0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

*

    M. K.

EKİM Teknesi seyir notları
« : Ağustos 18, 2016, 17:28:53 »
Değerli Korsanlar

Teknemiz Ekim’le birlikte ilk uzun metrajlı seyrimizi geçtiğimiz bayramda yaptık. Eşimle birlikte Gökçeada’ya gidip geldik.
Teknemiz genç bir tekne olmadığı için hem teknik hem de meteorolojik problemlerden çok çekiniyorduk. Uzun seyir deneyimimiz olmadığı için de ayrıca heyecanlıydık. O nedenle gezi yazımızı yazarken acemilik heyecanımızı ve ruh halimizi hikayeye yansıttım. Seyir anılarımızla ilgili eleştiri veya düzeltmeleriniz olursa sevinirim.
Seyir anılarımızı aşağıdaki  linkteki blogda yazdım. Blogu da dediğim gibi daha çok bizim gibi acemilere ya da tekne alıp amatör denizciliğe başlamak isteyenlere hitap eden bir dille yazdım.  Şu an için ilk günü yayınladım. Devamını yazdıkça  blogdan kopyalayıp burada da paylaşabilirim. Bu heyecanımızı hiç kaybetmeyiz umarım.

Selamlar sevgiler.

Bağlantıları görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap



*

    H. K.

Ynt: EKİM Teknesi seyir notları
« Yanıtla #1 : Ağustos 18, 2016, 18:58:45 »
TEbrikler  Mücahit Korsan, dilerim daha nice seferlerin olur, yazını okudum çok güzel olmuş, bu tür gezi yazılarını okumaya bayılıyorum devamını da  ekledikçe  buradan uyarırsan takip etmek isterim.

sevgiler saygılar


*

    G. Ö.

Ynt: EKİM Teknesi seyir notları
« Yanıtla #2 : Ağustos 18, 2016, 19:01:49 »
Burada da paylaşın. Çok keyifli... Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

*

    N. B.

Ynt: EKİM Teknesi seyir notları
« Yanıtla #3 : Ağustos 18, 2016, 19:54:04 »
Çok güzel, tebrik ederim.
Nice güzel seyirlere Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap
*

    H. E.

Ynt: EKİM Teknesi seyir notları
« Yanıtla #4 : Ağustos 18, 2016, 20:18:32 »
Güzel yazı, güzel tekne, güzel insanlar...

Yalnız;
- Navionics'i yanlış yazmışsın.
- Neden Gökçeada? Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Gezgin Korsan Sosyal Medya Hesaplarını Takip Ediniz

               


*

    N. Ö.

Ynt: EKİM Teknesi seyir notları
« Yanıtla #5 : Ağustos 18, 2016, 20:38:50 »
Mücahit bey, keyifle okudum. Devamını merakla bekliyorum...   Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap
*

    M. K.

Ynt: EKİM Teknesi seyir notları
« Yanıtla #6 : Ağustos 18, 2016, 22:43:09 »

Herkese çok teşekkürler. Hakan Erim sana ayrıca teşekkürler. Buraya da aktarıyorum ilk günü  sonraki günler hazır. bir kaç düzeltmeyle buradan yayınlamaya devam...


   
2016 Ramazan Bayramı Tatil Seyrimiz





“Çok gezen mi bilir yoksa çok okuyan mı?” diye sorulurdu eskiden. Biz bu soruya tarafsız cevap verip hem okuyan hem gezenlerden olduk. Sadun Boro kitaplarıyla heveslendiğimiz amatör denizciliğe ilk adımı atmak için uzun bir süre bekledik ve geçen sene 2015 Mart ayında teknemiz Ekim’e kavuştuk. Tekne alma sürecinde ve sonrasında hem teknik konularda hem de yelkenli seyirleriyle ilgili çok sayıda kitap okuduk. İnternet sayfası dolaştık. Bir seneyi aşkın bir süre Ekim’i tanımaya, denizcilikle ilgili bir şeyler öğrenmeye çalıştık. Amacımız 2016 yaz tatilinde teknemizle gidebildiğimiz yere kadar seyahat etmek, hem tatil yapıp hem de denizciliğimizi geliştirmekti.


Tatilimizi anlatmadan önce kısaca bazı konulara değinelim.


Ekim: 1982 yılı Fransa Gibert Marine tersanesi üretimi, Gibsea Marka yelkenli fiber teknemiz. Bir ana yelken bir  de cenova denilen ön yelkeni var.  Ebat, 8m boy 2,85m en . Motor içten takmalı 22 beygir Yanmar marka marine dizayn.  Yönlendirme yeke dümenle yapılıyor. Teknenin bir başaltı kamarası bir de orta salonu var. Teknenin içine girdiğimizde sağda tezgahlı bir lavabo ve küçük piknik tüple çalışan ikili ocaktan oluşan bir mutfak, solda tuvalet kabini mevcut. Tekneyi kullanırken oturduğumuz kıç taraftaki bölüm havuzluk olarak adlandırılıyor. Teknenin burun kısmında 40metre zincirin depolandığı bir zincir haznesi ve ucunda teknenin tam önünde demirimiz sabitlenmiş duruyor. Onu denize indirip çıkarırken ırgat ismi verilen ve elektrikle çalışan ufak bir vinç kullanılıyor. Teknenin etrafı koruma amaçlı paslanmaz tellerle çevrili. Bu tellere vardavela deniliyor. Tellere destek veren 1 metre aralıklı çubuklara da puntel diyoruz. Puntellere asılı balonların adı da usturmaça. Usturmaçalar başka teknelerle ya da yerine göre iskeleyle sizin aranızda yastık görevi görüyor. Vapur iskelelerinde bulunan araç lastiklerinin kibar versiyonu diyebiliriz. Bu ön bilgileri vermemizin sebebi çoğu sık sık geçecek terimler olacağı içindir. Bu gezide başka terimler de kullanacağız. Hepsinin açıklamasını yapacağız. Unutursam diye üzülmeyin biz de çoğunu daha yeni öğreniyoruz. Teknemiz Ekim, Yeşilköy balıkçı barınağında bağlı. Yeşilköy, evimize biraz uzak olsa da yıllık bağlama ücreti marinalara göre çok ekonomik. Tekneyi aldığımızda  burada bağlıydı. Biz de yerini değiştirmedik.


Seyahate çıkmadan önceki hafta sonu motoru kontrol edince motoru soğutmak için denizden su çeken pompanın keçesinin bozulduğunu ve dengesiz çalıştığını fark ettik. Buradan sürekli su sızıyordu. Motorun alt bölümünde sürekli su birikiyordu. Acil bir durum olmamakla birlikte, uzun yola gideceğimiz için senelik bakımını da yaptırmak ve pompayı tamir ettirmek amacıyla etkili servis yapan ustayı çağırdım. Arefe günü usta geldi ve motorun tüm bakımlarını yaptı.  Bakımı kendim yapmayı planlıyordum ama cesaret edememiştim. Bu bakım sırasında ustadan biraz daha detay öğrendim. Usta 120-150 saatte bir yağın ve filtrelerin değişmesini önerdi. 


