı var. Biraz daha ilerleyince, ada daha net bir biçimde görünmeye başladı. Adanın yakınlarında küçük balıkçı sandalları var. Sabah ışığında çok güzel görünüyorlar. Adanın çevresinde küçük küçük bir sürü adacık var. Hepsi bir arada güzel bir manzara sergiliyorlar.

Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap


Haritadan rotamızı buruna yakın geçecek şekilde ayarladık. İskelemizdeki alçak burnun önünde sığlıklar olduğunu biliyoruz. Sancağımızdaki Monilia adasının doğusunda da kayalıklar ve su altı kayaları var. Rotamızı elektronik haritamızı kullanarak kanalın ortasından, hatta biraz daha buruna yakın geçecek şekilde ayarladık. Chartploterdaki rota çizgisine göre, oto pilotumuzu ayarladığımızda burnumuzun ada doğrultusunda olduğunu fark ettik. Akıntı nedeniyle çağanoz gibi yan yan gittiğimizi düşündük. Aslında kanala gittiğimizi varsaydık. Kanala yaklaştıkça, Monilia ( batı ) tarafına fazla yakın olduğumuzu anlayıp, rotamızı biraz daha doğuya çevirdik. Bu düzeltmeyi, adaya yaklaştıkça birkaç kez daha yapmak zorunda kaldık. Sonuçta haritaya uymak yerine, göz kerterizi ile minik adanın 5 metre sığlığını sıyırarak burnun bir hayli uzağından geçtik ve 110 dereceye döndük.

Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Chartplotterdan izimizi kontrol ettiğimizde alçak burnun üzerinden yani karadan geçmiş gibi görünüyorduk. Böylece beş yıl önce satın aldığımız Navionics Gold 34P (Med. East SD) serisi haritamızın ikinci hatasını da tespit etmiş olduk. Birinci hatası Mürefte yat limanının yerini 1 mil güneybatıda yaklaşık Mürefte merkezinde göstermesiydi. Bu burnun kerterizini Rod Heikell’ ın koordinatına güvenerek geçmek daha sağlıklı olacak. Biz niye Rod Heikell koordinatına göre geçmedik derseniz, kahve içerek manzaranın tadını çıkartırken, kitaba bakmak zor oluyordu. Chatplotterda 4 mil ilerideki kerterimizi atıvermiştik.  Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Tam artık  yekeyi otopilota bırakıp kahvaltı keyfine başlayacakken, arkamızda zigzaglar çizerek gelen ve dümeninde hiç kimseyi görmediğimiz bir balıkçı teknesi peydah oldu. Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap
*

    M. S.

Ynt: Kış için özenle saklanmış bir yelken yolculuğu hikayesi
« Yanıtla #83 : Mart 14, 2014, 10:04:21 »
en heyecanlı yerinde ara oldu bekliyoruz
*

    Z. T.

Ynt: Kış için özenle saklanmış bir yelken yolculuğu hikayesi
« Yanıtla #84 : Mart 14, 2014, 14:15:08 »
Likhades Adalarından Monilia Adası ile Evia Adasının Lithada Burnu arasındaki bu sığlıktan geçmeden önce biz de duraksadık biran, adanın doğusundan geçip suya sabuna dokunmamak daha çekici geliyor önce ama yaklaşık 2 DM uzatıyor yolu. Sonra "Yolu uzatmaya gerek yok buruna yakın geçeriz olur biter" deniliyor. Buruna doğru da oldukça derin bir alan var aslında ve geçtikten sonra arkamızda kalan manzara da tek kelimeyle "Nefis".

Navionics in elektronik haritalarını genelde başarılı buluyorum. Bir keresinde 100 metre kadar yanıltıcıydı. Limanlarda bazen 20 metre kadar içerde, rıhtımın üzerinde tünemiş  Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap buluyoruz kendimizi. Bu yanlışlık olma olasılıkları gece yolculuklarında sıkıntı yaratıyor, deyim yerindeyse "gözümüzü dört açmak" zorunda kalıyoruz.

Biliyorsunuzdur belki ama buraya koyayım yine de web uygulaması var Navionics in: Bağlantıları görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Yer yüzündeki her yerin haritasını inceleyebilirsiniz. GPS le birlikte çalışmıyor tabi.

Selamlar.

*

    Ö. B.

Ynt: Kış için özenle saklanmış bir yelken yolculuğu hikayesi
« Yanıtla #85 : Mart 15, 2014, 04:10:08 »
Tam artık  yekeyi otopilota teslim edip kahvaltı keyfine başlayacakken, arkamızda zigzaglar çizerek gelen ve dümeninde hiç kimseyi görmediğimiz bir balıkçı teknesi peydah oldu. Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap
Balık aradığı belli idi ama zaman zaman bodoslamadan üzerimize gelmesi ve sık sık alabanda yapması dikkatli olmamızı gerektiriyordu.
Manzaranın tadını çıkarmak yerine hızımızı arttırarak bir süre içinde arayı açtık.
Dünkü kanal etabında iki kıyı arasında çalışan Gelibolu-Çardak feribotlarını andıran feribotlardan başka tek bir yelkenli görmüştük. Kanalın bu en pitoresk kısmında ise sabahtan bu yana demirlemiş küçük balıkçı kayıkları, Monilia adasındaki plaja giden tekneler ve arkamızdaki nostaljik balıkçı teknesi ile daha renkli bir seyir yapıyorduk. Bir tek dünkü dalgaların eksikliğini hissetmemek mümkün değildi. Saat 10:00’da  Arkitsa    burnunu (38°46'N 23° 02'E) bordalarken otopilota 6 derece sancak verip rotamızı 116 ya çevirdik.  Rüzgâr da kuzeyden esmeye başladı. Yelken zamanı! Yolculuğumuza Evia kanalından devam etmeye karar verirken, Evia’nın Doğusunda sert hava bekleniyordu. Yolumuza kanaldan devam edersek adanın rüzgârı tam olarak kesmese de dalgaları fazla büyütmeyeceğini düşünmüştük. Kanal içerisindeki rotamızı da Evia adasının rüzgâr altı değil de anakaraya yakın olacak şekilde planlamıştık. Böylece Evia adasının coğrafik yapısından kaynaklanan, yüksek dağlardan aşağıya inen cıvadralardan etkilenmeyeceğimizi umuyorduk. Bu kararımızın ne kadar yerinde olduğunu daha sonra çok iyi anladık. Rüzgâr başladığında yelkenlerimizi açtık.

Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap



Kanalın bu tarafında da Yunanistan anakara ile Evia adası arasında feribotlar çalışıyor. Rotamızı planlarken Evia adasındaki Limni’ye (38°45.7'N  23°19.4'E)  gidelim diye düşünmüştük. Fakat daha bir uzun gidesimiz vardı, Limni’den vazgeçtik. 116 dereceye 16 mil gidince Stamalata burnuna varıp bir sonraki waypointimize karar verme zamanı gelmişti. Ya Halkida’ya (38°29'N   23°36'E)  gitmek için 129 dereceye 16 mil gidecektik ya da Artaki için 121 dereceye 16 mil gidecektik. Bu arada rüzgar hızı yirmili knotları telaffuz etmeye başlamıştı üzerine koyacağı aşikardı. Halkida’da yer bulamazsak veya bocalarsak, akıntı ve rüzgâra karşı Artaki’ye dönmek zor olacaktı. Zaten bizim kitap da Cuma akşamları geçiş olmadığını söylüyordu. Biz de bu önemli bölgeyi zaten birkaç saatte terk etmek istemiyorduk. Zaten dışarıda da kıyamet kopuyordu ve bizim Andros kanalını (37°58'N  24°37'E) geçmeden önce Evia kanalında 3 gece daha uygun olacak gibiydi.
(Tabii ben bu arada henüz Andros kanalı hakkında yazılanları henüz okumamıştım. Ali, akıntısı ve rüzğarı ile meşhur kanal hakkında okuduklarını biz yelken marifeti ile geçtikten sonra anlattı. İyi ki önceden okumamışım.)

Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Rüzgar 26-28 gibi eserken daralan kanalın doğu yakasına Nea Artaki’ye doğru yaklaştık. Mendireği ve civarında giriş çıkış yapan tekneleri uzaktan kolayca gördük. Harita da ve kitapta yığma taş mendirekte rıhtım olmadığı, ana kara tarafında rıhtım olduğu ama derinliğin 2 metreden az olduğu görünüyordu. Dış mendireğe demir atıp botla bağlanmak, derinlikler açısından uygun tek yer gibiydi. Navionics Gold’da yüklü fotoğraftan batı mendireğine de bağlanmış yelkenliler olduğunu fark ettik. Ahmet’e telefon edip mendireğin güncel durumunu sorduk. Araştırdıktan sonra arayıp Google Earth de Batı mendireğinde de rıhtım görüldüğünü, derinliklerin de en azından bu rıhtım boyunca uygun olduğunu söyledi.
Limandan içeri girince tam karşımızdaki batı rıhtımına bağlanmış yelkenlileri gördük. Sancak tarafımızda ise irili ufaklı balıkçı tekneleri bağlıydı. Bu arada liman içinde rüzgâr şiddetini arttırdı. Çevremizi hızla tarayıp bağlanmak için uygun yer aradık. Kıyıda nereye bağlanalım diye soracak kimseyi göremedik. Sonradan balıkçı teknelerinin orada üç kişinin bir teknede bir şeylerle uğraştıklarını fark ettik. Nereye bağlanabiliriz diye sorduk. Tabii ki el işaretleri ile de destekleyerek. Özellikle Yunan adaları ve yurt dışı gezilerimizde şunu fark ettim ki insanlar İngilizce bilmiyorlarsa ya da az biliyorlarsa konuşmaktan, sorduğunuz soruya cevap vermekten çabuk vazgeçiyorlar. Fakat tane tane konuşup, konuşmalarınızı da biraz el hareketleriyle destekleyince bir şeyler söylüyorlar. Bu da çok işe yarıyor. Eşim ise bu davranışımı pek desteklemiyor. Ellerimi fazla kullandığım için karşımdaki kişinin dikkati dağılıyormuş. Uzun yıllar İtalyanlar ile birlikte çalışıyor olduğum için konuşmamı ellerimle desteklemek bazen kaçınılmaz oluyor. Neyse kıyıdakiler balıkçı teknelerinin biraz ilerisindeki iki teknelik boş yeri gösterdiler. Haritaya göre limanın balıkçı teknelerinin olduğu taraf da neredeyse 1 metre derinlik vardı. Biz oraya bağlanamayız diye düşündük. Adamlara derinliği sorduk. Bizim için en az 2 metre derinlik gerekliydi bir de gelgitin burayı ne kadar etkilediğini henüz bilmiyorduk. Bu arada yelkenlilerin bağlı olduğu batı mendireğinde bir tane boş yer gördük. Güney tarafına doğru bir boş yer daha vardı ama oradaki teknelerin durumu gözümüze pek iyi görünmedi. Biz ilk gördüğümüz boş yere bağlanmak üzere hareket ettik. Oldukça dar görünen bu yere Fenerbahçe marinadan kazandığımız alışkanlıkla sancağımızdan gelen etkili rüzgara rağmen, rahat bir manevrayla baştankara girdik. Tek hamlede tonozu aldım. Tek hamlede tonozu yakalamak her zaman olan bir şey değil benim için. Hele böyle yabancı bir yerde tek hamlede yakalamış olmak çok hoşuma gitmişti.  Amaaa her güzel şeyin bir sonu var. Tam tonozu aldığım sırada kıyıda iki tane gayet temiz üzerinde esnetme yayları olan iki tane halat gördüm. Aynı anda Ali ile göz göze geldik. Buradan bir tekne çıkmıştı ve her an geri gelebilirdi. Buraya bağlanamazdık. Ama ya gelmezse… Nasıl olsa bir gece kalacağız. Ali, “Özlem tonozu bırakalım buraya bağlanamayız” dedi. Ama tonozu da yakalamıştım dediğimde, Ali kahkahayı bastı. Tonozu istemeyerek de olsa bıraktım ve girdiğimiz gibi çıktık. Başlangıç noktasına geri döndük. Limanın ortasındayız ve bağlanacak yer bakıyoruz. Manevra yeri ve derinlik sıkıntısı yok. Geçici olarak demir bile atabiliriz. Biraz önce balıkçı teknelerinin orada gösterdikleri yere bakarken balıkçı teknelerinin arasında bağlı iki tane yelkenli gördük. Yaşasın yelkenliler bağladığına göre derinlik kurtarıyordu. Biraz önce bize gösterilen yere baştankara girdik. Kıyıdan iki kişi halatlarımızı aldı. Çok acemi hareketlerle halatlarımızı bağlamaya çalıştılar. Tonozu aldık. Pek sağlam görünmüyor. Adamlar nereden geldiğimizi sordular. Türkiye’den İstanbul’dan dediğimde, yüzleri güldü. Artaki isminin Türkçe de “ertek” “ertök” olduğunu söylediler. Bu arada Ali de tonozu bağlamış yanımıza gelmişti. Tonoz halatının çok kötü durumda, her an kopmaya hazır olduğunu söyledi. Onlar da orada bulunan bir başka tonoz halatını gösterdiler. O tonozu kullanabileceğimizi söylediler. Yanımıza tekne gelirse ne olacak, hangi tonozu kullanacak dedik. Merak etmeyin burada bulunan tekne gitti birkaç hafta gelmeyecek istediğiniz tonozu kullanın dediler. Bu arada Ali adamların çok acemice bağladıkları halatlara şöyle bir baktı. Eminim adamlar uzaklaşır uzaklaşmaz halatları yeniden bağlayacak. Adamlar uzaklaşıncaya kadar hiçbir şey yapmadı. Ali’ye dönüp buranı adının yani Artaki adının Tükçe’de ördek olduğunu söyledim. Adamlar da benim Türkçe ördek dediğimi duyunca ertek ertök diye tekrar ettiler. Ali ertök ya da ertek dedikleri Erdek dedi. Buranın adı Erdek’miş onu anlatmaya çalışıyorlar dedi. Hem Nea Artaki yani yeni Erdek anlamına geliyor dedi. Olabilir ama buraya neden Erdek desinler, muhtemelen ördeği bol olan bir yerdir onun için ördek diyorlardır dedim. Kendimi adamların ördek dediklerine epey inandırmıştım. Ali’ye peki Google a sorarız dedim. Bugüne kadar da ihmalcilikten mi, tembellikten mi nedendir bilinmez Nea Artaki adını araştırmadım. Konu orada kaldı. Meğerse Hasan Basri beyinde dediği gibi Artaki ördek değil Erdek’miş. Kıyıda su ve elektrik var. Hem de bedava. Adamlar bir şeye ihtiyacımız olursa birkaç tekne ilerideki motor yatta olduklarını söyleyerek gittiler. Tahmin etiğim gibi Ali, adamlar gözden kaybolunca hemen halatlarımızı güzelce bağladı. Bugün 46-47 mil yol geldik ve 17:00 gibi bağlandık. En uzun günün bitmesine daha çok var.  Teknemizi neta ettikten sonra, bugünkü yolculuğumuzu ve bağlanmamızı içkilerimizle kutladık. En sevdiğim, keyif aldığım anlardan bir tanesi daha. Şöyle ya da böyle, (bazen rüzgar ve dalga ile beraber çok zorlu seyirler olabiliyor ) keyifli ya da zorlu bir seyri tamamladığımızda güvenli bir limana bağlandıktan sonraki anlar… Her bağlanmayı kutlamak gerektiğini düşünüyorum. Hele bir de bu kutlamaya gün batımı eşlik ederse… Bu akşam planımız Halkida’ya gitmek. Akşam yemeğimizi orada yiyeceğiz. Yarın bağlanacağımız yeri, bu akşam orada bağlı bulunan tekneleri, köprünün açılışını, açılan köprüden teknelerin geçişlerini, zaman zaman hızı 7 knotlara ulaşan akıntıyı göreceğiz. Bağlı bulunduğumuz yerin hemen önünde park var. Biraz ileride de yerleşke görünüyor. Buradan eksik ihtiyaçlarımızı karşılayabiliriz. Halkida (Chalkis) bulunduğumuz yerden yaklaşık 3 deniz mili uzaklıkta. Acaba karadan ulaşım ne kadar sürer? Taksi ile gitmek en doğrusu gibi geliyor. Bağlanmamıza yardımcı olan çok candan insanlara nasıl taksi bulacağımızı sorduk. Adam hemen telefonuna sarıldı. Birisiyle konuştu. Sonra da bize dönerek, arkadaşımı aradım. Sizin arayacağınızı söyledim. Ne zaman isterseniz aradığınızda gelecek diyerek telefon numarasını verdi. Bu sıcakkanlı ve yardım sever insana teşekkür ettik.

Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Med cezirde karaya oturan tekneler
Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Akıntının resmi
Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Hazır olduğumuzda taksiye telefon ettik. Kısa süre içerisinde teknenin önüne bir Mercedes taksi geldi. Biz biner binmez, İngilizce konuşuyorum ama çok iyi değil dedi ama hem bizi anlıyor hem de kendini iyi ifade ediyordu. Günün son ışıklarıyla (Halkida) Chalkis’e doğru hareket ettik. Yolda kıyıda suların çekildiğini, teknelerin kumların üzerinde kaldığını gördük. Burası Akdeniz de etkili gel-git olan üç yerden birisi imiş. Konuşkan şoförümüze köprünün açılışını izlemek istediğimizi, köprünün saat kaçta açılacağını sorduk. O da kesin bir saatinin olmadığını, akıntı durduğu zaman köprünün açıldığını söyledi. Köprüye yakın bir yerde bizi bıraktı. Önünde bıraktığı oteli göstererek, ne zaman dönmek isterseniz beni arayın, otelin önüne gelin ben sizi buradan alırım dedi. Önümüzde hemen kanal görünüyordu. Kanala doğru yürüdük. Kanalın kuzeyindeki şehir rıhtımına bağlanmış üç tane yelkenli gördük. Herhalde bu akşam köprü geçişi yapacaklardı. Teknelerden bir tanesi alüminyum gövdeli idi. Alubat üretimi bir Ovni olduğunu anladık. Ovniler ile ilk tanışmamız Yat Marin’de önümüzden geçerken görüp çok beğenmemiz ve merakla ne olduğunu araştırıp bulmamız sonucunda olmuştu. Bu teknelerin içini hiç göremedik ama Ali’nin bu teknelere karşı, benim HR lere karşı beslediğim duygulara benzer şeyler hissettiğinin farkındayım.
Teknelerin yanından yürürken güvertedeki mantar kaplamadan yeni model bir Etap 34 olduğunu anladığımız bir yelkenlide,  yetmişli yaşlarda çok zarif bir kadın gördük. Selamlaştıktan sonra sohbete başladık. Birazdan eşi de başında beklediği derinlik göstergesinden ayrılıp sohbete katıldı. İlk sözü “Geldiğimizde salmanın altında 80 cm su vardı, şu anda yalnızca 10 santim kaldı!“ oldu. Tekneleri bizimkinden biraz daha az su çektiği için kendi adımıza biraz tedirgin olduk ama, ertesi gün,  her yer boş olduğu halde, bu rıhtım parçasındaki tek topuğun üzerine bağladıklarını anladık. Diğer yerler alçak suda 2.5-3 metre arasında idi.
Bu arada sohbetin uzayacağını hisseden kadın, bizi tekneye davet etti. Tekneye binersek teknenin oturmasına neden olabileceğimizi söyledik ama cevap “Oturursa inersiniz” şeklinde olunca ayakkabılarımızı çıkartıp tekneye geçtik. Sular hızla alçalmaya devam ediyordu, ancak bizim bu deneyimli denizcilere soracak ve öğrenecek çok şeyimiz vardı. Kum saati tedirginliği içerisinde hemen konuya girdik.

39 metrelik köprünün nasıl açılacağını anlamak zor oldu.
Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap
*

    Ö. B.

Ynt: Kış için özenle saklanmış bir yelken yolculuğu hikayesi
« Yanıtla #86 : Mart 17, 2014, 02:47:41 »
"Water Police"

Bu sıcakkanlı çiftin Fransız olduklarını öğrendik. Köprüden geçtikten sonra ne yapacaklarını sorduk. Köprüden çıktıktan sonra hemen sağ taraftaki koya demirleyeceklerini, akıntı ve rüzgârdan etkilenmeyen çok uygun bir demir yeri olduğunu söylediler. Böylece kafamızdaki soru cevabını bulmuş oldu. Köprüyü geçtikten sonra karanlıkta marinaya girmek veya yola devam etmek pek cazip gelmiyordu. Bu arada port polisin yerinin biraz karışık olduğunu söylediler. Onlara bir İngiliz teknesi kareli bir kâğıda kroki çizip vermiş. Onlar da krokiyi bize verdiler.

Peloponnisos’dan (Mora yarımadası) yola çıkıp kuzey egeye gitmişler, haziranda aşağıya inmeye başlamışlar. Dün gece Limni’de kalıp, bugün buraya gelmişler. Bizim dünkü havada nerede olduğumuzu sordular. Yolda olduğumuzu öğrenince, havayı nasıl atlattınız dediler. Limni’den çıkınca ana yelkeni birinci camadanda açmışlar. Evia kıyısını takiben gelirken, dağları aşıp gelen 40 knotlık bir cıvarna nedeniyle, kendi deyimleriyle “knock down” olmuşlar. Neyse ki önemli bir hasar veya yara almamışlar. Bunu duyunca anakara tarafına daha yakın seyir yapmamızın uygun bir karar olduğunu bir kez daha anladık. Bundan sonraki seyir planları ise tekneyi Peloponnisos yakınlarındaki güzel ve sakin sulara götürmekti. Tekneyi orada birkaç haftalığına çocuklarına bırakacaklardı. Çocuklarının yelken bilgisi kısıtlı olduğu için onların tatili başlamadan sakin sulara dönmek istiyorlardı. Zaten çocuklar tekneyi neredeyse hiç hareket ettirmeden otel gibi kullanıyor, bütün günlerini denizde yüzerek ve güneşlenerek geçiriyorlarmış. Ne kadar düşünceli anne babasınız demekten kendimi alamadım. Çocukların tatili bittikten sonra tekrar tekneleriyle dolaşmaya devam ediyorlar ve kasım ayında Peloponnisos’da marinaya bırakıyorlarmış. Kış aylarını Fransa’da geçirdikten sonra nisan ayında Peloponnisos’a teknelerine geliyorlar. Umarım biz de böyle bir emeklilik hayatı yaşayabiliriz.

Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Bizim seyir planımızı sordular. Bizim onlar kadar çok zamanımız yoktu. Evia’dan çıktıktan sonra Andros, Tinos, Mykonos, oradan artık doğuya doğru İkeria, Samos ve Türkiye kıyılarından İstanbul’a dönmeyi planlıyorduk. Mykonos şiddetli rüzgarlarıyla meşhur bir adaydı ama gerekirse burada birkaç gün kalıp uygun havayı bekleyebilirdik. Deneyimli çift,  Mykonos’a gideceğimizi duyunca sakın oraya gitmeyin, daha aşağıya güneye doğru örneğin Amorgos üzerinden Türkiye kıyılarına geçin dedi. Kuzeyden gelen rüzgarların bu bölgede sıkışması nedeniyle Mykonos İkeria arasındaki boğaz temmuz ağustos aylarında çok sert denizler yapıyormuş. Bu deneyimli denizcilerden bu sözleri duyunca Ali’nin değil ama benim kafam çok karıştı. Bu sözleri duyduktan sonra artık Mykonos’a gitmek hiç cazip görünmüyordu. Ali’de “ne var canım kaç mil var ki, geçiveririz” diyordu.

Andros’da Gavrion limanında kalmayı planladığımızı öğrenince, bize Gavrion’un pek de sevimli bir yer olmadığını, biraz daha ilerideki Batsi’de kalmamızı şiddetle tavsiye ettiklerini söylediler. Batsi’yi göstermek için açtıkları harita hemen ilgimizi çekti. Belki birçoğunuz biliyorsunuzdur ama biz ilk defa gördük ve çok beğendik. Harita A3 boyunda ve kitap gibi ciltli. A3 boyunda olması en önemli özelliği çünkü açıp bakması çok rahat. Hemen harita kitabını nereden aldıklarını sorduk. Yunanistan’dan almışlardı. Bize de kitapçılara ve marinaya yakın yerlere bakın oralarda bulabilirsiniz dediler. Bu harita kitabı her yerde arayacağım. Harita kitap Eagle Ray yayınları tarafından basılmış. Her ne kadar günümüzde kâğıt haritaların yerine elektronik haritalar kullanılıyorsa da, elektroniklerin her an bozulup devre dışı kalabileceğini unutmamalıyız. Her teknede mutlaka kâğıt haritaların da bulundurulması gerektiğini düşünüyorum. Harita Kitabın isim ve yayınevi bilgilerini not etmek yerine fotoğraf çektik. Bu son derece iyi niyetli, güler yüzlü insanların daha çok vakitlerini almamak için izin isteyerek ayrıldık.

Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap


Tekneden indiğimizde yüzümüzde kocaman gülümsemeyle çok merak ettiğimiz köprüye doğru yürümeye başladık. Köprünün üzerinden hem yayalar, hem de arabalar geçiyor. Köprü teknelerin geçişi için açıldığında, trafik durduruluyor. Köprüye gelince akıntıyı yakından gördük. Bu akıntı nasıl oluyor da bir süreliğine duruyordu. Kitapta akıntı hızının zaman zaman 7 knota ulaştığı yazıyordu. Bu arada ilginç olan kanaldaki balıkçı sandalları akıntının hemen yanında anaforları kullanarak, motor marifetiyle yılların verdiği alışkanlıkla gayet ustaca akıntıya kapılmadan avlanıyorlardı. Yarın akşam biz de buradan geçeceğiz. Bakalım nasıl olacak? Köprüden karşıya geçip, yarın gece demirlemeyi planladığımız tren istasyonunun önündeki yere bakmaya gittik.

Köprü, akıntı, sıcakkanlı Fransız çiftle sohbet derken saat 22:30 olmuştu. Zaman ne kadar çabuk ilerlemişti. Akşam yemeği yememiştik. Köprünün yakınındaki Eğriboz restorana gittik.


Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap


Hem buradan akıntıyı izlemeye devam edecek, hem de köprü açıldığı zaman yakından görme fırsatını bulacaktık. Saat 23:00 e geliyordu köprü hala açılmamış, suların akış şiddetinde de bir azalma olmamıştı. Sohbet ettiğimiz Fransızlara port polis saat 21:00 den itibaren teknelerinde olmalarını ve telsizi dinlemelerini söylemişti.  Biz yemeğimizi yedik, bitirdik. Üstüne de kahve içtik. Saat 01:30 oldu. Köprü hala açılmadı ve sular akmaya devam ediyor. Daha ne kadar bekleyeceğiz? Uykum geldi, gözlerim kapanıyor ama köprü açılana kadar beklemeye kararlıyım. Ayrıca teknelerinde köprünün açılmasını bekleyen insanlar ne yapıyorlar? Ali, benim kapanan gözlerime bakıp artık gitmemiz gerektiğini söyledi. Ben biraz daha beklemek istiyorum deyince beni kırmadı ve restorandan kalkıp az ilerideki gene köprüyü iyi gören bir cafeye oturduk. Uykum açılsın diye burada da bir kahve içtim. Fakat nafile… Gözlerim daha çok kapanıyor. Saat 02:30 da pes ettim. Köprü hala açılmadı çünkü sular bütün hızıyla akmaya devam ediyor. Kendim direndiğim gibi Ali’yi de bekletmiştim. Onu dinlemiş olsaydım, şimdi mışıl mışıl uyuyor olacaktım. Üstelik hadi bu kadar bekledik, hiç olmazsa köprü açılsaydı. O da olmadı.

