Giriş Yap
Kayıt Ol
Önceki
Sonraki
Giriş Yap
Bağlı kalma süresi:
1 Saat
1 Gün
1 Hafta
1 Ay
Her zaman
Giriş Yap
Kayıt Ol
Configuration
Boxed Container
Hide Carousel
Gezgin Korsan
Makine Dairesi
Bağlanma ve Demir Yerleri, Seyir Notları
Göcek-Büyükçekmece Catalina tekne transferi, yakıt alım noktaları
« önceki
sonraki »
Yazdır
Sayfa:
1
2
3
[
4
]
5
Aşağı git
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
A. M.
Ynt: Göcek-Büyükçekmece Catalina tekne transferi, yakıt alım noktaları
«
Yanıtla #45 :
Ekim 25, 2014, 08:50:31 »
Özkan korsan günaydın, GeKo ya hoşgeldiniz...Bölgede hava yağmurlu.ama kolayınıza güneyli rüzgar var...Yarın akşam sonrası dahada sertliyor..Bunu fırsat bilip Çanakkale Yat Limanı'na varabilirsiniz...Eniştenizle meslekdaşız...Bi mahzuru yoksa ismini bana özel mesaj olarak gönderebilir misiniz?
Allah selamet versin...
Kayıtlı
Ö. A.
Ynt: Göcek-Büyükçekmece Catalina tekne transferi, yakıt alım noktaları
«
Yanıtla #46 :
Ekim 25, 2014, 09:06:51 »
Msj gonderemedim nedense. Erol Candemir, o da sizi taniyormus. Haca durumu desteginiz cok makbule gecer.
Kayıtlı
Ö. A.
Ynt: Göcek-Büyükçekmece Catalina tekne transferi, yakıt alım noktaları
«
Yanıtla #47 :
Ekim 25, 2014, 12:03:20 »
Herkese merhaba,
Sabah 8 de yola ciktik. Mgm sitesinin bir sayfasinda 7-9 , diger bir sayfasinda ise 4-5 hava var diyordu.. Su an Sarimsakli-Ciplak Adaya yaklasiyoruz. Kismet olursa Burhaniye barinakta tekneyi havalar sakinleyene kadar birakacagiz, enistemin ise zeytinliginde bir kac gun isi var. Simdiden, tum seyrimiz boyunca destek veren, yorum yapan, yardim teklif eden GEKO arkadaslarima tesekkur ederim.
Kayıtlı
A. I.
Ynt: Göcek-Büyükçekmece Catalina tekne transferi, yakıt alım noktaları
«
Yanıtla #48 :
Ekim 27, 2014, 18:31:10 »
Ne haber Özkan korsan? Kayığı Burhaniye'ye mi bağladın? Yolculuk planların nasıl? Haberlerini merakla bekliyoruz.
Bu arada, fotoğrafta da yakışıklı çıkmışsın
Resimleri görebilmek için üye olmalısınız.
Üye Ol
veya
Giriş Yap
Kayıtlı
Ö. A.
Ynt: Göcek-Büyükçekmece Catalina tekne transferi, yakıt alım noktaları
«
Yanıtla #49 :
Ekim 27, 2014, 18:35:41 »
Selam. Evet Burhaniye'de. Gerekli ufak tefek ariza bakim vb hallettim. Seyire hazir. (Insallah!) Hava durumuna gore uygun zamanda getirecegiz. Ama ben uzun vadeli hava tahminine nereden bakacagim bilmiyorum. Foto icin tsk. Samos/Poseidon koyu, Agustos ayi.
Kayıtlı
Ö. A.
Ynt: Göcek-Büyükçekmece Catalina tekne transferi, yakıt alım noktaları
«
Yanıtla #50 :
Ekim 27, 2014, 18:37:08 »
Unuttum. Cumartesi aksamustu yanastik. Ben ise dun aksam Istanbul'a dondum.
Kayıtlı
A. I.
Ynt: Göcek-Büyükçekmece Catalina tekne transferi, yakıt alım noktaları
«
Yanıtla #51 :
Ekim 27, 2014, 20:01:13 »
Hava tahmini deyince benim kullandığım ve güvenilir bilgi verdiğini gördüğüm Winfinder var. Ama tabii eb fazla 1 haftalık tahmin veriyor. Onun da ilk 2-3 günlük kısmı daha tutarlı, sonraki günler, yaklaştıkça değişebiliyor.
İkinci olarak poseidon'u tavsiye ederim. Son olarak ta meteor.gov.tr ...
Kayıtlı
Ö. A.
Ynt: Göcek-Büyükçekmece Catalina tekne transferi, yakıt alım noktaları
«
Yanıtla #52 :
Şubat 26, 2015, 12:15:36 »
Forumdaki veri kaybından dolayı tekrardır..
Değerli GEKO dostlar!
Aşağıdaki "notlarda" geçen yaz Burhaniye-Göcek-İstanbul arasında, yeni aldığımız yelkenli tekne ile maaile yaşadığımız tatil ve maceradan bazı anları sizlerle paylamak istedim. Yüzlerde biraz da olsa gülümseme hissi verebilmek amacıyla, ciddiyete sadık kalmadım. İmla hataları, mantık sorunları, çelişkiler, ifade ve betimleme yetersizlikleri olabilir. Hedefim ve haddim bilimsel bir makale ya da sanatsal veya ticari değeri olabilecek komedi filmi senaryosu olmadığından, gerçeklerle hayallerin iç içe geçtiği basit ve önemsiz bir hatıra paylaşımı olarak okunmasını ümit ederim. Bu forumda okuduğum bir çok hikaye / hatıradan anlatılmaz derecede yüksek tat almış bir taze GEKO'yum. İnşallah bu soğuk kış günlerinde bu hatıra notları arkadaşlarımın yüzlerinde biraz olsun gülümseme yaratabilirse çok mutlu olurum. Diğer yandan ise benden daha da acemi olan denizci adaylarına faydalı olabilirse bal kaymak olur benim için.
İLK BÖLÜM : EDREMİT / BURHANİYE - DİKİLİ / BADEMLİ
Liman ağzında yüzen "insanı" koyu gri - yeşil pis suların üstünde kırlaşmış saçlarından fark ettiğimizden, "O'nu" parçalamadan çıkıyoruz Burhaniye limandan. O bizi çook sonradan görüyor, sanki bozuldu bize, yüz ifadesi o yönde..
Allah bize yardım ediyor. Güneş güzel, rüzgar sakin,dalgalar hafif ama kafadan geliyor, bizim bir önceki kayık 7Deniz'e göre bu kayık hiç bana mısın demiyor, sanki emiyor dalgayı.. Ne iyi ettik de aldık bu tekneyi.. Allahım yolda bizi koru ve de anlaştığımız vadesinde ödeyebileyim tekne bedelini. Daha kapora dahi vermedik, şu ana kadar verdiğimiz tek şey "söz." Teknenin eski sahibi, yani eniştem yani Erol Kaptan, yani Süvari Bey...
Süvari Bey demişken, dümende O, neredeyse tam yol gidiyor, benim de içim gidiyor.. 2800 devirler.. Acaba aşağıda salondaki, kaputun altındaki makina, içten takma benzinli mi, karıştırıyor muyum?.. Kafam gerçek dünya ile "Güney sahilleri beni bekliyor!" motivasyonu arasında gidip geliyor.
Bir çok günahsız -ama umutlu ve mutlu- insanı da aldık tekneye, yolcu olarak. Hayatımın tatiline gidiyorum. Çoluk çocuk.. 2800 devir.. Hızı, yüksek devri severim de, ekonomi de çok ön planda değil, en azından başlangıç için.. Ama tekne 3,5 yıldır 3,5 sefer bile seyre çıkmamış.. Bakım yapmadan yıllardır uyuyan güzel ile seyre çıktık. Yolculardan ikisi çocuk, dördü bayan, biri çakma çarkçıbaşı bendeniz, neyse ki sekizinci yolcumuz 35 yıl devamlı denizde çalışmış, bir kaç sene önce emekli olmuş uzak yol kaptanı. Bu sebeple emin ellerdeyiz. Bu sebeple de birer kadeh atıyoruz Süvari Bey ile. Daha öğle yeni oluyor. Herkesin yüzünde gülümseme. Güney sahilleri bizi bekler...
Elimde içecek, kulağım makina sesinde, tekneyi dinliyorum, gözlemliyorum, OBD teşhis cihazı gibiyim.. Egsoza eğilip bakıyorum, sık değil ama.. Her 3 dakikada bir, fışır fışır su sesi geliyor, şükür! Frekansı da düzenli. Sakin birisi olduğumdan motor hararet göstergesine sık bakmıyorum, 5-10 dakika aralık veriyorum her göz atışımdan sonra. O sırada elbet voltmetredeki 14'e yakın değer beni rahatlatıyor, motor yağ basınç göstergesi ise tamamen dolu, sağda. Maşallah. O kadar sağlıklı çalışıyor ki, kontak açıkken, motor çalışmıyorken bile aynı konumda. Hiç bir oynama yok, stabil. Güzellll... Şafta bakıyorum, sintineye bakıyorum, su almıoruz. Derinlik göstergemiz çalışıyor. Chartplotter, otopilot çalışıyor.
Hız göstergemizi kurcaladım bozuldu ama sırayla bütün tuşlarına bastım, benden ve ilerlememden çekindi herhalde, başladı çalışmaya. Rüzgar göstergemizde rakamlar var ama kts, m/s, bofor, km/h, kgf, m3 mü, anlamıyorum, yönü de bir enteresan. Ben zaten uzman yelkenci olarak bayrağa bakarım, yönü ve kumaşın kaç zamanda yırtılacağı hissi bana rüzgarın şiddeti hakkında hatasız komut verir. Uzun zamana dayanan denizcilik geçmişim beni rahatlatıyor -bir yaz ve bir kış gördüm, az mı?-
Büyükçekmece Koyu'nda neler yaşadım neler! Hayırlısı bakalım...
Rüzgar yoka yakın, 3-5 kez açtık cenovayı, bir iskeleden, bir sancaktan, puff.. kendini dolduramadı ki bize faydası olsun. Tramola, heyyamola.. Uğraşamam nazlıcan ile.. Sadece makina ile seyir.. Teknedeki herkes lay lay lom modunda. Baldız ile kızı baş üstünde güneşleniyor, ohh şimdiden başladılar tatilin tadını çıkarmaya. Karnımız güzelce doydu, öğle yemeğinde nasıl olsa.
8 kişi, 1985 model yelkenli teknenin yüksek model kardeşlerine göre epey dar olan havuzluğuna sığmakta zorlanıyoruz azıcık ama kimsenin şikayeti yok, tabaklar elde, yemek masamız da ufacık. Boşverrr... Güney sahilleri bizi bekliyor. Maden Adası, Küçük Maden Adası, tümünü Süvari Bey, ufacık tuşlara azıcık basarak dönüyor, dümende kimse yok. Diyorum -güneşin etkisiyle olacak- "üç harfli mi kaçtı dümene?!" İçkinin etkisinden olacak değil ya!.. Bu otopilot ne menem bir şeymiş arkadaş! Oysa geçen sene Mimarsinan - Heybeliada seyrinde yeke ile neler yaşamıştık! O da ayrı bir eğlence.
Neyse, bu tekne kendi gidiyor, ben hala idrak edemiyorum, nasıl gider kendisi?.. Gpsi vardır, jiroskopu vardır, plcsi vardır.. Allah icat edenden razı olsun.. Dönüyorum pruvaya.. Karşı şeritten gelen kamyon da yok, sen 120 kmh ile giderken 40 kmh ile şeridine atlayacak "saygılı ve akıllı" kamyoncu da yok, hele sert viraj hiç yok. Her şey yavaş. Biz zaten çok yavaşız. Arkamızdan gelen tekneler bizi geçiyor, karşılaştığımız teknelerin hızı ise bizim 1,5 - 2 katımız gibi..