Yolculuk öncesi sürekli hava durumu kontrolü yapıyoruz. 4 ayrı internet sitesinden tahminlere bakıyoruz. Bunlar Poseidon, Meteoroloji genel müdürlüğü, Windyty ve Meteo Consult Marine. Sonuncusunu Ece bir yerlerden bulup telefon uygulamasını indirdi. Güzel bir uygulama. Saat saat, bölge bölge hava durumu veriyorlar hem de 10 günlük tahminler. Elimizde Marmara denizinin tamamının haritası var. Ama biz kolaylık olsun diye Navionics isimli bir akıllı telefon yazılımı kullanacağız. Bu kadar teknoloji kullanarak iyi bir denizci olunmayacağını biliyoruz. Bunu şöyle savunabilirim. Her meslekte ya da hobide olduğu gibi denizcilikte de usta çırak ilişkisi olması en doğrusu. Bizim böyle bir şansımız olmadığı için, öncelikle denizi, denizciliği, meteorolojiyi ve daha pek çok şeyi öğrenmemiz gerekiyor. Elimizdeki teknolojiyi bile ne kadar verimli kullanıyoruz o da meçhul. Şu an için yön bulma ve rota hesaplamalarını bu teknolojiyle kullanmak en doğrusu.



Gezinin süresini 10 gün gibi planladık. Yeşilköy’den çıkıp ilk hedef Marmara adası olacak. Oradan sonra hava durumuna göre Marmara denizi dışına da çıkabiliriz, Güney Marmara'da da dolaşabiliriz.


Gezi öncesinde yaralandığımız yazılı kaynaklardan en önemlilerinden birisi, Gezgin Korsan isimli bir internet sitesi. Burası, üyelerinin tamamına yakını yelkencilerden oluşan bir forum sitesi.  Neredeyse 10 yıl önce kurulmuş. Biz de 5 senedir üyeyiz. Bu forumda teknik bilgiler, seyir notları, denizcilik mevzuatları, ne ararsanız bulabilirsiniz. Biz tekneyi alırken satış ilanı burada paylaşılmıştı. Kıdemli gezgin korsanlardan Can Buluman’ın eski teknesi olduğunu belirtmiş, sorgusuz sualsiz alınacağını tavsiye etmişlerdi. Bu bilgiler ışığında tekneyi görmeye gittiğimiz gibi yarım saat içinde teknenin Can Beyden sonraki sahibi İbrahim Beyle el sıkışmıştık.  Gezgin Korsanlara kısaca “Geko” diyeceğiz. Biz bu platformda pasif üyelerdeniz. Burada yıllardır yazan deneyimli denizciler var. Ayrıca cep telefonundan yüklediğimiz Zello isimli bir bas konuş telsiz uygulaması da var. Gezi öncesi Ender Korsanın  tavsiyesiyle zelloyu telefona yükledik. Denizde olan herkes birbiriyle konuşarak destek alıyor veriyor. Tüm problemler burada paylaşılıyor, çözülüyor. Bir telefon uygulaması daha var. O da MAIS isimli bir uygulama. Telefonun GPS özelliği ile uydudan yerinizin tespit edilmesini sağlıyor. Sürekli uyduya sinyal gönderen telefonumuz sayesinde Bağlantıları görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap internet adresindeki haritada canlı yayında takip edilmenizi sağlıyor. Siz de bu haritaya bakıp yakınınızdaki bütün gemilerin tüm özelliklerini, o anki rota ve hızlarını görüp ona göre önlem alıyorsunuz. Bu uygulamayı da Gekolar sayesinde öğrenip telefonumuza yükledik. Bu uygulama tüm gemiler ya da tekneler tarafından kullanılmadığı için arada haritada görünmeyen sürprizler çıkabiliyor. O nedenle bu uygulama yüzde yüz güvenli değil. Her zaman tetikte olmak en iyi çözüm.  Sadun Boro’nun Vira Demir kitabı da tekne kütüphanesinin baş köşesinde bize rehberlik yapacak.


Hava durumunun bayramın birinci günü sert rüzgar göstermesi nedeniyle seyahat başlangıcımızı 6 Temmuz Çarşamba bayramın 2. gününe kaydırdık. Böylece birinci gün evde dinlenip bayram tebrik telefon görüşmelerini gerçekleştirdik. Laf aramızda Eceyle dönüşümlü olarak epey ütü yaptık. Döndüğümüz de evi neta bulmak için çok çalıştık. Neta, teknede her şeyin toplanmış düzgün olması demek. Çapariz de tam tersi dağınıklık anlamında kullanılıyor.  Bir yandan teknede yemek için köfte ve kavurma hazırladık. Alışverişimizi tamamladık. İçecekler, konserveler ve diğer tüm yiyecekler hazır hale getirildi.  Artık seyahate hazırız. Akşam çok geç yatmayıp sabah 4’te kalkıp gitmeyi planlıyoruz.


Şimdiye kadar okuduğumuz seyir yazılarında insanlar sürekli bir limandan ötekisine gidip duruyordu. Bizim Yeşilköy'e her giriş çıkışımız bile ayrı bir heyecan olduğu için böyle bir seyahat yapabileceğimize hala inanamıyorum. Bakalım biz de onlar gibi o limandan bu limana gezip durabilecek miyiz? Kafamıza göre istediğimiz yerlerde demir atıp, konaklama yapabilecek miyiz?



1.Gün en uzak seyahatimiz 06 Temmuz 2016


Sabah saat alarmının sesiyle uyanıyoruz. Hemen fırlıyorum yataktan. İçimde büyük bir heyecan var. Zaten gece boyu heyecandan çok derin uyuyamadım. Ece de aynı durumdaymış. Günlerdir yaptığımız hazırlıklar gözümün önüne geliyor. Artık bu iş şaka değil. Seyre çıkıyoruz. Bir parça korku da var.  Eşyaları geceden indirmiştim arabaya. Sadece buzdolabındakileri 2 adet araç  termosuna yerleştirip çıkıyoruz. Yol boş. 20 dakikada Levent'ten Yeşilköy'e geliyoruz. Barınağın otoparkına park edip 2-3 tur yapıyoruz eşyalarla. Barınağın kangal köpekleri kafeslerindeler. Biz her önlerinden geçtiğimizde sabahın karanlığında 2-3m dibimizde havlıyorlar. Havlamaların havadaki titreşimi bana olduğundan da büyük geliyor. Nefeslerini dibimde hissediyorum. “Oğlum zaten heyecan ve korku içindeyiz bari siz yapmayın. Bizi tanımıyor musunuz?” Boyahanenin yan odasında balıkçılar içki masasında bağıra çağıra sohbet halindeler. Bizi fark ettiler mi bilmiyoruz.