Taksiye telefon ettik. Bizi bıraktığı otelin önüne gittik. Çok kısa bir sürede geldi. Şoföre köprünün ne zaman açılacağını sorduk. Cevap vermeden önce bir yere telefon etti. “Water polis arkadaşımı aradım akıntı durunca açılacağını ama ne zaman duracağını bilmediklerini” söyledi. Şoförün “water polis” dediği port polisti. Bu söz bizi çok güldürdü. Bundan sonra aramızdaki ismi water polis kaldı. Köprüyle ilgili bu sözleri duyunca daha fazla beklememekle çok iyi yaptığımızı biraz geç de olsa anladım. Ali’ye suçlu suçlu baktım. Her zamanki sıcaklığıyla “bak, kurtardım seni yoksa hala bekliyor olacaktık” dedi. Teknemizin önünde indik. Bir göktaşı gibi düşerek hemen uyuduk.
« Son Düzenleme: Mart 17, 2014, 02:57:50 Gönderen: Özlem Baha »
*

    Ö. B.

Ynt: Kış için özenle saklanmış bir yelken yolculuğu hikayesi
« Yanıtla #87 : Mart 18, 2014, 00:02:48 »
Bağlantıları görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap
Bağlantıları görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap
Gezi anılarımızı okuyor olmanız özellikle de Darya'nın yorumları beni çok mutlu etti  Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Bir de sessiz okuyanlar olduğunu unutmayın... Ellerinize sağlık eşimle çok büyük bir keyifle okuyor, verdiğiniz koordinatların kolaylığıylada google earth uzerinde geziniyoruz... Teşekürler... Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Baransel korsan, ben de sezsizce yazmaya devam ediyorum ama alışık olmadığım için resim bulmak seçmek ve eklemek de epey bir zaman alıyor. Gecikme için kusura bakmayın.
*

    Ö. B.

Ynt: Kış için özenle saklanmış bir yelken yolculuğu hikayesi
« Yanıtla #88 : Mart 18, 2014, 02:10:39 »

22-Haziran-2014 – Cumartesi - Halkida 38°27'57.00"N  23°35'34.00"E


Bu sabah vaktimiz bol sayılır. İstediğimiz kadar uyuduk. Önümüzde kanala kadar sadece 3 mil yolumuz var. Havuzlukta uzun sayılabilecek kahvaltımızı yaptıktan sonra yakıtımızı tamamlayacağız. Ali ayni zamanda motorun genel durumunu kontrol edecek. Ben de hem yürüyüş yapacağım hem de ufak tefek kumanya eksiklerimizi tamamlayacağım. Yakıt istasyonunun yakında olduğunu öğrenmiştik ama bidonlar elde taşınacak kadar yakın değildi. Dün bizi Halkida’ya götüren taksiyi aradık. Dün akşam bizi götüren genç adam, kendisinin işinin olduğunu babasının geleceğini, üstelik babasının çok iyi İngilizce konuştuğunu söylemiş. Taksi söylediği saatte geldi. Yakındaki benzinciye gidip, kısa bir süre sonra geldiler. Kibar taksi şoförü, biz gerekli olmadığını söylesek de bidonları tekneye almamıza yardım etti. Taksimetrenin yazdığı kadar paranın yeterli olduğunu söylese de bizim içimiz rahat etmedi.
Adamın ilerlemiş yaşına rağmen çok iyi İngilizce konuşmasının nedeni gençlik yıllarında hasbelkader Amerika’ya gitmiş ve 8-10 yıl orada kalıp çalışmış olmasıymış. “Peki niye döndün geriye” sorusuna cevabı, “Annem çok üzülüyordu, özlüyordu, oğlum gel dedi, ben de döndüm” şeklinde oldu.
Bu arada bisikletle yoldan geçen yetmiş yaşlarında bir adam, bisikletini yolun kenarına bırakıp geldi, selam verip “Tekneniz uzaktan dikkatimi çekti, Sparkman Stephens’ mı “ diye sordu. Bunu bir kompliman olarak kabul ettik, biraz sohbet ettik. Eski bir denizciymiş.
Öğlene doğru rüzgar şiddetini arttırmaya başlamıştı. Tekneden tam olarak göremediğim için arada sırada mendireğe doğru yürüyerek dışarıdaki havayı kontrol ediyordum. Dışarıda rüzgarla birlikte dalgalar da artmıştı.
Ali motoru kontrol ederken ben de alışverişe gittim. Geldiğimde motor kontrol işleri bitmişti. Burada su ve elektrik vardı hem de bedavaydı. Teknemizi yıkadık, su depomuzu doldurduk. En son 17-Haziran pazartesi günü Alonnisos Patitiri’de su depomuzu doldurmuştuk. Saat 15:00 de palamarları çözdük. Mendirekten çıktık. Chalkis’e (Halkida) köprüye gidiyoruz.

Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Rüzgar 16-17 knot esmeye devam etti. Kanal girişindeki fenerleri kontrol ederek ilerledik. Dün akşam Fransızlarla konuştuğumuz yerde rıhtıma aborda olmuş birkaç tekne gördük. Anlaşılan bu tekneler bugün gelmişlerdi ve muhtemelen bu gece de hep beraber köprüden geçecektik. Rıhtımın kuzeyindeki iskeleye aborda olan 43 feet Ovni’nin yeri boştu, ama biz oraya yanaşmaya yeltenmedik. Ovni’nin katlanan salması olduğunu gayet iyi biliyorduk. Doğudaki rıhtıma baktık, kuzey uçtaki birinci tekne ile sahil güvenlik için ayrılmış yer arasında yarım teknelik bir boşluk vardı. Oranın da epeyce derin olduğunu biliyorduk. Oraya yanaşmak niyetiyle manevramıza başlarken dördüncü teknedeki zayıf, uzun boylu bir adam bize el sallayıp, üzerine aborda olabileceğimizi işaret etti. Biz de işaretle rıhtımın ucunda boş bir uygun yer olduğunu anlattık. Adam tekneden tekneye atlayarak bizim aborda olacağımız yere kadar geldi. Aynı hızla rıhtıma atlayıp, palamarımızı bağladı. Teknesi 70 li yıllardan kalma bir Hustler 34. Teşekkür ettikten sonra biraz konuşmaya çalıştık ama frappe içmesi gerektiğini söyleyerek uzaklaştı. Güneşten kararmış hatta kurumuş teni, uzun beyaz saçları,  çok zayıf haliyle kim bilir ne zamandan beri denizdeydi.

Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Gece köprüden sonra alargada kalacağımız koy 38°27'42"N  23°35'00"E
Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap
*

    Ö. B.

Ynt: Kış için özenle saklanmış bir yelken yolculuğu hikayesi
« Yanıtla #89 : Mart 21, 2014, 00:22:58 »
 Nihayet köprüyü geçiyoruz  Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap


 Teknemizi neta ettikten sonra geç kalmadan port polise gitmeye karar verdik. Rıhtım boyunca diğer teknelere bakarak yürüdük. Biraz daha yürüyünce köprüye geldik. Sular köprünün altından bütün şiddetiyle akıyordu. Dün akşam konuştuğumuz Fransızların, köprünün hemen sağındaki koyda alargada olduklarını gördük.
Fransızlardan aldığımız krokiye bakarak port polise gittik. Elimizdeki kroki ile port polisi kolayca bulduk. Biz gittiğimizde saat 17:00’ye geliyordu ve polisler öğlen yemeklerini yiyorlardı. İşlemlerimizi yaptılar. Toplam 18,77 euro ödedik. Dün gece köprünün kaçta açıldığını sorduk. 04:00’de açıldığını öğrendik. Akşam saat 21:00 den itibaren telsizden gelecek anonsu beklememizi söylediler. İki anons yapılacaktı. Birincisi “motoru çalıştırıp bekleyin” İkinci anons ise “palamarları çözün geçişe hazır olun” Bu anonsu duyduktan sonra köprüyü geçecektik. Kayıt işlemlerimizi de yaptırdık, artık akşam için köprüyü geçmeye hazır sayılırız. Bu arada en son 15-Haziran-2013 cumartesi günü Efstratios adasında port polise uğramıştık. Bundan sonra konakladığımız yerlerin hiçbirinde de port polise gitmedik. Dönüş yolunda Koyun adasına kadar..

Med cezire göre usturmaçalarımızı düzenledik ama koltuk halatlarını çok gevşek bırakmamız gerektiğini unuttuk.
Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Fransızların Etap'ı hala bekliyor.
Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

 Teknemizin pupa lambasında bir arıza vardı. Tamir etmek yerine, daha büyüğünü ve yenisini almıştık. Fakat yerine takmak için vakit bulamamıştık. Aramızda iş bölümü yaptık. Ali teknede pupa lambasını takacak. Ben de hem çevreyi dolaşacak hem de Fransızlarda gördüğümüz kitap şeklindeki haritayı arayacaktım. Yapacağımız işlere başlamadan önce ağaçların altında bir kahveye oturup frappe içtik. Sonra görev yerlerimize dağıldık…

 Köprüden karşıya Yunanistan ana kara tarafına geçtim. Çok fazla içerilere girmeden kıyıya yakın bazı sokaklarda dolaştım. Bazıları siestayı bitirmiş dükkanlarını açmaya hazırlanıyorlardı. Bazıları ise kapalı siestaya devam ediyorlar sanırım. Yürüdüğüm yerlerde kitapçıya rastlamadım. O tarafta biraz dolaştıktan sonra Evia Adasına geçtim. Evia adasında da çok içerilere girmeden dolaştım. Burada iki tane kitapçıya benzer yer buldum. Ama benim aradığım harita kitapları yoktu. Hem yorulmaya hem de acıkmaya başladım. Gezimi sonlandırıp tekneye döndüm.

 Pupa lambamız pırıl pırıl yanıyordu. Saat 19:30 olmuştu. Akşam yemeğini dışarıda yemek için bir buçuk saatimiz vardı. Hemen kıyıda yemek yiyebileceğimiz pek çok yer vardı ama kısıtlı zamanda yemek istemedik. Bir de ikimiz de yorulmuştuk. Bu arada suların yavaş yavaş çekildiğini fark ettik ama palamarların gerildiğini fark edemedik. Fark ettiğimizde artık çözülemeyecek kadar gerilip sıkışmışlardı. Kesmeye hazırlanıken bir de kıç koltuktan gevşetmeyi denedik ve güç bela son anda başardık. Yemeği teknede yemeğe karar verdik. Ben yolda çok güzel sandviç hazırlayan bir yer görmüştüm. Havuzlukta sandviç ve bira keyfi yapabilirdik. Ne de olsa bu akşam köprü geçeceğiz ayık kalmamız gerek. Gene aramızda iş bölümü yaptık. Ali tekneyi ve malzemelerini toparladı. Ben de sandviç almaya gittim. Tekneye geldiğimde saat 20:00’yi biraz geçiyordu. Havuzlukta keyifle sandviçlerimizi yedik. Saat 21:00’e geliyordu. Bana göre hemen toparlanıp telsizi dinlemeye başlamalıydık. Belli mi olur ya akıntı erken durmaya karar verirse… Ali her zamanki rahatlığıyla, hemen anons edeceklerini sanmıyorum. Etmezler, diyerek havuzlukta uzandı ve uyku pozisyonuna geçti. Anons yaparlarsa beni uyandırırsın demeyi de ihmal etmedi.