Bizim teknede boy 11 metre, hız 5,5 kts/h. Bunun hesabı böyle miydi? "Yatan yelkenli teknelerde hız eşittir tam boy bölü iki.." Karina 3-5 yıldır zehirlenmemiş, şüphemin odağı orada. Kaptan diyor "Dalgıca para verdim, temizlemiş olmalı" İlk fırsatta dalıp bakmalı. "Bu seyir biter mi?" Ben bunu derken, -içimden elbet,- çocuklar "Ne zaman yüzeceğiz?" diyorlar. Ben de istiyorum da, ya köpek balığı varsa, açık denizdeyiz! Yok yok bu kadar da değil.. Yakınlarda duran iki yelkenli tekneyi görüyoruz, biri iskele baş omuzlukta, diğeri simetrik olarak sancakta. Onlara yaklaşıyoruz. Galiba Ayvalık Çıplak Ada civarındayız.
Teknelerden biri Türk ailesi. Diğeri sanırım Alman bayraklı ve beyaz tenli yaşlıca insanlar.. Sesleri çıkmıyor, anlamıyorum milliyetlerini.. Bizde herkes suya atlıyor. Dinlenceliğimiz yok, kıç vardavelalar yüksek, kaymadan tırmanmak gerek, deniz merdivenimiz sabit değil, kayıyor, Allah bir kaza vermeye! Olsun herkes suda. Rüzgar da yok, akıntı da. Demir bile atmadık. "Uygun kaloma bırakma imkanı bulamadım."
Su harika, küçük oğlan gözlüğünü suya düşürüyor. Sorun yok dalarım alırım. Güney sahilleri beni bekler. Önce Süvari Bey elinde spatula havuzlukta beni bekliyor. Dipten gözlüğü alıp yüzeye çıkınca gördüğüm bu. Karina temizlenecek.. Kazı kardeş kazı.. Nefes al, dal, kazı.. Nefes al, dal, kazı.. Yorulma.. Kazı.. Dinlen.. Kazı.. Karina neyse de, salmadakiler deniz canlısı değil, inşaat malzemesi sanki.. Hilti çalışır mı suda acaba?
Çıplak Ada'dayız, çalışmaz, yarı çıplak kazımalı.. Benim kollar kas yumağı değil, akciğer ise pompa değil. Yoruldummm... Sırtım ve kollarım kanıyor. Salmadaki her bir midyeyi çıkarmak için bir sefer dalıyorum.. Saydım... Diyemem... Göz attım, yüzlerce midye var, bitiremem.. Neyse, bırakıyorum kazımayı. Elimde spatula, suda dinleniyorum. Bizim yolcular yüzmüş, keyiflerini almışlar, güvertedeler, yüzlerde muzip bir gülümseme, havlular bellerde.. Bitkinim ama ortam güzel.
Deniz göz kırpıyor yandaki tekneyi gösteriyor, yüzünde gülümseme, dönüp bakıyorum, yaşlıca adamlar, ne güzel işte yüzüyorlar, dört erkek... Dördü de ten rengi mayo giymiş, komik.. Neeee? Ulan bunlar... bunlar... Anadan üryan... Tüh Allah cezanızı versin!..
Bizimkiler bana tekneden gülüyor. Sudan bağırıyorum, "Süvari Bey sen marşa basana kadar ben güverteye gelirim, haydiii..." Muhtemelen teknedeki yedi kişi bu tür manzarayı hayatlarında hiç görmedi.. Süvari Bey'i bilemem, 100-150 ülke denizi görmüş adam. O'na sormalı. Sormadım... Seyre devam. Yorulmuşum. Aklımdaki; beni sevmeyen biri tekneyi gizlice karaya almış da, her bir midye kabuğunun içine marin mastik sürüp mü yapıştırmış karinaya?..
Mimarsinan Barınakta Dalgıç Zafer'e rica ediyordum, geliyordu, dalıyordu, karina temizliği 15 dakika sürüyordu. Büyükçekmece Koyu'nda kontrol için dalıp baktığımda ise karina daima gayet temizdi. Dalgıcın gizli bir silahı mı vardı? Puff puff mu yapıyordu da midyeler sökülüyordu?..
Puff pufff... O da ne? Makina stop edecek... etti..
Açıktayız, rüzgar hafif, dalga az..
Panik yok. Bakalım neden stop etti?
Süvari Bey uzaktan koyuyor teşhisi, hava yaptı mazot.. Anlaması kolay, mazot transfer pompamız elektrikli, söküyorum çıkış hortumunu, havuzluğa bağırıyorum "Aç ağbi kontağı," tıkır tıkır pompa sesi... Tamam.. Hortumdan mazot akacak şimdi.. Yoo, akmıyor..
Kaldır minderleri, tahtayı.. Krom depo üzerinde gözüme en kolay gelen rakoru söküyorum, "El fenerini ver oğlum" Deniz, getiriyor, depo içini aydınlatıyorum.. Deponun yüksekliği 40 cm, içerideki sıvı ise taş çatlasa 2 parmak. İnç değil ama insan parmağı..
"- Ağbi mazot bitmiş..."
"- Nasıl olur Özkan'cığım, depo dolu, göstergesi de dolu gösteriyor."
Eniştem tekneyi aldığında O'na depo dolu demişler. O da 3,5 yıl içinde sadece "bir kaç kez" Ayvalık'a gidip gelmiş, ben de akü şarjı v.b. sebeplerle 5 saat kadar çalıştırdım iskelede tekneyi, sanırım 8-10 saattir de %80 dolulukta çalışıyor makina.
Güçlü makinamız 3 silindir 25 hp, sıfıra yakın bir Universal, "Made in USA" güveniyoruz yani. Kaba bir hesapla, 2800 dd da seyir yaptığımıza göre, yaklaşık 22 hp kullanıyor olsak, 0,17 katsayısı ile çarpıyorum, çıkan sonucu biraz yukarı yuvarlıyorum, pazarlamacıların albenili broşürleri var da neme lazım biz biraz yukarı yuvarlayalım tüketimi diyorum, saatte 4-5 lt gibi bir mazot yakması var Amerikalı'nın. Depo 110 Lt. Boş tartışmaların anlamı yok. Sonuç olarak depodaki mazotumuz bitmiş.
Allah'dan yedek bir bidon almıştım seyre çıkmadan, 20 litrelik bidon "bağajda.."
Dolduruyoruz depoya.. Havayı al, marşa bas, üstten de havayı al... Bismillah.. Şükür, ucuz atlattık, büyük arıza değilmiş, hatta arıza değilmiş.. Seyre devam.. Neden depoyu tamamen doldurup seyre çıkmadık ki?.. Şimdi nereden alacağız mazotu?
Bidonlarımız ve biz ve saatteki 4 litremiz.. Deviri düşüyoruz. Mazot yakıyor, yaksın helal olsun da, tedarikini de becermemiz lazım geliyor. Süvari Bey'in gözü chartplotterda. Dikili'ye uğrayalım diyor, ikmal için. Hay hay.. Mazotsuz kalmayalım da, dikili, dikisiz fark etmez, ben mazot alır gelirim. Hava kararıyor, Dikili'ye yaklaşıyoruz.
Kayıtlı
Ö. A.
Ynt: Göcek-Büyükçekmece Catalina tekne transferi, yakıt alım noktaları
«
Yanıtla #53 :
Mart 03, 2015, 08:53:25 »
DİKİLİ - İZMİR FOÇA / YENİLİMAN
Uzaktan görüyorum, ne de olsa uyanık adamım, Lukoil petrol istasyonunun kıpkırmızı yanıp sönen parlak ışıkları... Süvarı Bey'in dikkatine sunuyorum, uysalca ve saygıyla beni dikkate alıyor. Çocuğuyla, orta yaşlısıyla orta kalabalık belde sahilinde, rengarenk ışıklı çarpışan araba, trambolin, seyyar mısırcı ve limonatacının tam da cephesine, sanırım 6-7 mt derinliğe "bolca" kalomayla, yani toplamda 20 mt "atılmış" zincirle demirliyoruz.
Karaya 70-80 mt mesafedeyiz sanırım. Mazot bidonlarım hazır, bota ineceğiz, marş ipini çekip, Lukoil'den mazot alıp hemen geri geleceğiz. Hepi topu ne kadarlık meşgale ki!? Bu arada kaptan soruyor: "Lukoil nerede, ben göremedim" "Orada işte, şimdi gidip geleceğiz" "Peki" İlk durağımız Orhaniye/Hisarönü Körfezi olmalıydı, oradan "Güneye", Dikili'de neden oyalanalım?!..
Oğlum, Deniz haydi.. Çalıştır kıçtan takma roketi.. "Baba, çalışmıyor!"
Cevabım hazır:
"Oğlum unutttun mu! 5 kere pompala, gaz kolunu yarıya getir, çeeek, çalışır!.."
"Sıfır motor" Neden çalışmasın?!..
Yook.. Çocuk yoruldu çekmekten, kıçtan takmada, pufpuf sesi bile yok, fıtfıt hiç yok.. Allah Allah... Tadımız kaçmasın...
"Otur oğlum, kürekle gider geliriz.."
Sahile yaklaşınca bir merdiven görüp, ona doğru rotamızı iskeleye revize ediyoruz, yol yaklaşık iki katına çıkacak ama yüksek beton karaya çıkmak için daha kolay çözüm görünmedi gözüme. Varsın Lukoil'den uzaklaşalım. Yürümekle parmak arası terliklerim aşınmaz ya. Betona yaklaştıkça dalgaların merdivene çıkışı zorlaştıracağını idrak etmemek mümkün değil.. Olsun, 2 erkeğiz, dikkat eder çıkarız.. Yol boyu gözlerimiz "yakıtçıda."
Lukoil'i ben de göremiyorum, Deniz de..
Vallahi demir atmadan önce oralardaydı, sonra yok oldu.. Yanlış görecek değilim ya..
Kısa bir şaşkınlık ve kızgınlıktan sonra görünür mesafede bir yakıt istasyonu olmadığını anlıyorum.. Neyse, Deniz karada şişme botumuza sahip çıkmak için bekliyor. Ben ise minibüs bekliyorum, ellerimde doluma hazır mazot bidonları.
10-15 dakika geçiyor, minibüs veya benzeri toplu taşıma geçmiyor. Taksi de geçiyor da ben el kaldırmıyorum değil.. O da yok.. Soruyorum 2 kişiye, petrol istasyonuna nasıl giderim..
İlkine inanmadım elbet.. İkinci kişi de benzer tavsiyede bulununca yürümeye başlıyorum. Bir süre sonra artık minibüsün geçtiği kavşağa geldim, minibüs beni kolayca istasyona ulaştırıyor, bana sempati duyduğu için iki yönlü trafiği durdurmuş olmasına aldırmadan beni tam da istasyonun girişinde bırakıyor. Minibüsçü iyi niyetli, yolcu fazla yürümesin istiyor.. Beni bırakıp kalktıktan 10 metre sonra bu sefer yolcu almaya durunca, tatil rehavetindeki ortam korna sesine boğuluyor. Ufff, denizde ne kadar da huzurluydum ben!..
Bidonları hızlıca doldurup, şans bu ki petrol istasyonunun içinde yerleşik duraktaki steyşın vagon bir taksiye yüklüyoruz.. Taksici mazot "tökülür" diye surat yapmadı, "Kısa mı gitçen?" demedi, hayırdır inşallah!..
Curcuna sahiline geri dönüyorum, Deniz elleri çenesinde etrafına bakıyor, beni görünce rahatlıyor. Ağzının kenarında kalandan belli, haşlanmış mısır yemiş, gördü mü dayanamaz..
Afiyet bal şeker olsun oğlum!..
Dalgalar biraz zorlasa da atlayarak şişme hücumbotumuza biniyoruz. Güle oynaya, şakalaşarak, kürekle tekneye dönüyoruz. Benim ilk "uzun yol" kürek seyrim, biraz zig zag ama olsun..
Sahilden uzaklaştıkça kalabalığın sesi azalıyor arkamızda, Molto Cattiva'daki altılının kahkahaları duyulur oluyor.. Güzelll, moraller bozulmamış..
İkmal yapar seyre çıkarız.. Güverteye tırmanır tırmanmaz bidonlardan depoya dolduruyorum lıkır lıkır mazotu.. İşlem tamam..