Nihayet tekneye yerleşiyoruz. Yelkenleri hazırlıyoruz.  Rüzgar çok az kuzeydoğudan arkamızdan esiyor. Motoru çalıştırıyoruz. Eceyle çıkış için plan yapıyoruz. Rüzgar arkadan estiği için ben önce öndeki iki palamar halatını çözüyorum. Palamarlar, tekneyi iskeleye bağlayan halatlar. Daha sonra kıçtan bizi tonoz   denilen ve denizin dibinde sabitlenmiş olan ağırlığa bağlayan halatı çözüyoruz ve Ece, şanzıman kolunu geriye takıp tornistan geri geri çıkıyor. Ben tonoz şamandırasını bırakıyorum. Dönüşte şamandıra sayesinde tonoz halatını kolayca denizin üzerinde bulabileceğiz. Güneş doğmak üzere, seyir ışıklarımız açık. Yavaşça süzülüyoruz barınağın dışına doğru. Karanlıkla aydınlık arasında sadece motorun sesi var kulaklarımızda. Barınağı terk ederken ben hızlıca usturmaçaları toplayıp güverteye alıyorum.  Usturmaçaların seyirde dışarıya sarkık durması hem estetik değil, hem de bir görgü kuralı. Bir de annemin diktiği şık usturmaça kılıflarının deniz suyuyla ıslanıp kolayca yıpranmaması lazım. İşim bitince havuzluğa dönüp dümendeki Ece’nin yanına oturuyorum. Cep telefonunda Maisi açıp uyduya konum göndermeye başlıyorum. Motor saatini kaydediyorum. Bizim saatimiz 05:07 motor saati 431,8. Navionicsten rota hazırlıyorum. Son birkaç günde hava durumundan ve Zellodaki konuşmalardan doğrudan Marmara Adasına gitmekten vazgeçiyoruz. Marmara denizini kuzeyden kıyıya paralel geçerek duruma göre Marmara Ereğlisi, Tekirdağ, Hoşköy açıklarından geçip, Tekirdağ’ın güneyinde Şarköy yakınlarında  Mürefte kasabasına kadar gitmeye karar veriyoruz. Böylece bir problem yaşarsak konuma göre ismini yazdığım limanlardan birisine kolayca sığınır ya da yardım isteriz. Mürefte ismini sürekli karıştırıyorum mürtefe diyorum. Ece de dalga geçiyor benimle. Rotamız 70 deniz mili. 1 mil: 1,8km olduğuna göre. 125km civarı. Ortalama hızımız 5 knot.  14 saatte gitmeyi hedefliyoruz. Yelken açarsak belki süre kısalır. Gün aydınlanıyor. Ambarlı önlerine 1 saatte geliyoruz. Heyecanımız henüz tam olarak geçmedi.  Geçen sene Eylül ayında doğrudan Marmara Adasına gitmeye kalkmıştık. Büyükçekmece açıklarında hava bir anda dönmüştü. Kendimizi zor atmıştık Yeşilköy'e. 1,5 saatte gittiğimiz yolu 3 saatte dönebilmiştik. O nedenle Büyükçekmece koyunu geçene kadar şeytanın bacağını kırmış sayılmayacağız. Orası bizim için bir eşik. Nihayet eşikten atlamayı başarıyoruz. Büyükçekmece'den sonra Kumburgaz, Silivri derken acıkıyoruz. Çıkmadan çay demleyip termosa doldurmuştuk. Ece, çok lezzetli bir  beyaz peynir, domates ve pastırmalı  sandviç hazırlıyor. Ben dümendeyim. Rüzgar saatte 7-8 km hızla esiyor. Biz de yelken açıyoruz ama %80 motor gücüyle gidiyoruz.


Saatler ilerledikçe güneş üstümüzde yükselip, bizi yakmaya başlıyor. Görüş o kadar iyi ki, kıyıyı çok net seçiyoruz, aynı zamanda Güney Marmara'nın siluetini de görebiliyoruz. Selimpaşa, Silivri derken ilerde sancak baş omuzluğumuzda yani sağ tarafımızda 45 derece önümüzde Marmara Ereğlisi'ndeki çirkin beyaz binaları seçiyoruz. Hızımız 6 knot civarı. Beyazlıkları gördükten neredeyse 1 saat sonra Marmara Ereğlisi önlerine geliyoruz. Biz Marmara Ereğlisi'ne geldiğimizde Zellodan Mustafa Ertör korsan Baba Tunca teknesiyle Büyükçekmece'den çıkışlarını anons ediyor. Sonrasında da Zello 2- 3 saat kadar kesiliyor. Deniz neredeyse dalgasız. Rüzgar çok zayıf tam pupamızdan geliyor. Marmara Ereğlisi'nden sonra Tekirdağ Körfezi açıklarından geçiyoruz. Uzun bir mesafe olduğu için saat 4 civarı Tekirdağ hizasına ulaşıyoruz. Sonrasında güney batıya doğru devam ediyoruz. Git git yol bitmiyor. Artık kendi rekorumuzu kırdık. Hoşköy'e gelmemize az kaldı derken yolun başından beri açık olan telsizimizden bir anons duyuyoruz. “Yelkenli tekne” diye bize sesleniyor. Etrafta başka tekne yok. Uzakta bir gemi var. Acaba onlardan mı geliyor? Ben kamaraya inip telsizden cevap veriyorum. Bizi kanal 18’e davet ediyor.


“Burası yelkenli tekne Ekim. Dinlemedeyiz”


“Ekim, burası Barbaros Hayrettin araştırma gemisi rotanız nedir? “


“240 yönünde Mürefte'ye gidiyoruz.”


“Biz şu an denize kablo döşüyoruz siz bizim 5 mil önümüzden 3 mil arkamızdan geçemezsiniz. Rotanızı 110 yapın arkamızdan dolanın.”


Bayram öncesi Geko sitesinde bu geminin çalışma yaptığını okumuştum ama bayram günü bize denk geleceğini tahmin etmemiştik. Mecburen rotamızı 110 dereceye Marmara Denizinin ortasına doğru değiştiriyoruz. Barbaros Hayrettin de çok yavaş hareket ediyor. Bir süre olduğumuz yerde bekleyip, rotamızı onun kıçına doğru veriyoruz. 10 dakika sonra tekrar anons geliyor.


“Ekim Ekim , Barbaros Hayrettin”


“Ekim dinlemede”


“Kanal 18 lütfen”


Kanal 18 i açıyorum.


“Ekim dinlemede”


Bundan sonrasını biraz kurguyla anlatayım ki o anda yaşadığımız sıkıntı ve stresi unutalım.


“Ekimciğim sen rotayı bizim kıça çevirdin ama ben sana 110 demiştim. Arkadan gelen mavi gemiyi görüyor musun?”


“Evet görüyorum.”


“işte o gemi bizim eskort gemimiz. Onun da arkasından geçmeniz lazım. Aramızdan geçemezsiniz.”


“Ama Barbaros abi sen de Bayram günü tam da döşeyecek zamanı bulmuşsun.”


“Sana mı döşüyom be ya denize döşüyom ben kabloyu.”


“Tamam tamam kızma ben şimdi onun da arkasına çeviriyorum rotayı. İnşallah üçüncü bir geminiz çıkmaz.”


Neyse rotayı epey çevirdik.  Marmara Adası karşımızda kocaman belirdi. “Acaba oraya mı gitsek?” Neyse  rotamızdan sapmayalım en iyisi.


Gemileri atlattıktan sonra tekrar Mürefte’ye doğru yöneliyoruz. Ama biraz sonra bir anda motor duruyor. Bir kaç saattir aklıma gelen mazot bitmesi durumu gerçekleşiyor. Ece’yi panikletmeden hemen dümeni ona veriyorum. Kafamda prova ettiğim gibi soğukkanlılıkla depo kapağını açıyorum. Bidonlardan birisini alıp huniyi yerleştirdiğim gibi hızlıca yakıt ikmalini gerçekleştiriyorum. Sonra her şeyi çabucak yerine kaldırıp Ece’ye “ Hadi sihirli ellerinle kontağı çevir “ diyorum. Ece kontak anahtarını çeviriyor ama motor çalışmıyor. Ben vitesi ileri alıyorum. Bir kaç kere daha deniyoruz olmuyor. İşte şimdi yandık derken Ece “Bir de vitesi geri tornistan yap. Öyle deneyelim” diyor. Ben tornistan yapar yapmaz O da kontağı çeviriyor ve motor çalışmaya başlıyor. İşte mutluluk bu. Yola devam ediyoruz. Bir yandan da yelkenli tekneyle yolda depomuzun bitmesinden utanıyoruz. Bunu kimseye söylemesek mi acaba?