 Ben ise anons beklerken asla uyuyamazdım. Tedirgin olurdum. Kulağım telsizde havuzlukta bira keyfi yaparak, yoldan geçenleri izledim. Burası şehir rıhtımı olduğu için önümüzden insanlar geçiyor. Hafif esintili tatlı bir yaz akşamı var. Hani biraz üşüyüp üzerinize ince bir hırka, kazak giymek istersiniz, giyince de çok güzel yumuşacık bir duygu yayılır içinize işte öyle bir esinti. Saat 23:00 oldu anons yok. 24:00’e doğru teknelerden biri port polise anons yaptı. Köprünün ne zaman açılacağını sordu. Karşı taraftaki port polis ise, akıntı durduğu zaman anons yapacaklarını, beklemeye devam etmemizi söyledi. Telsiz sesine Ali de uyandı, “bugün sular durulmayacak anlaşılan havuzlukta yatmak çok keyifli oluyor. Bence sende biraz şekerleme yap” dedi ve tekrar uyumaya başladı.  Saat 01:30 anons yok. Ben de fazla direnmiyorum saat 02:00 ye doğru salondaki kanepeye uzandım. Ama uyuyamıyorum aklım ve kulağım telsizde. Ben eşim kadar rahat değilim maalesef. Galiba biraz uyudum. Uyanınca telaşla kolumdaki saate baktım, saat 02:30. Artık Ali’de uyandı. Beraber havuzlukta oturduk. Yoldan geçen insan kalabalığı biraz azaldı ama yine ortalık çok hareketli. Saat 04:00’e geliyor, hala telsizden anons gelmedi. Artık anonsun yakın zamanda gelmeyeceğini düşünmeye başlamışken, saat 04:30’a doğru telsizden yapılan anons sesini duyduk.

 Geçiş yapacak bütün tekneler motoru çalıştırın. Hemen montlarımızı giydik. Motoru çalıştırdık. Zaten gerekli olabileceğini düşündüğümüz her şeyi önceden hazırlamıştık. Son kontrollerimizi yaptık. Bir de baktık ki daha ikinci anons yapılmamıştı ama tekneler palamarlarını çözmüşler rıhtımdan ayrılıyorlardı. Biz de ayrılsak mı diye düşünürken bizden başka rıhtımda kalan son tekne Hustler 34 de rıhtımdan ayrıldı. Onun da ayrıldığını görünce biz de palamarları çözdük. Anons yapılmamıştı ama diğerlerini takip edecektik. Bu arada Hustler anlam veremediğimiz bir aşağı bir yukarı doğru hareketler yapıyordu. Biz de Hustler deneyimli denizci nasıl olsa buradan defalarca geçmiştir diye düşünmüştük ama galiba yanılmışız. Biz palamarları çözüp rıhtımdan ayrıldıktan sonra ikinci anons duyuldu. Palamarları çözün geçiş için hazır olun. Daha önceden rıhtımdan ayrılmış olan tekneler köprüye doğru ilerlediler. En sona Hustler ve biz kaldık. Hustler 34 gayet sakin ve yavaş hareketlerle köprüden geçti. Bu arada köprünün üzerinde kuzeyden güneye geçecek tekneler için yeşil ışık yanıyordu. Önce güneyden kuzeye geçecek olan tekneler geçişlerini yapmışlardı. Çok iyi göremedik ama sayıları çok fazla değildi. Hustler in arkasından biz açılan köprüden geçtik. Gündüz gördüğümüz akıntı yok olmuştu. Köprünün iki yakasında geçişi izleyenler alkışlıyorlardı. Adet böyle miydi acaba? Böylece çok merak ettiğim köprü geçişini de yapmış olduk.

Kanalın gidişe göre sağ tarafına geçtik, geçiş sırasının bize geldiğini gösterecek ışıkların yanmasını alargada bekliyoruz
Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Açılan köprünün deniz trafik ışıkları geçiş için yandı.
Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Son tekne olarak köprüye giriyoruz.
Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Köprünün yarısı yolun altına çekilmiş, tabi diğer yarısı da karşı yakada
Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Ve arkamızdan köprü kapanmaya başladı
Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Köprüyü geçtikten sonra daha önce planladığımız gibi sağ taraftaki koya demirleyeceğiz. Kendimize göre uygun bir yere, kıyıya da çok yaklaşmadan demirledik. Hustler 34 kıyıya daha yakın demirlemeyi tercih etmişti. Bizden ve Hustler 34 başka iki tekne daha demirlemişti. Bir de dün gece geçiş yapan Fransızlar da hala buradaydılar. Saat 05:30’a geliyor. Artık rahat rahat uyuyabilirim. Ama önce köprü geçişimizi kutlamamız gerek. Artık ateş suyunu haketmiştik. Köprüye kadeh kaldırdık. Ateş suyunun son yudumunu içtikten sonra ben uyudum Ali ise güneşin doğuşunu izledi.
« Son Düzenleme: Mart 21, 2014, 00:37:58 Gönderen: Özlem Baha »