Gidelim deyince yolcuların yüzleri düşüyor. Hanımlar gece seyir yapmak istemiyor..
Hmm.. Mmm.. Ok.. Yapacak bir şey yok. Burada geceleyeceğiz.. Biz yokken içkiler içilmiş, ben çakır keyiflere yetişemesem de, iki kadeh iyi geliyor.. Oooh.. Ama yorulmuşum be.. Yatacağız.
Gece pek rahat değilim, ama upuzun kalomadan dolayı değil, soluganlardan.
"Engin" deniz bilgim yalpada uyumama izin vermiyor. Huzursuzum, kötüce bir uykuyla gece bitiyordu ki Süvari Bey kibarca dürtüyor beni,
"Uyan oğlum haydi çıkalım." Kalkıyorum, herkes yataklarında, uyuyor, etraf karanlık, demek güneş de uyanmamış... Yarım marşda çalışıyor makina. "40-50" mt zinciri 30 saniyede topluyor ırgatımız, helal be!..
Sakince denizde ilerliyoruz. Yolcular uyanmasın diye düşük tempo. Hava tahminlerine iki siteden bakıyorum, tek siteye yaslanacak kadar acemi değilim ya! Deniz hava tahmin sitelerinde yazanı aktarıyorum Süvari Bey'e, UTC mutece yazıyor, biraz karışık ama, beni bozmuyor kaptan..
Nedense benim webden aktardıklarımdan hemen sonra göğe bakıyor, ufka bakıyor.. Neden ki? Bana güvenmiyor olamaz.. Biraz çalkantıyla, biraz da yalpayla kahvaltımızı ediyoruz. Herkes neşeli.. Bu Amerikan malı tekne, 2800 olmasa da epey yüksek gazda, 2500 de yine 5,5 kts yapıyor saatte.
Kaptan ve ben mazot alalım diyoruz. Nereden alalım? Yeniliman varmış, İzmir'in kuzeyinde, Çeşme Boğazına girmeden. İyi, alırız.. Bize mazot vermeyecek değiller ya.
Sert batı rüzgarlı bir havada, derinlikten korkarak barınağa giriyoruz. Girişe yakın yerler irice balıkçı tekneleri ile dolu, tek tük boş yerler ise barınağın dibine doğru, bağlı olan balıkçı kayıklarının en uzunu 8-10 mt, derinlik hakkında en ufak bir güvenimiz yok. Yaklaşamıyoruz. Barınak ortasına geldik, bir şey yapmalı.. İri teknelerden gözleri üzerimizde olanlardan en yakındaki balıkçılardan birine soruyorum:
"Selamun aleyküm, nereye bağlansak?"
Bayrak ABD, 6 doğal veya boyalı sarışın "on board."
Kısa bir şaşkınlıktan sonra:
"Ya bize aborda olun, ya da olduğunuz yere demir atıp karşıya yanaşın" diyorlar.
Demir atıyorum, kaptan derinliği eliyle gösteriyor: 4.. Yine dikkatli ve tedbirliyim 10 mt kadar zincir "atıyorum." "Seriyorum" demek isterdim, diyemem, "elimi kavaletaya kaptırmadım" demek isterdim, diyemem.. Olsun parmak fena acıdı ama şükür olsun kopmadı ve kırılmadı, çalışıyor
Dur; bir parmak ile uğraşabilecek boş zamanım yok, tekneyi kıçtan karaya bağlamam gerek. Bir Allah'ın kulu yok mendirekte.. Yine atlıyorum şişme hücum bota, marş ipini çekiyorum.. 15 çekme denemesinden sonra, ip gelmeyince, aman elimde kalmasın diye inatlaşmıyorum kaliteli Çin malı kıçtan takma su jetiyle. Kürek ile 6 mt gitmek ne ki!
Gerçi mesafe artık olmuş 15 mt.
Olsun..
Kısa sürede kayalıklardan betona çıkmayı başarıyorum. Usta denizci adayı olduğumdan önce rüzgar üstü koltuğunu bağlıyorum, kayalardan birine. Boşunu alıyoruz, ideal konumda değiliz ama düzgün yanaştık.
Yaptığım bağ, denizci bağlarına getirdiğim post modern yorumu gösteriyor. Neyse ki açılmadı.. Rüzgar altı koltuğu da yeni nesil bir bağ ile bağlandı. Kaptan sabırlı adam, benim ileride denizci olacağımı söylüyor. İş akış şemasında daha neler var bilmiyorum.
Önce motora bir bakayım istiyorum. Neden dönmedi. Üst kapağı, ardından ip sarma kapakçığı söküyorum. Lokma anahtar ile motor çevirme somununu yokluyorum, nedense segman kaynamış gibi, dönmüyor. Sıfır motor, ne hararet yaptı, ne başına bir kaza geldi, ne de toplasan 3 saatten fazla çalışmadı..
O kaynasın ben soğuturum onu deyip başlıyoruz motorun dönmeme torku ile benim döndürme ve lokmanın dayanma torkları yarışmasına.
Elbette ben kazanıyorum. Artık rahat dönüyor motor. İp kapakçığını dikkatle takıyorum, çekeceğim ipi elbet, çalışacak. Yok anacım, çalışmıyor. Pufpuf-fırtfırt var mı yok mu onu da yorumlayacak sakinlikte değilim artık.
DOHC, ECU, MAF, OBDII vb içeren bir sistem değil ya, elbet çalıştırabilirim. Buji kablosunu söküyorum, ateşleme var. (Hüseyin Ağbi, Denizi çağırdım, ipi O çekiyor.)
Karbüratöre giriş benzin hortumuna da bakıyorum, ipi çektikçe akıtıyor. Allah Allah. Tamam şimdi buldum, buji ıslandı. Söküyorum. Evet ıslanmış, ve dahi paslanmış..
Temizliyorum, birazcık da zımpara, pırıl pırıl.. Takıyorum yerine, ı ıh, çalışmıyor.. Ufff... Ufff...
Ne kaldı geriye? Karbüratör üst kapağını sökeyim bari.. İçeride hiç benzin görünmüyor, hava sıcak, benzin buharı gözümü yakmalıydı, en azından burnuma diyagnoz için ipucu vermeliydi diye düşünüyorum.
Ustayım ben, son söktüğüm karbüratör 1967 Plymouthun, yıl ise galiba 1999. Fazla olmamış...
Azıcık benzin dökeyim bakalım ne olacak? Kapağı kapatıp, 3 pompa, kolu tam gaza yakın çekili tut, çekiyorum ipi, ahanda WRROOMMM....
V8 in Afrika'da açlıktan ölecek küçük kardeşi gibi, ama olsun çalışıyor ya.
Barınak içinde bidonlarım ve iki oğlan ile motorize olup karaya çıkıyoruz, dümende bendeniz. Hedef mazot, karina temizliği için dalgıç ve 6 ekmek. Barınaktan yakıt istasyonuna gitmek için tek seçenek minibüs, kalkmasına 1 saat 45 dakika varmış.. Bilmem kaç km ilerideymiş istasyon. Ee dönüş minibüsü? Uff..
Bir dükkan buluyoruz. Yaşlıca ağbi, kediler besliyor. Home depo olduğunu düşündüğüm yer temizlik abidesi değil.
Dalgada benzin kokulu butik tamircilikten sonra çıkarmamakta zorlanıyorum. İstersek elindeki mazotu verebileceğini söylüyor. Balıkçılardan satın almış mazotu, ihtiyaç sahipleri için hazır tutarmış. Ağbiye ve depoya bakınca midem kalkıyor ama tembel için çok cazip teklifi.. "-Kaç litre var mazotun?" "-2-3-4 bidon var.." Hatırladığım, 50 lt kadar mazot taşıyoruz depomuza. Şükür bu iş de bitti. Neden bitti bilmiyorum ama bitti işte.
Süvari Bey Kuşadası'na uğrayacağımızı söylüyor, illa ki mazot alacak yer buluruz diyor. Yeter bize bu miktar.
Diğer taraftan dalgıç buluyoruz.
En azından evini buluyoruz. Eşini.. Çocuğunu.. Yatağını..
Dalgıç uyuyor, yatağında, gece "çalışmış" Bir türlü kaldıramıyoruz uykusundan.
"Ölüsü bile yeter" Bu deyim işimize yaramıyor.
Ama bakkal bulduk. Hem 6 taze ekmek aldık, hem de köy yoğurdu, bayılırım.. Haydi tekneye..
Şişme hücum bot ile dönüyoruz..
Yarım marş çalışıyor.
Özeti yapınca, Süvari Bey yine spatulayı veriyor elime..
Allahım yine mi?
Adamcağız üzülüyor bana, tşört giymemi söylüyor. Zira sırtım kanıyor, Çıplak Ada karina temizliğinden sonra...
Barınağın tertemiz olmayan sularında dal, kazı, çık, dal, kazı, çık, nefes al, yorul, çık, üff de, nefes al, artık dalmayı becereme...
Şükür olsun ki karinanın salma dahil kaba temizliği bitti denebilir. 1,5 saat..
Dile kolay..
O da ne?
Zeminle 1 metre kadar arası olan pala, zemine değdi değecek hale gelmiş... Rüzgar fena basıyor sancaktan...
Sudayım...
"Süvari Bey tarıyoruz, basalım marşa derhal"
Merdivenden tekneye çıkacak gücüm yok... Dur, önce koltuk halatını alacağım, alıyorum, şişme bot ile tekneye, oradan da hemen başüstüne, demiri toplayacağım...
Topladık... Eee "What is next?" Barınakta kimle konuşsak:
"Sakın ha bugün çıkmayı düşünmüyorsunuz di mi? Lodos fena, burnu dönemezsiniz, aklınızı başınıza toplayın!" Özetinde tavsiyede bulunmuştu...
Hiç bir şey değişmedi.. Çıktık barınaktan... Çıktık da.. Fena dalga, fena rüzgar.. Batıdan.. Kafadan geliyor..
Süvari Bey sakin, "3-4 milimiz var zor, sonra azalır, Çeşme Boğazında ise göl gibi olur, idare edin" diyor..
Dalga fena, bata çıka, tam yol, 2 kts ile ilerliyoruz.
Rüzgar kafadan geliyor ama dümeni biraz sancağa yani batı-kuzey batıya kırıp hem dalgayı omuzluktan alalım hem de rüzgardan faydalanalım diyoruz..
Tüm yolcular havuzlukta toplanmış, yelken açmaya ilk teşebbüsümde halatlardan biri çocuklardan birinin ayağına dolanıyor,
Allah'tan gözüm üzerlerinde..
2 dakika sonra başka bir halat bu sefer baldızın kolunu acıtıyor, ne işi varsa?!!
"Erol Ağbi rica ediyorum, geri dönelim, barınakta geceleyelim" diyorum.
Kayıtlı
Ö. A.
Ynt: Göcek-Büyükçekmece Catalina tekne transferi, yakıt alım noktaları
«
Yanıtla #54 :
Mart 03, 2015, 08:55:08 »
YENİLİMAN - DOĞANBEY
Dönüyoruz, barınağın yanında ufak bir koy var,
"Oraya demirleyelim, barınaktan daha emniyetli" diyor kaptan...
"-Sen bilirsin" 5 metreye demirliyorum, rüzgar var, bu sefer 15-20 metre kaloma.. Tutuyor yine demir..
Sakinlemeye çalışıyor herkes.
Foça tarafından gelen bizden irice bir yelkenli bizim en az iki katımız hızda batıya ilerliyor. Batıyor çıkıyor.
Canlı gördüğüm en göz alıcı sahne. Salmasını kısmen görebiliyorum.
Yelkenleri kapalı. Süvari Bey'le göz göze geliyoruz.
"-Normal" diyor.
"-Hava kötü, ama 3-5 mil en fazla, sonrası sabaha kadar rahat."
Dinleyecek, yorumlayabilecek bir ruh halinde değilim.
Salona inip, motoru kontrol ediyorum, sağa sola bakıyorum.. Sintine, şaft.. Etraf neta..
Bir diyalog duyar gibiyim.. "-Hoşgeldinyiz" "-Neryedensinyz?" "-Teşekkür ederiz, iyi günler!"