Saat 18 civarı Hoşköy önlerine geliyoruz. Burada da bir barınak varmış ama su çok sığmış. Mürefte'ye gitmek daha iyi. Geko forumda herkes Mürefte'den şikayetçiydi. Oradaki görevlilerin ilgisizliğini anlatıyorlardı. Hoşköy'ü geçince yanımızda bir yunus sürüsü beliriyor. O kadar yakından geçiyorlar ki net bir şekilde görüyoruz. Bizimle birlikte yüzüyorlar. Karşımızda Trakya sahilleri yemyeşil. Harika bir manzaranın sağladığı görsel ziyafetle sonunda Mürefte'ye geliyoruz. Barınaktan girince karşı iskelede tekneler bordalamışlar. Yani iskeleye yan olarak yanaşmışlar. Solumuzdaki iskele ise boş. Biz derinlikten emin olmadığımız için oraya yaklaşmayıp diğerlerine doğru gidiyoruz. Yaklaşık bir saattir poyrazın hızı artmıştı. Barınaktan girince daha azalacağını sanmıştık ama sanki daha da artıyor. Teknenin kontrolü çok zor. Ece, diğer teknelere aborda olalım diyor. Ben de izin istemeden olmaz diyorum. Teknenin birisinde gençler var. Bize soldaki iskelenin güvenli olduğunu söylüyorlar. Ece de oraya doğru gidiyor. Poyraz  tam o iskeleye doğru sertçe esiyor. Yaklaşmak zor da olsa Ece reis kolayca yanaşıyor. Ben atlayıp anele denilen demir halkalara hem baştan hem de kıçtan tekneyi bağlıyorum. Şimdi derin nefes alıyoruz. Saat 19:00 olmuş. Yorgunluktan bittik. Biraz dinleniyoruz . O sırada barınak sorumlusu Bedri Bey geliyor. Hemen gırgır şamata muhabbete başlıyoruz. Kendisi bize çok yardımcı oluyor. Yakıt almak için beni kamyonetiyle 2 km. uzaktaki Mürefte merkeze götürüp getiriyor. Ücret teklif ediyorum almıyor. Barınak ücreti de almıyor. Sanırım Geko forumdaki şikayetlerden şaka yollu da olsa bahsetmemden dolayı bize jest yapıyor. Yemeği beklerken zelloda bir hareketlenme oluyor. Baba Tunca Mustafa korsan Marmara Adasına giderken bozulmuş bir yelkenliyi kendisine bağlayıp çekmeye başlıyor. Fakat gemi yoluna geldiklerinde inanılmaz trafik var. Gemiler küçük tekneleri hiç takmadıkları için işleri zor. Zellodan Tümay Korsan Türk radyoyu arıyor. Türk radyo telsizde 67. Kanaldan yayın yapan bir kanal. Tüm gemiler acil çağrı olan 16. Kanalla birlikte onu da dinliyorlar. Türk radyoya ulaşıncaya kadar gemiler onları çok ciddi tehdit ediyor. Gemilerden birisi hızla üzerlerine geliyor. Marine trafikten gemiyi buluyoruz. En yakın tekne benim. Telsizden anons yapıyorum ama mesafe dışında olduğumuzdan sesimiz gitmiyor. Neyse ki onlar bir şekilde geçmeyi başarıyorlar. Mustafa korsan, asmalı barınağın numarasını soruyor. Ben geçen sene Hulusi korsandan aldığım numarayı kendisine yazdırıyorum.


Akşam yemeği olarak önceki gün hazırladığımız kavurmayı yiyoruz. Yorgunluktan yemek yemek bile zor geliyor. Biz yemeği bitirirken Mustafa korsanın Marmara Adası, Asmalı limanına güvenli bir şekilde girdiğini öğreniyor ve seviniyoruz.  Yemek yiyip yatmamız yine gece 12 yi buluyor. Mürefte, şarabı ile meşhur bir yer. Gidip dolaşıp şarap mı alsak diyorum ama yorgunluğumuz izin vermiyor. Mürefte ismi, Rumca “Myofto” kelimesinden geliyormuş. Anlamı, bin bir dal bin bir çiçek demekmiş. Antik çağlardan beri zeytincilik ve üzüm yetiştiriciliği ile meşhur bir yermiş.  Beldede 10 civarı şarap fabrikası varmış. Bu defalık bizi affet Mürefte. Yorgunluğumuzu anla.


Yatmadan önce Ece'yle tekrar hava durumuna bakıyoruz. Yarınki rotamızı belirliyoruz. Sabah çok erken kalkmamıza gerek yok. Gelecek durağımız, 35 mil ötedeki Çardak Limanı. Gelibolu'nun tam karşısında. Burayı da Gekolardan öğrendik. Orhan Tatlıcılar korsan Ersin Böke korsana tavsiye etmişti. Ersin korsan burayı öve öve bitiremeyince, biz de Çardak’ı ziyaret etmeye karar veriyoruz. Yarınki mesafe bugünün yarısı yani 35mil. Yine de mümkün olduğunca erken çıkıp oraya erken varalım diyoruz. Ece ön kamarada ben de ortada uyuyoruz.


*

    D. E.

Ynt: EKİM Teknesi seyir notları
« Yanıtla #7 : Ağustos 19, 2016, 08:56:07 »
Bir solukta okudum..harika..😊
*

    A. K.

Ynt: EKİM Teknesi seyir notları
« Yanıtla #8 : Ağustos 19, 2016, 10:19:21 »
Keyifle okuyorum,selametle...
*

    Ö. T.

Ynt: EKİM Teknesi seyir notları
« Yanıtla #9 : Ağustos 19, 2016, 11:06:51 »
Bağlantıları görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Sonra her şeyi çabucak yerine kaldırıp Ece’ye “ Hadi sihirli ellerinle kontağı çevir “ diyorum. Ece kontak anahtarını çeviriyor ama motor çalışmıyor. Ben vitesi ileri alıyorum. Bir kaç kere daha deniyoruz olmuyor. İşte şimdi yandık derken Ece “Bir de vitesi geri tornistan yap. Öyle deneyelim” diyor. Ben tornistan yapar yapmaz O da kontağı çeviriyor ve motor çalışmaya başlıyor. İşte mutluluk bu. Yola devam ediyoruz. Bir yandan da yelkenli tekneyle yolda depomuzun bitmesinden utanıyoruz. Bunu kimseye söylemesek mi acaba?


Mücahit korsan ben de zevkle okuyorum. Ancak burada anlatılan tornistan olayını anlamadım. Motor çalışması sanırım marş basarken motorun varsa havasını kendi tahliye etmesi ile, tesadüfen tam o anda almış olmanızdan kaynaklanıyor. Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

Selametle,
« Son Düzenleme: Ağustos 19, 2016, 11:08:58 Gönderen: Öcal Turan »
*

    S. G.

Ynt: EKİM Teknesi seyir notları
« Yanıtla #10 : Ağustos 19, 2016, 11:15:25 »
Mücahit korsan ,

Keyifle okuyorum ,teşekkürler
*

    M. K.

Ynt: EKİM Teknesi seyir notları
« Yanıtla #11 : Ağustos 19, 2016, 12:30:37 »
Tekrar teşekkür ederim. Öcal Korsanım haklısınız. Bizim yaptığımız denemeler çok kısa aralıklarla oldu. biraz rastlantısal durum söz konusu Resimleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

ikinci ve üçüncü günler


   
İkinci gün 7 temmuz 2016 


Yerimi yadırgadığımdan mı yoksa heyecandan mıdır bilmiyorum. Sabah saat 07:00 gibi uyanıyorum. Birazdan Ece de uyanıyor. Hemen çay demliyoruz termosa dolduruyoruz ve hazırlanmaya başlıyoruz. Biz hazırlanırken Bedri bey geliyor. “Çayım var. Buyurun gelin” diyor. Teşekkür ediyoruz. Tekrar ödeme teklif ediyoruz. Kabul etmiyor. Biz de hoşça kalın diyoruz. Palamarları çözüp yola çıkıyoruz. Rüzgar sıfır. Yine motorla gidiyoruz. Hızımız 5.5- 6 knot.

 

Boğaz girişine gelince gemi trafiğine bakıyoruz şansımıza çok tenha bir saat. Hızlıca Anadolu yakasına geçiyoruz ve oradan kıyıya paralel olarak Çanakkale Boğazına doğru seyrediyoruz. Bugün de rüzgar çok zayıf. Hatta hiç yok. Yelken yapamadan hep motor seyri ile gidiyoruz. İlerde sancak baş omuzlukta Biga'daki İçdaş demir çelik fabrikasının bacalarını görüyorum. 1 saatte İçdaş'ın önüne geliyoruz. Uzaktan fotoğraflarını çekiyorum. Bu fabrika, müşterimiz olduğu için daha önce 3-4 defa gelmiştik. Şimdi de denizden görmek kısmetmiş. İçdaş'ı da geçip Zincirbozan'a geliyoruz. Zincirbozan'da kıyıdan uzak geçmek lazım. Zincirbozan bankı denilen sığlık bölge var çünkü. Zincirbozan sonrasında da Çardak-Gelibolu feribotlarını uzaktan görüyoruz. Çardak’a gelmeden uzun bir lagün bölgesi var. Oradan da uzak durup Çardak koyuna doğru iskele yapıyoruz. Şimdi solumuzda ufak bir dalyan görüyoruz. Dalyanı geçince  bir çadır kamp alanı olduğunu fark ediyoruz. Burada 8-10 tane çadır var. Kamp yapmak için güzel bir yer. Biraz ilerleyince iki plaj kulübünden birincisinin  önünde demirlemeye karar veriyoruz. Burada hem plaj var hem de insanların denize atlayabildikleri ahşap bir iskele. Böylece kıyıya da feribot iskelesine de uzak olacağız. Feribotlardan uzak durmak en iyisi. Demir atmayı bir defa da hallediyoruz. 3-4 metre derinlik var. saat 14:00 olmuş. Hemen denize giriyor ve serinliyoruz. Ben erken çıkıyorum. Ece maske ve şnorkelle dalıp teknenin altını ve demiri kolaçan ediyor. Sonra teknede duş alıp dinlenmeye geçiyoruz. Çardak, rüzgara karşı korunaklı bir koy değil. Tekne sürekli demirin etrafında dönüyor. Ama demir sağlam tutmuş. Kaymadığımızdan eminiz. Demir taraması denilen kayma durumu istenmeyen bir durum. Ben kendime bir bira açıyorum. Sahil ve plaj arkamda. “Size arkamı döndüm kusura bakmayın”  Akşama kadar dinlenmeye devam ediyoruz. Akşam yemeği olarak önceden hazırladığımız köfteleri pişireceğiz. Ece makarna da yapıyor. Akşam üstü rüzgar artıyor. Teknemizin zincirine bosa tutmamız lazım. Bosanın anlamı şu. Tekne demirdeyken bu duruma alarga olmak deniyor. Alargada zincir gerildikçe teknenin yükü doğrudan ırgata biniyor. Bu yükü hafifletmek için zinciri birer halatla teknenin ön tarafındaki iskele ve sancak koç boynuzlarına bağlamamız gerekiyor. Böylece yükü  ikiye bölüp, bütün yükün ırgata binmesini engelleyeceğiz. Bosa için "bosa kancası" denilen bir kanca var. Önce içerde onu  buluyoruz.  Daha önce kullanmamıştık ama evirip çevirince nasıl kullanılacağı belli. Ön tarafa gidip önce bosa kancasını zincire tutturup, ardından zinciri iki taraftan halatlarla koç boynuzlarına bağlıyoruz. Bu işlem acemi olduğumuz için 10-15 dakikayı buluyor. Neyse ki artık öğrendik. 2 dakikalık bir iş olacak bundan sonra. Rüzgar arttıkça  deniz topları ve deniz yatakları sahiplerinden kurtulup boğaza doğru akarken biz de peşlerinden yüzenlere bakıp, yetişip yetişemeyeceklerine dair bahse giriyoruz.  Kimse yakalayamıyor tabi. O sırada Yeşilköy barınaktan komşumuz Hulusi Korsan arıyor. Kendisi Gelibolulu. Bayramı burada geçirip ailesiyle Ayvalık bölgesine gidecek. Onun köyü boğaz girişinden 5 mil aşağıdaymış. Bize “Çardak yerine Hamzakoy'a gitseydiniz daha korunaklı bir yerdi” diyor. Orada gezecek yerler de tavsiye ediyor. Biz de dönüşte de oraya gideriz diyoruz. Yarın hep beraber Çanakkale'ye gideceğiz.

Yemek hazırlanınca havuzlukta portatif masamızı kuruyoruz. Rakımızı açıp siftah yapıyoruz. Yemekler çok leziz. Ece'nin ellerine sağlık. Salata harika. Sonrasında meyvemiz de var. Güneş Gelibolu'nun üzerinden yavaş yavaş batıyor. Unutulmaz bir günbatımı. Bazı anlar bir defa yaşanır. İşte o anlardan birisindeyiz şimdi. Eski denizciler Deniz tanrısı Poseidon'a rüşvet olarak içtikleri içkiden bir miktar denize dökerlermiş. Böylece Poseidon'un onlara iyi davranacağına, fırtınasız ve dalgasız denizler sağlayacağına inanırlarmış. Ben de bu geleneğe uyarak Poseidon'un hakkını veriyorum. Saatler ilerlerken,  tekne de demirin etrafında dönüp duruyor. Feribotlar, gün boyu aralıksız çalışıyor. Bayramın son günü olduğu için mi bilmiyorum sürekli dolup taşıyorlar. 4 tane sabaha kadar defalarca önümüzden geçiyor. Gündüz kalabalık olan plajda bir kaç kişi kalmış durumda. Feribota yakın olan restaurant barda arabesk bir canlı müzik var. Bizim önümüzdeki barda harika blues ve rock şarkıları çalıyor. DJ bizim sevdiğimiz pek çok şarkıyı arka arkaya çalıyor. Romantizm had safhada. Yatma vakti geliyor. Yarınki hava durumuna bakıp, problem olmadığını görünce seviniyoruz. Çanakkale Boğazı'ndan aşağı inme konusunda hala tedirginim. Çıkışın zor olduğunu biliyorum. Ece Bozcaadaya gitmeyi çok istiyor, onu kırmak istemiyorum. Bir daha buraya kadar gelebilir miyiz, onu da bilmiyorum. Aslında hedefimiz Marmara Adasıydı. Ama havanın iyi gitmesi, Zello konuşmalarında insanların moral vermesi, en önemlisi Hulusi korsanın teknik desteği ve olumlu telkinleri, bizi gaza getirmeye yetti bile. Evet evet kararımızı verdik. Çanakkale'ye gideceğiz. Buraya kadar gelmişken dönmek yok.


Yataklarımızı hazırlıyoruz. Ece orta kamarada benim karşımdaki koltuğa geliyor. Bu durum benim hoşuma gidiyor. Karşılıklı sohbet ederken her zamanki gibi benden önce uyuyup kalıyor.


Ben demir taramasına karşı biraz tedirginim. Rüzgar kuzeydoğudan esiyor. Hızı epey artıyor. Demirden kurtulursak önce feribot yoluna sonra da Boğaz'a doğru sürükleniriz. Ben de saatimi gece 02 ye kurup uykuya geçiyorum. Gece çok zor geçiyor. 02’de uyanıyorum çıkıp bakıyorum hala yerimizdeyiz “oh çok şükür”.  Acaba saati bir daha kurmasam mı?  Yok en iyisi 04:30’a kurayım. 04:30’a kadar bir kaç kere uyanıyorum yine çıkıp bakıyorum aynı yerdeyiz ne güzel.