İşimi bitirip yukarı çıkıyorum. Yüzler asılmış havuzlukta.. 4 bıyıklı erkek, kıçında kendisine göre çok abartılı bir motorlu fiber bir kayığın içinde pişkin pişkin gülüp gitmişler. Karpuz ikram etmişler bize.. Nedense..
Büyükşehirde doğup büyümenin getirisi, şüpheleniyorum. Eniştem denizci, yönetici... Emekli gemi süvarisi..
"Özkan sevmedim bunları da, burayı da, 3-5 mil epey çalkalanırız ama batmayız rahat ol, gel çıkalım" diyor.
Yüzüm daha da asılıyor ama
"Tamam" diyorum.
Korku içinde alıyorum demiri.
Güney Sahilleri bizi bekliyor! Motivasyon bu. Gel de korkumu yen Güney Sahilleri hayali!..
Çok fena batıp çıkıyoruz dalgalara. Bütün hatchleri sıkı sıkıya kapat talimatı almıştım Süvari Bey'den, içerisi tamamen neta..
Tam gaz, 3000 devir batıya gidiyoruz.. Hızımız kimi an 2 kimi zaman 3,5..
Ben daima 3,5..
Çocukların biri gülüyor, dalgalarda gözü, lunapark modunda, büyük olanı cep telefonu ile takılıyor, en büyük derdi telefonunu su serpintilerden koruyabilmek..
Ya makina arıza yaparsa, bu dalgalarda, kayalıkların dibindeyiz.. Eniştem sakin. Şeker hastası. Sık sık su içiyor. Hayret edilecek kadar sakin, ama tekne oto pilotta değil, dümen O'nda, kontra hareketler yapıyor, düze yakın bir çizgide gidebiliyoruz.
2-3 tramola sonrası, ben de hayret edilecek bir sonuçla kalp krizi geçirmeden gidiyoruz.
Sanırım 1 saat kadar geçiyor, korku tüneli gibi, arkamızdan gelen bizim ebadımızda bir tekne sancağımızdan geçip gidiyor, biz neden bu kadar kaplumbağayız?!.
Dalga da bitmiyor..
Bir tramola sonrası, eniştem "Şimdi bitiyor" diyor.
İskeleye 20-30 derece dönüyoruz, güney batıya.. Rüzgar kuvvetli, bizim cenova yarımdan daha az açık.
İskeleye 15-20 derece kadar yatık vaziyette seyrediyoruz, dalgalar artık daha geniş açıyla geliyor ve batıp çıkmıyoruz..
Korkumuz azalıyor, üşüdüğümüzü anlıyoruz. Herkes titriyor. Süvari Bey hariç.
O akşam ilaçlarını içmek istiyor.. Sakinliği sinir bozucu. Çocuklarla şakalaşıyor.
Hava karardı. Üşüdük. Örtüler geliyor salondan. Aylardan Ağustos, bölgelerden Ege..
Neden üşüyoruz ki?
Acilen güneye inmeli. Orası sıcaktır. Hayallerimde öyle.
Teknede ise 8 kişide toplam 3 kazak var. İkisi çocukların.
Birisi ise benim eski tekneden getirdiğim, sentetik, incecik, adı kazak, tşört diye giysen kimse itiraz etmez.
Sanırım saat 22:00 civarı. 1 saat daha geçiyor, artık yemek yiyip sonrasında uyuyabilirsiniz diyor kaptan.
Bu adam çok garip bir şekilde denizin davranışını biliyor.
Ama mekaniğe o kadar da yakın değil. Tekneye nasıl da güveniyor, benim ise mideme teknik korkularla kramplar giriyor.
"Sakinle artık oğlum" diyor bana.. Aklım karmakarışık. Yorgunluk korkuyla tornalanmış, uykusuzlukla taşlanmış, üşüme ile polisajlanmış, ruh sağlığım Mazhar Osman'lık...
Bulaşmayın bana, pişman olursunuz modundayım. Kimse yemek yemiyor. Sonrasında yedik mi yemedik mi, hafızamda yok vallahi..
Ama ikişer kadeh atıyoruz kaptanla, vakit gece yarısını geçmiş, ohhh nasıl da iyi geliyor...
Oğlanların biri sancak kıç yatakta. Diğeri diz çöken, yine sancak tarafındaki ufak yemek masasının yarattığı yatakta. Baldızın kızı tüp yatakta uyumaya gidiyor. Baldız orada rahat edememiş.
"Havuzlukta uyuyabilir miyim?" diyor.
Uzanıyor, üstünde ince bir örtü. Ablam ön kamarada. Denizci karısı, yıllara gemilerde elbet daha rahat koşullarda ama sallana sallana uyumaya alışkın.
Kaptan eniştem, ben ve eşim ise oturuyoruz. Sancağımızdaki Sakız Adası'nın kuytusunda çok rahatladık.
Uyuyanlar rahat etsin diye deviri 1800 lere düşüyoruz, 4 kts ile, göl kadar sakin bir suda güneye iniyoruz.
Nasıl da yorgunum. Nasıl da huzursuzum. Ya tekne arıza çıkarırsa. Hiç bakım yapmadan niye yola çıktık?
Göz kapaklarımı tutamıyorum, oturduğum yerde uyukluyorum.. Kabus ile gözümü açıyorum, belki dakika belki azıcık daha fazlası olmuş ancak.. Kaptan sakin. "Uyuyun siz, ben sabaha kadar giderim, sonra sen geçersin dümene" diyor.
Hanımla giriyoruz, salondaki yatağımıza. Ana yemek masası diz çöküyor, teknedeki en büyük yatak bu. Bize tek rahatı da bu.
2-3 saat uyuyorum. Sanırım sabah 05:00 civarı uyanıp, eniştemle nöbet değiştiriyoruz.
Bana rotayı tarif ediyor. Kuşadası'nın biraz güneyine, Davutlar sahiline uğrayacağız, çok yakın arkadaşları var, görmek istiyorlar.
Artık serdümen benim. Tekne oto pilotta akşamdan beri ama olsun oto pilotun tuşlarına ben basıp kumanda edeceğim.
Boğaz Adası'na yaklaşık 3 mil var, feneri geçip, iskeleye herhalde 20 derece döneceğim. Elim oto pilotun kumanda tuşunda. Hızımız 4 kts civarı.
Çok komik, 45 dakika var daha, ben sanki araba kullanıyorum, 200 km/s ile gidiyorum ve tetikteyim..
Kendime geliyorum, serdümen koltuğuna oturuyorum. Uykum geliyor bu sefer de.. Zor dayanıyorum. Gözümü açıyorum, hanım uyanıp yanıma gelmiş.
Şükür, sohbet ediyoruz, uykum açılsın diye. Ve ona yardımcı serdümenlik görevini veriyorum. Ben teknenin iskelesinden, o ise sancağından sorumlu serdümen şeysiyiz..
Gülüyoruz halimize. Keyifli..
Ben uyukluyorum.. Hava aydınlanıyor..
Sabah ezanı okuyacak olan müezzin misali ablam erkenden uyanıp geliyor yanımıza.
Baldız uyuyor yanı başımızda.
Kara Abdullah Burnu'ndan sonra rotayı biraz daha iskeleye kırıp, Kuşadası'nı hedef alıyorum.
Artık dayanamıyorum, ablam ve hanıma tekneyi emanet edip, havuzluk kıçta başlıyorum uyumaya.
Benim hanım acemi ama ablam süvari karısı, teknede serdümen nöbeti tutabilir gibi geliyor o an..
"-Yakına gelen bir tekne v.b görürseniz veya tekne rotadan çıkarsa, karaya yaklaşırsa uyandırın" diyorum..
Baldız da uyanıyor, güneş kuvvetli. Kadınlar bana gülüyor.
Ben ise aldırmıyorum, cesur adamım.. Uyuyorum...
Sanırım yarım saat sonra uyanıyorum, kaptan uyanmış geçmiş dümene.
Oh rahatlıyorum, bu sefer de uykum kaçıyor... Sohbet ediyoruz..
Kahvaltı için çocukların uyanmasını bekliyoruz.. Uyanıyorlar.. Saat 9:00 civarı kahvaltı hazırlıkları başlıyor..
Ohhh.. Tüpte demleme çay.. Sahanda yumurta.. Hava da sakin, deniz de..
Güney Sahilleri bizi bekliyor!.. 2-3 saat daha keyifli seyir yapıyoruz.
Rüzgar biraz biraz gösteriyor kendini. Ne de olsa öğle oldu.
Ben salonda, sağı solu kontrol ediyorum, sesleri dinliyorum, uzanıyorum, aman aksilik çıkmasın, tedbir alayım hallerindeyim.
Makinanın sesi biraz da olsa değişiyor..
"Hararet mi?" diyorum, bakıyorum göstergeye bir şey yok.. Huzursuzluğum artıyor..
Tuvalete giriyorum.. 1 dakika geçmiyor ki, pır pır pır, fırt fırt...ffffff...
Derin sessizlik..
İlk aklıma gelen, ulan tuvalete girdim, motoru stop ettiler, derin sessizlik...
Bilseydim müzik açardım...
Daha düşünce dünyamda cümlemi rahatça bitiremeden, havuzluktan feryatlar
"-Özkaaann!"
"-Acil gel"
Toparlanıyorum, berbat...
Kaputu açıp bakıyorum gaz kolu, stop kolu yerinde..
Mazot hortumları, mazot transfer pompası kablosu yerinde..
Allah Allah.. Enişte "Eyvah mazot mu bitti" diyor.
Ben ise "İnşallah mazot bitmiştir"
Esas pompa girişindeki hortumu çıkartıyorum,
"Ağbi kontağı aç" dememle mazot akmaya başlıyor, uyanık adamım, acaba kesiklik mi yapıyor diye elime geçen bir kaba 1 dakika kadar mazot işetiyorum, gayet düzenli.. "Allah Allah.. Hava yapmıştır inşallah!" Rakorları gevşetiyorum.
"Ağbi bas marşa" Gıy gıy gıy...
Birinci silindirden mazot geliyor, arkadaki ikisinden ne yapsam hava bitmiyor, köpük..
Ben dizel makinadan hiç anlamam ki! Ufff..
Resimleri görebilmek için üye olmalısınız.
Üye Ol
veya
Giriş Yap
Yok, yok.. Çalışmıyor.
"Ağbi çalıştıramıyorum.." Allahdan rüzgar poyraz, şiddeti de fena değil. Seyre devam, 4-5 kts aralığında gidiyoruz, cenova tam açık.
Tektaş Adası açıklarındayız, Erol ağbi Seferihisar/Doğanbey'i gözüne kestiriyor.
"Yelkenle gidebilir miyiz oraya kadar?" diyor, hava tahminlerine bakıyoruz, poyraz..
Şu an gelen rüzgarla uyumlu. İkna oluyoruz, güveniyoruz rüzgara.
Rota Doğanbey.
Kayıtlı
Ö. A.
Ynt: Göcek-Büyükçekmece Catalina tekne transferi, yakıt alım noktaları
«
Yanıtla #55 :
Mart 03, 2015, 08:57:38 »
ÜRKMEZ/DOĞANBEY/SEFERİHİSAR/İZMİR
Makina çalışmıyor. Nedeni de belli değil.
Sadece yelkenle ilerliyoruz. Sığacık Körfezi'nin batı ucundayız.
Süvari Bey "-Ana yelkeni de açalım." diyor.
İstemiyorum. Rüzgar sert, yorgunum, kıyıya yakınız, makina yok..
Teknede yelkeni tek bilen(!) benim, ardımdan benim hanım. İkimizin bilgisini toplasan ... En iyisi toplamamak...
Israrlara dayanamayıp, veriyorum hatalı kararı.
Yıllardır açılmayan yelken, zorla açılıyor, rüzgar iskeleden sert esiyor...
Bir sağanakla tekne fena yatıyor sancağa..
Ayakta dururken yelkenle bir tekne nasıl da motordan daha hızlı gidebilir düşüncesiyle hayranlıkla yelkenlere bakan hanımlar zor tutunuyor havuzlukta.. Allahtan suya düşen yok, nasıl alırdık?! Hangi bilgimize güvendik!?..