Saati 06:30’a kuruyorum. Yine yarım uyku 06:30’da uyanıyorum. Dışarı çıkıp bakıyorum. “Harika! duruyoruz durduğumuz yerde.” Neyse artık yorgunluktan sızıyorum iki saat daha uyuyorum.


Bağlantıları görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap

 Çardak Koyunda Güneşin Batışı


*

    M. K.

Ynt: EKİM Teknesi seyir notları
« Yanıtla #12 : Ağustos 19, 2016, 12:33:32 »


3. Gün 08 temmuz 2016 Çanakkale'ye doğru



Neredeyse ikinci gün hiç bitmeyecekti. Burada yazarken bile bitmek bilmedi. Nerede kalmıştık. Sabah saat 08:00 gibi uyanıyoruz. Ağır ağır toplanıyoruz. Kahvaltıyı havuzlukta yapıyoruz. İstanbul'dan aldığımız hazır katmer vardı. Ece onları tavada ısıtıyor. Yumurta da yapıyoruz. Harika bir gün. Harika bir kahvaltı. Katmerler bayatlamış olsa da keyfimiz yerinde. Kahvaltıyı bitirip biraz miskinlik yapıyoruz.   

Çünkü  çok rüzgar var. saat 11-12 den sonra azalacak görünüyor. Boğazı yine yelkensiz, rüzgar arkada geçeceğiz ama yine de sallanıp sarsılmak istemiyoruz. Hulusi Korsan sağ olsun arayıp hal hatır soruyor. Onlar da Cuma namazından sonra çıkacak.  Köyleri Burhanlı, Gelibolu tersanesinden sonra sağdaki ilk köy. Geçerseniz el sallarsınız diyor. Çanakkale marinada bize de yer ayırtmış. Orada tonoz var mı yok mu bilmiyorum. “Isterseniz önden demir atıp kıçtan kara olursunuz” diyor. Ben” baştan kara olamaz mıyız?” diyorum. “O zaman kıç demiri atmanız lazım var mı sizde?” diyor. Var diyoruz. Hemen inip demiri buluyoruz. Fotoğrafını çekip Hulusi korsana gönderiyoruz. 5,6 kg demir ve 5 metre kadar da zincire sahip. Ayrıca çok uzun bir de halatı var. Hulusi korsan, “Harika bir admiralti çapanız var. ama onu açmanız lazım” diyor. “Haydaa nasıl açacağız bunu?” Uğraşıp açmayı başarıyoruz. L şeklinde bir çubuk var. çekince açılıyor ama sabit durmuyor. Bir tane pim var. onun gireceği deliği arıyoruz yok. Meğerse deliğe girmiyormuş. Toka şeklinde bir pim. Bir kolunu çubuğun kesişme eksenine sokunca sabit duruyor. Eceyle çak yapıyoruz. Bir şey daha öğrendik. Havuzlukta oturduğumuz yerin altına bir sürü su istiflemiştik duş alırız diye. Ben onların bir kısmını içeri alıp demire orada yer açıyorum. Kolay ulaşılabilir bir yere demiri koyuyoruz. Altını kendi zinciri ve halatıyla da destekliyorum ki seyir esnasında sağa sola zarar vermesin.


Sonunda Saat 12 gibi rüzgar azalır azalmaz hazırlığımızı yapıyoruz. Ben ön tarafa geçip demiri çekeceğim. Ama önce bosa kancasını zincirden kurtarmam lazım. 10 dakika uğraştıktan sonra onun da pratik yolunu buluyoruz. Bu acemilik ne kötü bir şeymiş. Ece dümendeki görevine geri dönüyor. Irgatın kaldırma düğmesine basıp diğer elimle de zincirin toplanmaması için zincirlikte yaymaya çalışıyorum. İnanılmaz kısa sürede zincir toplayıp, çapamızı çekiyoruz. Ece kaptan, teknenin burnunu güney batıya doğru çevirince ikimiz de hayatımızın ilk Çanakkale Boğazı seyrine merhaba demenin heyecanıyla göz göze gelip birbirimize gülümsüyoruz. Eceyi bir çocuk kadar mutlu görmek beni çok daha mutlu ediyor. Hayallerine beni de ortak edip, bu işlere bulaştırdığı için ona çok şey borçluyum.   


Feribot iskelesinden sonra gemi trafiğine dikkat etmemiz lazım. Navionicsten gemi yoluna bakarken marine trafikten gemileri kolaçan ediyoruz. Lapsekiye gelince yine feribotların önünden geçiyoruz. Şansımız yaver gidiyor. Lapseki sonrası gemi trafiğinde bir boşluk bulup gemi yoluna 60-70 derece açıyla Rumeli tarafına geçiyoruz. Az sonra tersaneyi geçiyoruz. Ve biraz sonra sağda Hulusi kaptanın teknesi DUA’yı alargada çift demir atmış halde görüyoruz. Deniz dalgalı, ama Dua iyi tutunmuş yerinde. Hulusi korsanı arıyorum ama ulaşılamıyor. Biz de el sallayıp geçiyoruz.

Akıntı ve rüzgarla hızımız 7 knotları buluyor. Ersin korsan burada yelken açarak gitmişti. Biz de açsak mı diyoruz ama şimdi sahil güvenlikle papaz olmayalım. Zaten yanımızdan da gemiler geçiyor. Hava net, görüş çok iyi. Boğazın her iki tarafında da doğa bize gülümsüyor. Yeşil ve Mavi Çanakkale boğazında başka güzel. Yolculuk tahminimizden kolay. Önce Nara burnunu, sonra uzakta Eceabat'ı görüyoruz. Eceabat'ın arkasından gökyüzüne dumanlar yükseliyor. Anlıyoruz ki yine bir orman yangını. Inşallah büyük değildir. Dünyanın en güzel yerlerinden birisindeyiz. Ormanlarımız çok değerli.  Nara burnunda daralan Boğaz, Eceabat önlerinde genişliyor. Yol genişleyince gemiler de Rumeli tarafına doğru yaklaşıp Eceabat önlerinden tekrar iskeleye kırıp boğaz çıkışına doğru yöneliyorlar. Yani sağdan akan trafikte açıktan alarak dönüş yapıyorlar. Onlar kıyıya yanaştıkları için biz de mecburen Eceabat'a doğru yaklaşıyoruz. Deniz, epey dalgalı derinlik tehlikeli olmadığı için  kıyıya yaklaşabiliyoruz. Ama bu sefer feribot yoluna giriyoruz. Burayı bir an önce geçelim diyoruz ama şimdi de Çanakkale marinanın, feribot iskelesinin hemen yukarısında kaldığını fark ediyoruz. O halde bizim şimdi hemen iskele yapıp hem gemi trafiğini hem de feribot trafiğini kontrol ederek sapasağlam karşıya geçmemiz gerek. Dümene ben geçiyorum. Hızımızı artırıp 2400 devire getiriyorum. Gemi trafiğinin ortasına dalıyorum. Yukarıdan gelen bir geminin kıçına doğru dönüp onun yarattığı dalgaların üzerinden atlayarak gemi yolunun ortasına geliyorum. "O da ne!" Sancak tarafımızda yukarıya doğru çıkan başka bir gemi geliyor. Büyük ve hızlı. Marine trafik hızını 6 knot veriyor. O gelmeden geçer miyiz?  Eceyle ortak kararımız, geçeriz. O zaman durmak yok devam. Gerçekten de gemi gelmeden önünden geçmeyi başardık. Bu sefer de burnumuzda feribotun yaklaştığını görüyoruz. Artık feribotun önünden geçemeyiz. Ben feribota paralel bir rotayla onun yanından aşağıya doğru akmaya karar veriyorum. Düelloda birbirlerine yaklaşan iki kovboy gibi birbirimize yaklaşıyoruz. Sonra da pardon yanlış oldu kardeş diyerek birbirimizin yanından geçip gidiyoruz. Ben feribotu geçer geçmez, iskeleye kırıp feribotun  dümen suyundan geçiyorum ve şimdi uzakta marinayı ve yelkenli direklerini görüyorum. Rotamız doğrudan marina. Feribot iskelesi ve marina girişine kadar irili ufaklı balıkçı tekneleri var. Onların arasında slalom yapıyoruz. Artık marinaya çok yakınız. Ben dümeni Eceye bırakıyorum. Bu tip yanaşmalarda O benden çok daha iyi . Ben de önce marinaya telsizle çağrı yapıyorum. Marina 73. kanalda


“Çanakkale Marina burası Ekim teknesi               


“Dinlemedeyiz Ekim”


“Rezervasyonumuz vardı. Biz 5 dakikaya kadar giriş yapacağız. Baştan kara olmak istiyoruz tonoz verebilirseniz seviniriz.”


“Geleceğinizden haberimiz vardı. Tonozunuz hazır. Buyurun gelin tamam”


Harika! Kıç demirine gerek yok. Ben hemen usturmaçaları indiriyorum. Ece kaptan, marinadan içeri giriyor. Tam karşıda marina bürosunun orada iki kişi bizi bekliyorlar. Rüzgar arkamızdan esiyor. Ama Ece çok usta. Kırk yıllık denizciler gibi baştan kara yanaşınca, halatları iskeleye atıyorum. Arkadaşlar da bana tonoz halatını verip, palamar halatlarıyla hemen tekneyi iskeleye  bağlıyorlar. Yaklaşık 5 saat süren yolculuğumuz burada bitiyor.
*

    M. K.

Ynt: EKİM Teknesi seyir notları
« Yanıtla #13 : Ağustos 19, 2016, 12:36:10 »
Biraz dinlendikten sonra Zellodan Çanakkaleye ulaştığımızı anons ediyoruz. Tekneyi marinaya kaydediyoruz. Marina ücreti Ekim için günlük 60TL. Elektrik su dahil fiyat.  Önce biraz dinlenelim diyoruz. O sırada Gökçeadada olan Ersin korsanla zellodan konuşuyoruz. Gökçeadayı övüyor. Bu gezide sürekli kendisini takip ettik. Çardak limanını O tavsiye etmişti bize. Tek başına seyire çıkması tam cesaret işi. Bir yandan hava durumuna bakıyoruz. Önümüzdeki iki üç gün hava fena değil. Pazartesiden sonra Egede rüzgar biraz kuvvetlenecek. Ece, Bozcaada'ya gitmek istiyor. Hulusi korsanın bize tavsiye ettiği Akvaryum Koyu'nun fotoğraflarına bakıyor. Ben de “Acaba Bozcaada yerine Gökçeadaya mı gitsek?”  diyorum. Çünkü hava iyiyken Gökçeadaya gitmek,  Bozcaadan zor olmaz. Ama Pazartesiden sonra Bozcaada'dan kuzeye doğru çıkmak zor olabilir. Tahminimce Gökçeada dönüşü daha kolay olur. Biz bu konuyu tartışırken, zelloda Mustafa Korsanın yarın sabah Marmara Adası'ndan çıkıp, Gökçeada'ya gelmeye karar veridğini öğreniyoruz. Benim aklımda Gökçeada daha ağır basmaya başlıyor. Ece'yle durumu paylaşıyorum. Çok istekli olmasa da O'na da mantıklı geliyor. Hulusi Korsanı da ayıp olmasın diye düşünüyorum. Ama zaten o da bize destek verecektir. Zellodan korsanlara da danışıyorum. da Orhan korsanla Halil korsan İki adanın görülmeye değer olduğunu söylüyorlar. Gökçeada biraz daha ağır basıyor. O zaman son kararımız Gökçeada. Çıkışın kolay olmayacağını biliyoruz. Tekneden inip marina ofise gidiyoruz. Az önce bize tonozu verip yanaşmamıza yardımcı olan Cem Bey, bilgisayarda hava durumuna bakıyor. “Hava çok sert değil direkt gidebilirsiniz. Ama bence kıyıdan yukarı doğru çıkın. Kıyı sizi rüzgardan korur saçak altı giderseniz. Gökçeada hizasınını kuzeyden geçince adaya doğru düz gidersiniz dalga ve rüzgarı kullanırsınız.” diyor. Gideceğimiz liman Gökçeada'nın kuzeyinde Kaleköy balıkçı barınağı. İkinci rota mantıklı. Biz yine de yarın yola çıkınca duruma bakarız. Bu karar verme süreci içindeki zello görüşmelerinde Hasan Toparlak Korsandan çok önemli bir bilgi öğreniyoruz. Dün gece demir tarama korkusuyla uykusuz kaldığımı söyleyince O da bana bilmediğim bir telefon uygulamasını daha öğretiyor. Anchor Watch denilen bu uygulama ile demiri ilk attığınız noktada uyduya sinyal gönderip derinlik ve zincir boyuna gore gore maksimum kayma mesafesini giriyosunuz. Program açık olduğu sürece uydudan yeriniz kontrol ediliyor. Tarama durumunda alarm çalıyor. Mesaj gönderiyor. Işte teknolojinin bir faydası daha. Gerçi gerçek Denizci olabilmek için bu uykusuzlukları da yaşamak gerekiyormuş herhalde. Bunları sonradan yazarken bile insan tekrar o anları yaşıyor. 


Gökçeada kararımızı verdikten sonra çıkıp biraz dolaşalım diyoruz. Ilk hedefimiz biraz büyük bir  benzin bidonu almak. Küçük bidonlardansa büyük bidon daha kolaylık olur. Bidon için bir benzinci buluyoruz Ama onlarda malesef bidon yok. Bize bir yer tarif ediyorlar. Şehir merkezinde sora sora ilgili yeri buluyoruz ama orada da yok. Orası da bize başka bir yer tarif ediyor. Biz çarşının göbeğindeyiz ama bidon yok. Yoksa yok ne yapalım nasıl olsa bir yandan da geziyoruz. İşte meşhur Aynalı Çarşının önündeyiz. İçeri girip sonuna kadar gidiyoruz. Tarihi çarşıda daha çok hediyelik eşya mağazaları var.  Kalabalık bir akşam üstü her yer insan kaynıyor. Çanakkale savaşıyla ilgili güzel hediyelik eşyalar vitrinleri süslüyor. Meşhur “Çanakkale Türküsü” dilimizde çarşıyı bitiriyoruz. Çıkışta solda  bir dükkanda seramik ürünler var. Bunları dükkan sahibinin eniştesi üretiyormuş. Şansımıza enişte de orada. Bizim mesleğimiz endüstriyel fırın olduğu için kendisiyle sohbet edip kartımızı bırakıyoruz. Geldiğimiz gibi çarşıyı boydan geçip çıkıyoruz. Önünde fotoğraf çekiyoruz. Sonra bidonu bulacağımız söylenen Helvacı Kadirin olduğu sokağı buluyoruz. Sokakta helvacılar var. Kadirin dükkanını buluyoruz. Orada da yok. O da bizi baharatçı Salihe gönderiyor. Baharatçı Salih de ne alaka? Gidiyoruz ama hayal kırıklığımız devam ediyor. Artık vaz geçiyoruz. Kaşla göz arasında Ece bir tabelada ev yapımı limonata yazısını görmüş. Geri dönüp dükkanı buluyoruz. Bu ufak kafede ikişer bardak mükemmel limonatamızı içiyoruz. 4 limonata 6 TL. 