Tekne sanırım 30 derece yatmış durumda. Hızımız 7,7 kts. Herkes korkuyor, Süvari Bey de.
İşte bu an haince bir zevk alıyorum.
Ben, hanım ve oğlanlar sakin bu sefer.
Baldız, kızı, ablam, Koca Süvari Bey... Gülünecek kadar korku içindeler...
Neyse, abartmanın gereği yok, iskelede kıyı yakın, mecburen sancağa, rüzgar altına dönüp ana yelkeni zorla topluyorum.
Adının sonradan Lazybag mi, EasyJag mi hala anlamadığım kolaylık sağlayan torba toplamada rahatlık imiş, tadını ilk defa alıyorum..
Yelken bezini lazybage toplarken plastik çubuklarına kollarım sürtmüştü, 2 dakikada kaşınmaya başladım.. Neden ki? Bit veya pire mi acaba? Gülmeyin, kafam darmaduman..
Sadece cenovayla demirleyecek bir medeniyet arıyoruz. "Bunca zamandır denizdeyim" hiç sadece yelken ile seyir yapmamıştım, makinamız sağlam olsa zevk alabilirdim... Civarda büyük yerleşim yok, gözümüze "hoş" görünen bir tatil sitesi gibi bir yer aranıyoruz. Akşam üstü oldu, bu koydan ileri gitmek istemiyoruz. Süvari Bey kıyıya yaklaşıyor, sonradan Ürkmez/Doğanbey olduğunu öğrendiğimiz beldeye doğru, yelkeni küçültüyorum.. Daha da küçültüyorum.. Tamamen kapattım...
Derinlik 7 metrelerde.. Demiri atacağım, el parmağımın acısından dolayı çok dikkatliyim bu sefer.. Irgat dolabının iskele tarafı kapağı sol ayak baş parmağımın üstüne düşüyor... Ufff... Fena acıdı.. Kaç kg oğlum bu kapak?!
Çalamamış mı malzemeden elin Amerikalısı!.. Küfürlerle kapağı vardavelaya bağlıyorum, kim bilir kaç sefer açıldı düğümlerim!..
Denizci olmanın bitmeyen şartlarından biri de kendi kendine açılmayan düğüm atabilmek.. Beceremiyorum..
Resimleri görebilmek için üye olmalısınız.
Üye Ol
veya
Giriş Yap
Demiri atıyorum, bu ırgat paslanmış mı ne, zincir kendi kendine inmiyor aşağıya.
Her bir santimetresini el ile ve sürtünmeye-sıkışmaya karşı savaşarak ittiriyorum.. Irgat sadece toplayan tip, suya iniş debriyajını bir kol vasıtasıyla gevşeterek oluyor. Bu sistem oksit-moksit oyununu oynuyor bana.
Bilmiyor ki keserimi yanıma almamış olabilirim ama WD40 ım ve büyük boru anahtarım her daim yanımda...
"-Seninle sonra hesaplaşacağız." Diyorum, hain ırgata. Kaloma artık 40 mt. Süvari Bey hatamı farketmiş, ikazını yapmıştı sakin bir anımda.
Kıpkırmızı bir sürat teknesi, içinde saç sakal birbirine karışmış , kır saçlı, orta yaşlı olduğunu düşündüğüm bir adam. Teknenin önü bir kalkıyor, bir iniyor, çevremizde turluyor..
"-İkinci karpuz vakası mı?" diyorum. Bağırıyor, bir şeyler diyor, anlamıyorum..
Süvari Bey "-Tamam, tamam, teşekkür ederiz!" diyor.
Ben "Ne oldu?" kibar tepkisi içindeyim..
Yaklaşıyor, etrafta topuklar var diye ikaz etmeye geldim, neyse ki siz yaklaşmadınız diyor.
"-Hee hee." diyorum. Gitsin diye.
"-Hoş geldiniz! Hayırdır, buraya niye geldiniz?" Diyor.
"-Makinamız arızalandı" diyorum.
"-Ben size tamirci bulurum!" diyor..
Allah Allah!.. Yürü git işine diyorum içimden.
Karaya bakıyorum, baş üstündeyim hala. Orta halli bir tatil sitesi. Olmazsa olmaz, ülkenin en meşhur bira markasının tabelası ve ufak bir cami. Taksi, minibüs veya anayol görünmüyor.
Yolcular da şaşkın bakışlarla karayı süzüyorlar. Eminim akıllarında "Nasıl bir yerdeyiz biz?" Sorusu..
Cevap aramadan kıpkırmızı jaguar benzeri sürat teknesi iskelemizde bitiyor. Esmerce, 40 yaşlarında bir adam. Elleri kolları boş, yok tövbe, bir elbezi.. Çevikçe güverteye çıkıyor. Selam veriyor, kibar..
Motorda bir kaç şey yapıyor.. Hava almaya çalışıyor, olmuyor..
Telefonunu çıkarıp birisini arıyor. Tarif, açıklama derken,
"-Tamam." deyip kapatıyor.
Bana dönüp "-Ben kaportacıyım, biraz anlarım makinadan ama bunu yapamadım ve de anlamadım." Diyor.
"-Ustasını çağırabilirim isterseniz."
Somurtarak "-Peki, lütfen" diyorum.
Usta 1 saat sonra geleceğini söylemiş, karaya çıkıp bekliyoruz. Usta Türkçesi ile 2 saat demek nasıl olsa..
Karada sohbet ilerliyor, esmerce adam Murat değişik biri, düzgün bir adam. Kırmızı sürat tekneli adam Coşkun Ağbi, çok keyifli ve hoş sohbet birisi. Murat'ın eşi bize Türk Kahvesi yapıp getiriyor. Daha 15 dakika önce tanışmışız. Utanıyorum. Aklım ustada. Güya usta gelip, bir tane 10 luk civatayı sıkacak, makina çalışacak, biz "Güneye" ineceğiz.
Usta geliyor, bakıyor makinaya.
"-Pompadan. Sökeyim mi?"
"-Sök elbet." diyorum.. Kartuşu zorla çıkartıyor.
"-Allah Allah ne enteresan pompa bu yahu?!" Gıcıklığında..
Neyse.. 3 yaydan ikisi kırılmış. Yağ yanısıra çamur benzeri bir madde var, anlamlandıramadığım..
"-Bu makina su almış.. Komple sökülüp temizlenmeli.. Pompa da tamircisine gönderilmeli!" Hmm..
Peki süreç, kim neyi onaracak, masrafı?
Tekneyi Kuşadası'na çektirmemizi, orada marinada bakmasının uygun olacağını söylüyor. Bozuluyorum. Sadece pompa için teşhis, fiyat ve zaman söylemesini istiyorum. Pompa yaylarının varsa yenileri ile değişeceğini, yoksa komple yeni pompa gerektiğini, 2bin küsur Euro ile 5 bin Euro civarı ve 1 hafta gerekebileceğinde ısrarcı. Motorun da mutlaka söküp temizlenmesi istiyor.
Adama kanım ısınmadı, kibarca... gönderiyorum, borcumu ödeyip..
Şimdi pompası sökük bir makinamız var ve Ürkmez/Doğanbey/İzmir'de alargadayız.
Tekne yalpada.
Koyda göz alabildiğine tek yelkenli bizimki.
Coşkun Ağbi ve Murat ile konuşuyoruz karada. Coşkun Ağbi, siteye tatil için gelmiş bir adamın pompa uzmanı olduğunu söylüyor.
O geliyor. Bakıyor teknede makinaya, kafası iyi ve tekne dalgada yalpalıyor..
Pompanın basitçe tamir olabileceğini söylüyor..
Ancak O da tatilde ve tamir takımları yerine dalış takımlarını getirmiş tatile!..
Tekrar karaya çıkıyoruz.. Murat, bir tamirci dükkanının olduğunu, tanıdık pompa tamircisi de olduğunu söylemişti. Sabah beraber sanayiye gitmeyi teklif ediyor. Derken sabah İzmir'e ailecek gidecek oldukları akıllarına geliyor. İkinci arabalarını bana vermeyi teklif ediyorlar.
Bu ne yaa?? Daha 2 saat önce tanıştık. Bunlar nasıl insanlar?
Sabah 08 30 da buluşmak üzere anlaşıyoruz. Tekneye dönüyorum.
Coşkun Ağbi bidonlar bulmuş, dördünü doldurup evinden tahta iskeleye kadar getiriyor. Bota koyup biten suyumuzu dolduruyoruz teknede.
Sabah buluşuyoruz Murat ve ailesi ile. Onlar 5 kişiler, benimle 6... 2 arabaları var, eşi bir araba ve çocuklarla, Murat ile ben ise ikinci arabayla arka arkaya İzmir yolundayız. Benim için ikinci arabayı da aldılar. Ne insanlar!
Bozuk pompamızı direk pompacıya bırakıp, Murat'ın dükkanına gidiyoruz. 2 saat sonra haber geliyor. Kırık olan yayların orijinallerini bulamıyorlarmış, Konya imalatı olanlardan takmak isteyip istemeyeceğimizi soruyorlar. Kötü değilse takmalarını istiyorum...
Haber vereceklerini söylüyorlar.. Biz sanayide şahane köfte yiyoruz..
Dükkana gelen arabalarla, eksik hırdavat malzemelerimi tedarik ederek zaman geçirmeye çalışıyorum.
Oynak olan ve yüreğimizi ağzımıza getiren deniz merdivenimiz için dikdörtgen bir kontra plağa ihtiyacım var. Mobilyacı soruyorum Murat'a, O'nun bildiği yok ama yanında çalışan ustasının tanıdığı varmış, beni arabalarıyla mobilyacıya götürüyorlar. O mobilyacı da tanıdıkları yanımda olduğu için benden ücret almıyor. Ne biçim insanlar bu İzmirliler?!..
Akşama doğru haber geliyor... Maalesef.. Olmamış. Taktıkları yaylar kırılmış. İstanbul'dan orijinal olanlardan istemek zorunda kalmışlar. Kaç gün sürer? Fazla değil.. "Fazla değil" Haber verecekler. Moral bozukluğu..
Dönüyoruz çaresiz alargadaki tekneye. Mazot almak istiyorum. Erzağımız eksildi. Ablam rahatsızlandı, ilaç almam gerek. Coşkun Ağbi'ye bu problemlerimi söylediğimde, "-Atla arabaya gidelim." Dedi. Daha dün tanıştık!. Ürkmez'e gidip tüm eksiklerimizi alıyoruz..
Koy çok büyük, yalpadayız.. Günün her saati.. Akşam oluyor. Hanımlarla çocuklar karaya çıkmak istiyorlar, galiba ben uyuyorum, eniştem Onları karaya bırakıp geliyor, sonrasında bir gürültü kopuyor, karaya bakıyorum, jandarma geliyor, disko bar taklidi yapan kenar mahalle müzikholünde kavga çıkmış, camlar masalar kırılmış. Bizimkiler uysal kadınlar, korkuyorlar, telefonum çalıyor, hemen bizimkileri alıp tekneye dönüyoruz. Herkes yorgun, çok geç olmadan yatıyoruz.
Sabah ezanı... Müslüm Baba'nın "Topraktan Bedene" şarkısı.. Hangisi anlayamıyorum.. Teknedekiler aynı algı karışıklığını dün öğle-ikindi ve akşam da yaşamışlar.. Neden sesi kaydetmedim ki!.. Kahvaltı, yüzme, sitede yediğimiz öğle yemeğinin ardından oyalanıyoruz. İyi haberi bekliyoruz Murat'tan.. Telefon açıyor, dün kargoya yetiştirmiş yayları İstanbul'lu parçacı, şükür. Akşam üstü motor ustası ile beraber geliyorlar. Hevesle alıyorum tekneye Onları. 1-2 saatlik uğraştan sonra pompa yerine takılıyor. Tedbirliyiz ya, motor yağını ve teknedeki yedekleri ile yağ ve mazot filtrelerini değiştiriyoruz. Marşa basıyoruz, çalışıyor makina. Allahım şükür sana!. Borcumuzu soruyoruz Murat'ın ustasına, makul bir rakam söylüyor, pompacı da son derece düşük bir rakam masraf çıkarmış, helalleşiyoruz...
Murat'a soruyorum masraflarını ve borcumu. Beni tersliyor. "- Para için mi yaptık?" Ah bu İzmirliler!..
Kayıtlı
Ö. A.
Ynt: Göcek-Büyükçekmece Catalina tekne transferi, yakıt alım noktaları
«
Yanıtla #56 :
Mart 03, 2015, 09:03:36 »
SEVGİ PLAJI / DAVUTLAR / KUŞADASI
Makinanın çalışma sesini duyduktan sonra Süvari Bey
"-Hava durumuna baksana Özkan!" diyor...
Adamı tutamıyorsun alargada, iskelede.
Karadaki yeni tanıştığımız ama inanılmaz yardımsever olan güzel insanlara kısa bir vedadan sonra alıyoruz demiri.
Sanırım saat 20:30 suları. Yolda yenen akşam yemeği. Kulağım makina sesinde. 2 sefer motor kapağını açıp, gevşeyen somun, civata, kelepçe, akan yağ v.b bakınıyorum, her şey normal, kapatıyorum...
Bir kaç saat sonra makinanın sesi sertleşiyor. Yağ dandik mi? Tam sentetik aldım, daha ne yapabilirim? Rota Kuşadası'nın biraz güneyi, Davutlar sahili. Tanıdıklar orada imiş. Salonda uzanıyorum. Herkes yataklarında. Sanırım Gece 01:00 civarı. Makina sesi iyice kötüleşiyor. Havuzluğa çıkıyorum, egzosun sesini dinliyorum, gazı azaltıp, yükleniyorum.. Silindirlerden biri problemli gibi.. Stop ediyoruz makinayı. Göz ile kontrol ediyorum. Nesinden neyi anlayabileceksem artık!.. Mazot geliyor, hava girişi tamam.. Elimden gelen tek şey, pompa sonrası olası havayı kontrol etmek.. Birinci silindir ok. İkinci de.. En arkadaki silindire giden rakordan ise mazot gelmiyor. Yapacak bir şeyim yok..
Kuşadası Körfezi'nin ortalarındayız. Rüzgar sıfır.. Mecburen devam. Çalıştırıyoruz iki silindirli makinayı. Düşük devirde gidiyoruz. Karaya 7 mil kaldı.
4 saatte karaya yaklaşıyoruz. Rüzgar izinli, telefonu da kapalı... Son 300 metreyi 45 dakikada alabildik... 7 metreye demir atıyoruz. Kalomam 40 metre civarı.
Sabah oluyor, uygun bir saatte tanıdıkları arıyoruz, tanıdık usta bulunuyor, 1 saat sonra geliyor... Dalgalar alargada rahatsız ediyor... Şişme bot ile takım çantalı ve Ata Demirer'e benzeyen genç ustayı almayı ise çok zorlaştırıyor.. Ustanın teşhisi pompa arızası. Söküyor. Karaya bırakıyorum, ama o kadar zor ki bu dalgada tekneden bota, bottan karaya, karada adam indirme ve sırasıyla tersi.. Allahım yardım et bize!
Ustayı zorla bırakıyorum karaya. Tekneye dönerken gözüme bir deniz yatağına tutunan 4 delikanlı çarpıyor. Yüzleri bizim tekneye dönük, bizim tekne karaya en az 100 metre ve civarda bize yakın yüzen başka kimseler yok. Adamlara baka baka tekneye aborda oluyorum. Teknedeki hanımların yüzü asık. Soruyorum, cevap vermiyorlar. Bu da cevap benim için...
Botu tekrar çözüp muhteşem dörtlüye yaklaşıyorum. "-Hayrola?!" Diyorlar ki "-Yüzüyoruz. Sarkıntılık yapmadık ki, bu ne tepki gardaş?.." Biraz konuşuyoruz... Tekneye dönüyorum. 5-10 dakika sonra gözden kayboluyorlar. Ülkemin "genel standardına" kızıyorum, kendime acıyorum.
Yolcuları tanıdıkların evine gönderiyoruz, çalkalanmalarının anlamı yok. Ayrıca dört delikanlı, akşama kırk dört akraba ve alkol cesareti desteği ile gelebilir.. Aküler bitmek üzere...
Usta ertesi gün akşam gelebiliyor tamir edilmiş pompa ile. Ustayı ve çırağını almak için karaya giderken gelen dalgayı Allahtan görüyorum, görmesem alabora olmam işten değil. Çok ama çok zor bir şekilde bota alabiliyorum ustaları. Herkes ve her şey sırılsıklam... Neyse, pompayı takıyor usta, 3-5 marşdan sonra zorla da olsa çalışıyor makina. Sesi bir garip ama. Usta da anlamıyor, pompanın iyi toplanmamış olabileceğinden şüpheleniyor. Makina çalışıyor, 3-5 dakika sonra pat çat stop ediyor.. Merakla sağına soluna bakıyoruz makinanın.. Pompayı tekrar sökmeye karar veriyoruz. Hoppalaa! Yaylar tekrar kırılmış.. Offff... Bu arada usta bizim deniz suyu devir daim pompasının motora su kaçırdığını keşfediyor. Söküyor pompayı, tırnağı yanlış takılmış, bir de yuvasına girsin diye zorlanınca işler ters gitmiş. Burhaniye'de yaptığım iki mekanik bakımdan biri yağı değiştirtmek, biri de teknedeki yedeği ile deniz suyu impellerini değiştirtmekti. Bagajdaki LPG yağ bidonunu görünce bozulmuştum da, bu makina dizel diye, bir impeller bundan daha kötü değiştirilemezdi!!!
Ağlamak yok, çözüm üreteceğiz.. Teknedeki yedek ama ağızları farklı sıfır devirdaim pompasına adaptör aparat yaptırmak ve de pompacının kafasına atmak için pompayı da alıp gece karanlığında çok zorlanarak şişme bota biniyoruz. "Aman parçalar suya düşmesin!"
Ustaları karaya çıkartırken usta suya düşüyor, komple suda. Çırak çevik, bu sefer o düşmedi, ilk gidişte botun içinde parende atmıştı.. Kıyıda çok oyalandım, bir dalga botun içini tamamen dolduruyor. Hareket etmem mümkün değil. Ben de iniyorum bottan. Üçümüz botun bir yanından tutup kaldırıp boşaltıyoruz suyun büyük kısmını. Derken başka bir dalga ile usta botun altına düşüyor. Allahım!.. O'nu tutup ayağa kaldırırken, dalgalar hepimizi ve her şeyi dövüyor. Mantığı kenara koyup bota atlıyorum. Bot kumun üstünde. "İtin!" diye bağırırken, bileğim yettiğince tornistan veriyorum, beğenmediğim Çin malı kıçtan takma o suda stop etmedi... Ben kıyıda bıraktıklarıma, Onlar ise bana bakıyor.. Dalgalar fena ama hiç korkmuyorum. Ustaları almaya giderken gelen dalga bu botu ve beni alabora etmediyse eğer, dikkatli olursam güvendeyim. Can yeleğim sırtımda. Light isem laytım..
Usta ertesi akşam üstü bu sefer pompacı usta ile beraber geliyorlar. Devir daimi takıyor. Pompa ise bir türlü yerine oturmuyor. Sök tak sök tak bir yerleri deforme olmuş. Pompacı usta bir şekilde ama saatler sonra pompayı takabiliyor makinaya. Yalpa fena... Ustaların mideleri de fena. Ben ve hanım tutuyoruz kendimizi, umuda yolculuğa devam.. Makinayı çalıştıyoruz, zor çalışıyor yine, aküler komada... Dalga yine izin vermiyor içeride çalışmayı.. Makinadan garip sesler geliyor.. Gece yarısına doğru pes ediyorlar ustalar, hava sakinleyince devam etmek için neredeyse yalvarıyorlar, mecburen ara veriyoruz.
Yine zorlu bir seferle ustaları kıyıya bırakıp dönüyorum, gidiş ve dönüş çok kısa sürüyor. Tekne demir taramış, kıyıya iyice yaklaşmışız. Derinlik 3 metrelerde. Makina çalışmıyor, çapa tarıyor, dalgalar bizi karaya ittiriyor.. Ben de pes ediyorum. Süvari Bey'i arıyorum, sahil güvenliği aramak istiyorum, neye mal olursa olsun bizi bir marinaya çeksin istiyorum. "-Ok." diyor. İzmir SG nin telefonunu buluyorum, bir astsubay ile görüşüyorum,
"-Biz tekne çekmeyiz, ancak sizi alabiliriz." diyorlar.
"-Can tehlikemiz var, gelin alın ama ücreti karşılığı teknemizi çekecek bir tekne de bulun lütfen!"
Biraz zaman isteyip, geri arayacaklarını söylüyorlar. 10 dakika sonra başka bir astsubay arıyor, kibarca soruyor
"-100hp bir sürat teknesi sizi çekebilir mi sizce?" diye soruyor.
"Sanmıyorum." diye cevap veriyorum. Soruda şüphe varsa cevapta da mutlaka olmalı mantığı içindeyim..
Beygirle sorunum yok ama sürat teknesinin kendi ağırlığı ne ki, deplasmanı ne ki?!
Kendi kendime bunu sorarken, telefonum çalıyor, Süvari Bey,
"-Bir tekne buldum, yakında barınak varmış, gelip alalım mı?" diye bana soruyor.
"Allaaahh!" diyorum. Hemen çıkın yola. SG tekrar arıyor, uygun tekne arıyorlarmış...
"- Tamam gelmeyin, ben tekne buldum çektirecek!" diyorum. Başlıyoruz beklemeye. Sonar 2,8 metrelerde.. Ufff.. Haydiyin!..
Dakikalar sonra, SG botunun projektörleri 2 mil kadar öteden belli oluyor. Telefon açıyorlar
"-Geldik" diye.
"-Gördüm." İçimden de
"Gelin yanımıza nezaret edin, kıçımız değdi değecek!.."
10 dakika kadar sonra da bir balıkçı pancar kayığı bize yaklaşıyor.
Ben ise "Aman SG var, problem olmasın, git başka yerde balık tut" demek için başüstüne gidiyorum. Bağırmak için hazırlandığımda kayığın direk üstümüze geldiğini görüp şaşırıyorum. Bir bela daha mı? Ben donup kalmışım..
Süvari Bey bana gülümsüyor! Karanlıktan gelen adam O...
Evet 8 metrelik pancar, 7,5 tonluk yelkenliyi çekecek, bu dalgada hem de... Allahım yeter sınama beni artık!.. Bizim kaptanın yanında kayıkta zayıfça bir adam daha var,
"-Halat aaaat!- diye sesleniyor..
Dalgada kayık fena sallanıyor tamam da, bu çocuk daha fena sallanıyor.
Yakından gördüğüm, bu adamın ayakta duracak hali yok, dahası bu pancar mı bizi kurtaracak?..
Kayıtlı
Ö. A.
Ynt: Göcek-Büyükçekmece Catalina tekne transferi, yakıt alım noktaları
«
Yanıtla #57 :
Mart 03, 2015, 10:30:21 »
GÜZELÇAMLI BALIKÇI BARINAĞI (KUŞADASI MİLLİ PARKI) - POSEIDON KOYU (SAMOS ADASI) - GÜZELÇAMLI / FİNAL
Pancar çekiyor bizi. Halat kopmadı. Hızımız 2,8 kts. "Güneye" kadar çekse ya!.. Bu pancar benim ABD makinasından daha güvenilir!.. Yalpa yoka yakın, biz alargada sallanmışız, seyirde huzur varmış..
Barınağın girişine geliyoruz. Pancarcı adam halatı kısaltıyor. "-Barınağa girince, dümene geç" diyor bana, yüzü nereye dönük anlayamıyorum, onun da farkında olduğunu veya sabah hatırlayacağını sanmıyorum!.. Giriyoruz barınağa, küçücük ve her yer tonoz halatı ile örülmüş, neredeyse örümcek ağı..
İskelemizde barınağın kara tarafı, sancağımızda mendireğin kayalık dolgusu.. Sancaktaki kayıklara çok yakın geçiyoruz, halata taktık - takacağız.. İkaz ediyorum pancarcı kaptanı. Gevrek bir sesle
"Sen kafanı takma, ben yanaştırcam şindik seni!" deyince, susuyorum.
Yüzümde gülümseme, günler sonra ilk kez, hanım söylüyor hemencecik bunu, tutmuyor içinde..
Barınaktayız, güvendeyiz ya erkek oldum artık..
Tekne durdu, gitmiyor..
Neden? Halata taktık da ondan.
"-Bunun salması var mı diyor?" Pancarcı.
"-Var" diyorum.
"-E vardır tabi, yelkenli bu!" Diye dalga geçiyor benimle..
Allahım benim de kafam iyi olsa da ben de zevk alsam halata takmaktan...
Ve esas, hiç bir şeye "Takmamaktan.."
İskele vasattan halatı veriyorum pancara, tekneyi yandan çekip kurtarıyor halattan... Bir boşluk bulup oraya yanaştırıyor.. Tonoz monoz halatı kim bulacak bu vakitte, yandaki kayıklardan açmaz, iskeleden ise koltuk halatı alıyoruz.. Süvari Bey'in arkadaşı barınakta, onunla gidiyor yazlığa, yatmaya. Ben ve hanım teknedeyiz, batana kadar terk etmek yok! Pancarcı kaptana teşekkür ediyoruz.
"-Sizin derdiniz ne?" diyor.
"-Makinamız arıza yapıp duruyor." diye cevap veriyoruz.
"-Ben size tamirci bulurum, hallederiz, şimdi gidip yatalım, yorgunsunuzdur, sabah tura çıkmadan uğrarım." diyor...
Deliksiz uyuyorum. Kaç gündür ilk defa. Kayık sallanmıyor hiç. Sabah barınakta bir çay bahçesi keşfediyoruz, tost-çay ikilisi ile bir ziyafet.. Etrafa bakınıyorum, Barınağın kara tarafı ağaçlık yemyeşil. Parke taşlı sokakları kısmen trafiğe kapalı. Barınak sol çaprazından Samos Adası'na bakıyor, ağzı sanırım tam batıya dönük. Liman içi sakin ama bu ağız bu körfezin dalgalarını almaz mı anacım? Neyse, ben 1-2 gün durup "Güneye" gideceğim... Güzeli çirkiniyle 7-8 tur teknesi. Üç katlı olanı da, saçdan katamaranı da..
Kafenin arkasına kooperatifin balıkçı tezgahı, pırıl pırıl balıklar buzların üzerinde sergileniyorlar, iştah kabartıcı.. Barınağın güneyinde ise oteller sıralı, önleri kumsal, insanlar sabah 9 30 da sudalar..
Tekneye dönüyoruz, halletmemiz gereken "Ufak" bir arızamız var... Şimdi usta bulmalı.. Elim şakağımda düşünüyorum. Öbür usta söküp atölyeye götürmek istedi makinayı. Gözümün önünde kalsın..
Bir ses duyuyorum, gaipten mi,iskeleden mi?..
Korsan bandanası ile bir adam tekneye izin isteyip atlıyor...
Akşamki pancarcı, kahramanım o benim.. Tanışıyoruz...
Ali Başkan.. Barınak ve kooperatifin başkanı imiş... Aynı zamanda, gösteriyor, irice bir günlük tur teknesinin kaptanıymış...
Usta bulmada iddiası devam ediyor.. Bir telefon görüşmesi yapıyor... İçinde argo da var, tehdit de... Şaka tabii..
Sonradan yaşıyoruz, Ali çok düzgün bir adam.
Yolda kalana yardıma koşmaya her daim hazır, ama enteresan adam da, hiç bir şeyden korkusu, beklentisi yok..
İsmet Usta geldi.. Mekanikçi..
Aydın'da mukim ve işyeri de oradaymış. 90 km imiş barınağa..
Sağolsun geldi...
"-Nesi varsa yaparım, sen üzülme!" yardımseverliğinde..
Ben pek kimseye güvenmem ama, İsmet Usta'ya kanım ısınıyor...
Motorun sabah çalışırken garç gurç yapıp stop ettiğini söylüyorum.
"-Yatak sarmıştır." Diye cevap veriyor..
"Sprey ile gres sık, kapağı açık olan üst milin oralara, düzelir" diye talimat veriyorum..
Beni dinlemiyor!... Ne biçim bir taşeron bu!
"-Gel motoru sökelim, üst kapağı da, alt kapağı da açıp bakıbakıverelim, kim haklı çikçek?"
Diyiverince usta "-Tamam, haydi." Cevabını yapıştırıyorum...
Hava sıcak.. Tekne sıcak...
Sanırım 30-45 dakikalık bir uğraşıdan sonra motorun bağlantıları ayrılıyor...
Kalp ameliyatı geçirmiş bir usta, bel fıtıklı şehir çocuğu ben ve benim hanım..
Dizel makinayı havuzluğa çıkarıyoruz.. Altına bir deniz havlusu serip oturttuk. Çay-kahve sormadım ama..
Lokma, yıldız 17 falan derken, karter kapağı söküldü... Alt yatakları da söktük..
Havuzluk biraz kirlendi ama olsun.. "Güney" bizi bekler.. Yıkarız...
Krank yataklara sarmış ya da tersi, neyse işte...
Görüntü perişan...
İnşallah krankta aşınma yoktur, yatakla yırtarız..
ABD yapımı makinanın parçası mı, aman Allahım!..
Daha geçen sene Yanmar 3GM30'un conta takımına 900TL, her bir pistonuna (silindir değil) 900TL istemişti Denpar...
Engin marin parça fiyat bilgimle başlıyorum dua etmeye..
Ücretine rıza göstersek, bu sefer ülkede parça var mı, Güzelçamlı'ya gelir mi?... Ufff...
"- Ben bu motoru yaperim." Diyor İsmet Usta..
Ama Havuzlukta duran yüz küsur kiloluk kütleyi kim ustanın arabasının bagajına kadar ulaştırabilecek?
Şu an en büyük sorunumuz o...
Çare bulmalı... Parçalarına ayıralım diyorum...
Volanı söküyor usta... Üst kapak sökük zaten...
Teknenin sancak kıç vardavela halatlarını nordsmenlerinden ayırıyorum...
Hücum bot emre amade, kısacık bağlıyorum sancak kıça.. Benim hanım da yardım ediyor..
Ne kadın!.. O'nu seviyorum... Egosuz..
Bot ile kara tarafındaki, günlük tur teknelerinden boşalmış olan ahşap iskeleye bağlanıyorum.. Zor mor ama bir şekilde ustanın hatchback mini arabasına sığıyor motor..
"-İlk defa bir motoru bagajıma koyuyorum, normalde asla koymam." Diyor usta..
Bize acıdı.. Günlerden pazar.. Evine veya dükkanına dönmüyor..
Kahvelerin birinde keyif yapmaya gidiyor..
Bizim makina akşama kadar barınağın içinde, ustanın bagajında tamiri bekliyor.. Haksızım ama ustaya sitem ediyorum..
"-Tatil günü rektifiyeci kapalı, ben ya yarın akşam ya da salı sabahı gelirim makinayı takmaya diyor.. "-Hadi ordan!." cevabını yapıştırıyorum bu sefer..
Süvari Bey ile ablam neyse de, onlar zaten Ege'de yaşıyorlar artık 12 ay.. Bizim çocukların da zamanı birinin Eylül başına diğerinin Eylül ortasına kadar var..
Ya yurtdışından gelen iki misafirimiz... İki haftalık planlanmış süreleri bitiyor... İnsanların zamanlarını ziyan ettim!..
Kendi zamanım, param, moralim... İşimle de yeteri kadar ilgilenmiyorum...
Yıkıntı..
Ağlayacak değiliz. Çözüm bulmalı..
Usta bir iki güne yapar gelirim dedi.. Yani dört-beş gün zamanımız var..
Günlerden pazar, akşamüstü.. Teknede doğmadık, uzun yıllardır da teknede değiliz...
Eski tatil türlerimize devam ederiz...
Benim araba Burhaniye'de, Süvari Beylerin evinde..
Atlıyoruz minibüs, otobüs ve yine otobüse, gece geç saatlerde, sanırım 02 00 civarında, Burhaniye'de, arabanın yanındayız..
Daha eve girmeden, arabaya biniyoruz, dönüş, Güzelçamlı'ya..
Yorgunum ama araba gidiyor...
Gece 03 00, sonra 04 00...
İzmir yolu boşa yakın, çift gidiş, çift geliş olmuş yolun çoğu, ne rahat..
İzmir girişinde 24 saat açık bir işkembeci.
Ohhh.. Hava aydınlanmak üzere, büyük şehir trafiği başlamadan çıkmalı otobana..
Kurtarıyoruz, sanırım sabah 08 00 suları, barınaktayız.. Tekneye geçiyoruz, biraz uyumaya..
Misafirlerimi iyi ağırlamam gerek, ailemi gülümsetmem gerek.. Onların bu sorunlarda hiç kabahatleri yok...
Binikiyüzonbeşinci kez kendime soruyorum; neden bakımsız bir tekneye çoluk çocuğu bindirip, uzun seyre çıktım ben?..
Ne dangalak bir adamım!..
Stresle eziliyorum...
Yakınlarda Efes Antik Şehri var...
Onbeş yıldır ben de gitmemiştim, değişiklik olur deyip atlıyoruz arabaya, önce Davutlar'da yenen erken öğle yemeği..
Sonra Efes..
Fayton gezisi ekstra!..
O sıcakta o kadar yürümek, fayton v.b. bana bir on beş yıl daha gider.
Sırada Meryem Ana'nın evi var.. Hava 32C..
Bizim araba 2014 yazında harareti huy edindi zaten bu sıcaklıklarda, önümdeki ufak araba tın tın tırmanıyor rampayı, rüzgar da soğutamıyor bizim motoru..
Neyse hararet çok da yükselmeden yol bitiyor...
Bizim misafirlere burası da çok ilginç geliyor, yüzleri gülüyor...
Kutsal mekanları.. Teşekkür ediyorlar... Benim de keyfim yerine geliyor...
Kalkan'a beş yıldır tatile gideriz, ailecek rahat ettiğimiz bir beldedir...
Günlük tur teknelerinin dördü tanıdık...
Birisini arıyorum cebinden...
"Yarına ve ondan sonraki iki güne daha, 5 kişilik yerin var mı Adil Kaptan?"
"-Ağbi sana buluruz, hele bir gel, facebookta teknenin fotolarını gördüm, artık bize gelmezsin dediydim!" diyor..
Bilmiyor ki daha beceremedik kendi teknemizde olmayı...
Meryem Ana girişinde girdiğimiz radar...
Hiç kızmadım kolluk kuvvetlerine bu sefer...
O kadar iyi yere saklanmışlar ki, göremedim, karşıdan gelen arabalar da selektör yaparak ikaz edemediler..
Hak ediyorlar ceza yazmayı.. Arabadan hiç inmiyorum, görevleri tanımında suçu tespit, ceza kesmek yanı sıra şoförün arabadan inmemesi de var...
Kabul imzamı atıyorum, ceza tutanağına..
Rota Kalkan artık..
Galiba Aydın tarafına otoyola giriyoruz...
Karnımız aç, yemek yememiz gerek.. Sanırım Çine, eskisi yenisi olan bir belde idi..
Farketmez, navigasyon Kalkan'a götürecek bizi, zaten yorgunum..
Yol üstü bir yerde duruyoruz, herkes zevkine ve menüde olanlara göre bir şeyler yiyor...
Ben yemekten değil ama üçüncü bardak köy ayranından sonra sofradan kalkabilmek konusunda şüpheleniyorum...
Demiri alıyoruz... Yok, el frenini indiriyorum.. Yola devam..
Yemekçiden beş yüz metre sonra belde girişi..
Telefonum çalıyor... İsmet Usta..
"-Hayırdır?!"
"-Sabaha kahvaltıyı hazırla, dokuzda ordeyim!"
Haydaaa... Bir usta sözünü tutar mı!...
Ee Kalkan'daki günlük turlarımız nolcek?!..
Heves de etmiştim..
İlk dönüşten, U dönüşü...
Yolcular şaşırıyor... Belki de artık şaşırmıyorlar... Bilemiyorum...
Huysuz ve kaprisli asla değiller.. Onlar böyle sakin ve uysal kaldıkça ben daha çok eziliyorum...
Ertesi sabah saat 10 00 'da geliyor, azarı da işitiyor benden İsmet Usta..
Kahvaltısını etmiş, şaka yapmış bana, biz ise beklemiştik onu...
Neyse biz kahvaltımızı ederken, o bize çay ile eşlik ediyor.
Yüzü gülüyor.. Bulaşıcı bir iyimserliği var, adam gibi adam İsmet Usta...
Haa, dayanamadım, kahvaltıya oturmadan makinayı bagajından alıp tekneye çıkardık, havuzlukta duruyor...
"-Çalışacak mı?"
"Allah'ın izniyle saat gibi çalışçek."
İki saat kadar sürüyor, kondensesiyle, kablolarıyla, volanı, üst kapağı...
Bir adet somun artıyor, usta delirecek
"-Bunu nereden çıkarıverdin, bu motordan çıkıvermemiş!"
Diyor da başka bir şey demiyor.. Adam gerçekten haklı, makina yuvasında bulup, neme lazım diye sökük parçaların arasına koymuştum...
Yağı, suyu, vanaları, kelepçeleri.... Derken marş basmaya hazırız... Önce havasını alıyoruz, iki sefer... Üç dört saniye marşdan sonra... Tıkır-tıkır-tıkır....
Makina çalışıyor. Şükür Allahım!... Ya yine bozulursa?...
Ustaya "Hiç bir yere gidemezsin, iki üç saat limanda çalışsın." Diyorum.
"Olmaz!" Diyor...
"O zaman paranı ödemem" Diyorum..
"Canın sağolsun" Diyor..
"Tur atalım, biraz yüklen makinaya" Diyor..
Ne biçim bir usta bu!?!..
Halatları çözüyoruz, Molto Cattiva günler sonra seyirde..
2000 dd.. Fırça yiyorum İsmet Usta'dan....
"Gazla!" Diyor... 2500 dd... 2800 dd...
Ötesine kıyamıyorum, daha alışmadı birbirine parçalar...
Kuşadası Milli Parkı'na, hava sıcak.. Su şahane... Demir atmak yasak buralarda.. İyi biz de atmayız...
10-12 metrede stop ediyorum makinayı.. Neme lazım, çalıştırıyorum, çalışıyor, stop ediyorum... Şükür!..
Çocuklar da teknede... Herkes suya atlıyor...
Biz İsmet Usta ile kadehleri doldurup, boşaltıyoruz...
İkinci kadehlerden sonra, denize girelim hadi diyorum...
Usta
"-Ben girmem!" Diyor...
"-Nedenmiş?"
"-Yüzme bilmiyorum!.."
"-Ya ağbi, motor tamir edebilen adam yüzmeyi mi beceremeyecek?"
Zorla, ricayla, çocukların da katkısıyla suya indiriyoruz ustayı...
Can simidini atıyorum suya, içine girip, çimiyor usta....
Öyle keyifleniyor ki!.. Çocuklar da keyifli.. Beni sormayın, ben rüyadayım... "Güneye" gidiyorum...
Dönüş yolunda, 3000 deviri de görüyoruz, makina maşallah...
Usta ile helalleşiyoruz...
Barınaktayız ama misafirlerin günleri bitti bitiyor..
Bari akşamı ziyan etmeyelim.. Ne yapalım?
Samos Poseidon Koyu'na gidelim... Akşam üstü vira Bismillah yeniden...
Biraz yalpayla, azıcık rüzgar, bolca motor gücü ile iki saatte koyun tam ortasına demir atıyoruz...
Hava kararmış, koyda bizden başka 5-6 tekne daha var..
Rüzgar kuzeyden, stabil... Karada kuvvetli bir ışık var, komşu tekneler şişme botlarıyla oraya gidiyorlar..
Pilot kalem nedir biliyorum, uçak pilotunu da biliyorum ama pilot kitap nedir bilmediğimden, tecrübem de olmadığından, Ge-Ko da o tarihlerde üyelik dilekçemi henüz kabul etmediğinden, Ege'nin en cahil ve avanak denizci adayı olarak ortalarda dolaşıyorum..
O kuvvetli ışık bir restoranın çatısında yanarmış..
Biz de atlayıp hücum botumuza çıkıyoruz restoranın iskelesine..
Teknenin kapısı açık, demir feneri açık.
Buradan demir fenerini yakmaktan imtina eden tüm yatlara, teknelere selam olsun... Allah sizi bildiği gibi yapsın!..
Pasaportlar teknede... Bilmiyorum denizciler böyle koşullarda tekneyi ne durumda bırakıyorlar.
Rum restoranına girdik, adını hatırlamıyorum. 25-30 masaları var. 6-8 i su kenarında, sadece biri boş.
Hazırlıksız yakalandık.. Euro yok cebimde.
"May firend! Kredit kart okey?"
Soruma, koluma dokunarak, bir Türk beden diliyle cevap geliyor
"Okey okey, hev e siit pliiz!"
Dikkatimi çeken ilk şeylerden biri; bizi tanımadığı halde, o an boş olan en iyi konumda olan su kenarındaki masasına alıyor bizi.
Bizim restoranlarda racon böyle midir?
Yanımda sarışın güzel kızlar-kadınlar...
Diğer masalardan bakışlar elbet var ve benim itirazım hiç yok ama bakışlar tadında kalıyor, uzamıyor...
Allahım!.. Arada sadece bir boğaz var.. Belki 1 mil..
Birazdan lavaboya gideceğim, dar koridorda karşılaşacağım hanım da gülümseyecek ve o koridor babasından ona miras gibi ortadan yürümeyecek, beni de insan yerine koyacak...
Neyse "Güney" beni bekler...
Uzo da beni bekliyor...
Falanca güzel balık, meze v.b. de yiyoruz.. Sofra güzel.. Ortam güzel.. Kafalar dumanlı...
Kafamda bin bir düşünce.. Ama "Sitresim" azalmış...
Acaba yarın makina sorun yaratacak mı? Başka sorun çıkacak mı?
Gece keyifle uzuyor, sohbet, kahkahalar sofrada... Sonrasında hücum botumuza atlayıp dönüyoruz tekneye...
Dönüyoruz da, elektrikli tuvalet çalışmıyor şimdi de...
Sarhoş kafa göz atıyorum, kurcalıyorum, amper çekiyor ama hiç dönmüyor...
Ne yapabilirim?!.. İdare edeceğiz bir şekilde, sabah ola hayrola...
Sabah oluyor, yine tarıyor muyuz diye sık sık bölünen bir uyku sonunda..
Taramamışız, sadece burnumuzun dibinde bir yelkenli..
Biz uyuduktan sonra demirlemiş demek ki, bu tahmin. Ama gerçek olan şu; teknedekiler benim ülkemin vatandaşı...
Denizde tecrübem yok ama karada yaşanmışlığım çok..
Neyse, daha pislik olanı ise bizim klozet... Offf... Kötüü.. Aaa çalışıyor... Oh be...
Ben bir şey yapmadım... Derken, yine çalışmıyor... Bu sefer daha kötü....
Motoru söküp bakıyorum.. Anlamıyorum... Klozetten ayırıyorum motoru, plastik pervane parçalanmış..
İçinde bir kayısı çekirdeği... Allahtan tekneye hiiiç kayısı almadık, hiç bir yerde de kayısı görmedim...
Yoksa o kayısının çekirdeğini... Neyse...
Sonuç olarak pervanesi kırık ve şu an tamir olamayacak bir klozetimiz var...
Ne yapalım? Restorana gidelim.. Kilise var karada, tepede... Hücum bota biner gideriz...
Atlayın bota ahali!..
Bir de kıçtan takma motor zannettiğim şey çalışsa!... Çalışmıyor...
Ne kıçtan bir gün Allahım!..
Yapacak bir şeyim yok, alıyoruz demiri, tam gaz Güzelçamlı Barınağı'na dönüş...
Motor, makina umrumda değil, tüm seyir tam gaza yakın bir devirde ilerliyoruz...
Barınağa bağlanınca, hanımlar lavaboya koşuyor.. Erkeklere hayat daha kolay bazen.
Misafirlerin tatilleri bitmek üzere. Yolcu etmemiz gerek..
Başkan'dan izin alıp, tekneyi 3-5 gün için bağlıyoruz tekrar. İstanbul'a dönüyoruz hep birlikte..
Misafirler uçuyor memleketlerine, ben havaalanı dönüşünde, Bauhaus'dan yeni bir klozet alıp atıyorum bagaja...
Elektrikli..
İt ot yemekten vazgeçer mi?!..
Tatilin bundan sonrasında ise neredeyse hiç bir önemli arıza, tatsızlık olmuyor...
Dönüş yolundakileri zaten, bu konunun ilk başlarında paylaşmıştım...
Zincirin üstüne zincir döşemem... Buzdolabının gaz kaçırması, Marmaris Netsel Marina'da hemen tamir ettirebilmemiz, 15 gün tekne bağlamak için neredeyse pancar motorlu ilk teknemin piyasa bedeli kadar ödeme yapmam...
Demir taraması (sadece bir sefer ama!!!)
Kaçak ama şahane bir gündüzün ardından, kafalar iyiyken akşam üzeri Kos'dan Datça'ya inerken yediğimiz hava.. Bir türlü düzgün çalışmayan kıçtan takma motorumuz... Ardından hemen her türlü iskeleye, her türlü havada-şartlarda kıçtan sorunsuz yanaşabilmem... Terlesem de, korksam da, oldu işte... Bozulmayan elektroniklerimiz.. Motorda hiç ama hiç sorun çıkmaması... Armanın sorunsuz çalışması... Zaten ne kadar yelken bastık ki!..
Bunlar ufak ve önemsiz. Bu hatıra paylaşımının amacı veya konusu değil...
"Amacım hayatımızda ilk defa yaşadığımız, güneyde, kendi teknemizde geçen tatil keyfimizi ballandırmak değil, uzun seyre çıkacak olan acemilere teknik sorunlar olarak neler yaşayabilecekleri ve bu durumlara verebileceklere acemi tepkileri hakkında bir miktar da olsa faydası olabilecek paylaşım yapmaktı."
Tüm forum arkadaşlarıma yazılarımdaki karmaşaya tahammül ettikleri için teşekkür ve saygılarımla.
Bundan sonraki hedefim ise; Molto Cattiva'da yapılan ve yapılacak olan tadilat ve iyileştirmeler...
Kayıtlı
E. O.
Ynt: Göcek-Büyükçekmece Catalina tekne transferi, yakıt alım noktaları
«
Yanıtla #58 :
Mart 03, 2015, 14:38:44 »
Özkan Korsanım, bir nefeste neredeyse soluksuz okudum.. Elinize, dilinize, kaleminize sağlık..
Bu yazı başka bir başlığı hakediyor, ne biliim "Güneye inmek" gibi veya çok daha çarpıcı bişi..
Resimleri görebilmek için üye olmalısınız.
Üye Ol
veya
Giriş Yap
Bundan böyle tüm seyir anılarınızı takip edeceğim..
Selametle..
Kayıtlı
N. B.
Ynt: Göcek-Büyükçekmece Catalina tekne transferi, yakıt alım noktaları
«
Yanıtla #59 :
Mart 03, 2015, 21:48:16 »
Ozkan korsanim,
Tesekkurler keyifli paylasiminiz icin.
Guzel gunler ve seyirler yasayin teknenizle
Resimleri görebilmek için üye olmalısınız.
Üye Ol
veya
Giriş Yap
«
Son Düzenleme: Mart 03, 2015, 21:49:12 Gönderen: Necip Bulut
»
Kayıtlı
Yazdır
Sayfa:
1
2
3
[
4
]
5
Yukarı git
« önceki
sonraki »