Sonra geldiğimiz yerden dönüyoruz. Köşedeki helvacıya giriyoruz. Çanakkale peynir helvası alacağız. Yarım kg. kendimize alıyoruz. Satıcı kadın 4-5 gün dolaba girmeden dayanır diyor. Çanakakaleye doğru yolda olan Hulusi korsanlara da helva alsak mı acaba diye konuşuyoruz. Geliboludan geldiklerini duyunca satıcı kadın, “Geliboluluların ayrı bir peynir helvası var onlar bizimkini sevmez biz de onlarınkini. Bence hiç almayın” diyor. Biz de şaşırıyoruz. Istanbulda olsak satıcı hemen 1 kg paketleyip elimize tutuşturmuştu. Hanımefendinin dürüstüğü bizi şaşırtıyor. Teşekkür edip çıkıyoruz. Tekrar çarşıdan dönüşe geçiyoruz. Ece bu sefer deniz ürünleri restourantı görüyor. Balıkçı Yaşar balık stop isimli bir mekan. Trafiğe kapalı bu caddeye masa ve sandalyeleri atmışlar. Biz de caddedeki bu masalardan birisini gözümüze kestiriyoruz. Midye dolma çekiyor canı. Alkolsüz bir restaurant ama oturuyoruz. Servis çok iyi ve porsiyonlar bol. Midye dolma, midye tava ve kalamar tava söylüyoruz. Yiyecekler çok lezzetli. İstanbul'da bir çok yerde midye dolmaları sırf dolma olarak yaptıkları için bu midye tadı damaklarımızı şenlendiriyor. Keyifle tıkanana kadar yiyoruz. Hesabı ödeyip kalkıyoruz.

 
Sahile yakın bir yerde dibekte kahve tabelası görüyoruz. Burada kahve içmek için oturuyoruz. Sokakta masa ve ufak sandalyeler var. Şu an tarihi çarşının en güzel yerindeyiz. Etrafımız tarihi taş binalar. Kahve yapılan ufak dükkan da bu binalardan birisinin alt katı. Ben kalkıp kahveciyle sohbet ediyorum. Orası eski valilik binasıymış. Şimdi vakıfların malıymış. Kiraya vermişler. Üst katı komple bir avukat yazıhanesiydi. Bir anda tarihte yolculuk yapıyor gibiyiz. Etraf cıvıl cıvıl. Çanakkale çok güzel bir şehir. En azından bizim görüdüğümüz sahil bölümü çok güzel. Tarihi doku korunuyor. İnsanlar çok modern. Herkes güler yüzlü. Bana İzmir'den de güzel geldi. Ece de çok sevmiş. Burası Türkiye'de yaşanacak en güzel şehirlerden birisi. Kahveler gelince kahvecinin Ordu'lu damadı gelip bizimle sohbet ediyor. Bana bakıp bakıp gülüyor. Niye gülüyorsun diyorum. “Abi ne biçim yanmışsın kıpkırmızı olmuşsun” diyor. Ben de gülüyorum. Sohbete devam ediyoruz ama adam densiz, arada bana baktıkça gülüyor. Şaka yollu ben de ona kızıyorum. Sonunda ödeme yapıp kalkıyoruz. Marinaya giderken çok güzel bir saat kulesi var. Karşısında da bir çorbacı. Ben diyorum ki burada da güzel çorba içilir. Sonra feribot iskelesinin karşı çaprazında bir kokoreççi var. Hepsi cazip ama bizim biran once gidip depoyu fullememiz lazım. Marinadaki yakıt istasyonunun pompacısı saat  22:30 gibi gelecekti. Marinaya girince pompacının geldiğini görüyoruz. Aynı anda Hulusi kaptan ve ailesi de yemeğe gidiyorlar. Ayak üstü sohbet ediyoruz. Meğer onlar da bizim gördüğümüz çorbacıya gidiyorlarmış. Hulusi kaptan yelken açarak inmiş Çanakkaleye. Sahil güvenlik görmüş ama bir şey dememiş. “Bu arada bize keşke Anadolu Yakasından inseydiniz zorlanmazdınız. Sağdan trafik daha çok gemiler için. Size kimse birşey demezdi” dedi. Bunlar bize hep ders. Onları yolcu edip depomuzu mazotla dolduruyoruz. Daha sonra tekrar marinadan çıkıyoruz. Zelloda Koray Özbeyli Korsan kızarmış dondurma tavsiye etmişti. Hiç bir yerde bulamıyoruz. Sonunda birisi bize marinanın karşısındaki Doğan pastanesini tavsiye ediyor. Doğan pastanesinin dondurması kızarmamış da olsa müthiş. Doğal süt kullandıkları belli. Meyve aromaları çok yoğun. Bayıla bayıla yiyoruz. Sonra oradan çıkıp meşhur Truva Atı heykeline yürüyoruz. 12 sene once çekilen holywood yapımı "Truva" filminde kullanılan at maketini buraya getirmişer. Önemli bir turistik figür olmuş. Truva antik şehrinde bulunan derme çatma at figüründen gerçekçi olmuş. Geçen gelişimde de burada fotoğraf çekmiştik. aslında Truva atı Grek'lerin hileleri sonucu Anadolu kenti olan Truva'yı ele geçirmelerinin sembolü. Bu atın burada olması biraz çelişkili bir durum. Gerçi biz de hikayeyi kendisi de İzmir'li olan Homeros'un kaleminden öğrenmiştik. Bin yıllardır herkesin sahip olmak istediği bu güzel toprakların ve denizlerimizin değerini daha çok bilmemiz lazım.

Burada da fotoğraf çekip dönerken haşlanmış mısır alıyoruz. Sadece 3 gündür denizde olduğumuz halde bu kadar pervasızca yeme içme çok normal değil ama 3 gündür gözümüz acıkmış. Uzun süre denizlerde olsak kimbilir önümüze çıkan ilk insanı bile yerdik herhalde.


Marinaya döndüğümüzde saat 12’yi geçmiş. Hulusi Korsanlar da dönmüşler. Biraz daha sohbet ediyoruz. Gökçeada planını paylaşıyoruz. Onlara da mantıklı geliyor. Artık uyuma zamanı ama once marinadaki duş imkanından faydalanmak fena olmaz. Sıcak duş o kadar güzel geliyor ki sanki aylardır yıkanmamışım gibi hissettim. 15 -20 dakika keyifle banyo aldıktan sonra tekneye dönüyoruz. Yataklar hazırlanıyor. Sabah erken kalkıp Van kahvaltısı veren bir yere gideceğiz. Rüzgar durumu yine öğlene kadar çok olduğu için saat 11 gibi çıkmaya karar veriyoruz. Ben akşam üstü eski iş arkadaşım Songül'e Çanakkale'ye geldiğimizi ve yarın Gökçeada'ya gitmeyi planladığımızı haber vermiştim. Songül'ün nişanlısı Altan, adada fizik öğretmeni ve şansımıza onlar da yarın adaya gidiyorlar. Hatta ortak arkadaşımız Adalet de adaya yerleşen babası Hayrettin amcaları ziyaret için  İngiltere'den gelmiş. İkisini de görebileceğim. Bu arada kayın validemin kuzeni Kadriye teyzelerin de orada olma ihitmali var. Onun kızı Çiğdem de adada beden eğitimi öğretmeni. Belki de birbirlerini tanıyorlardır. Gidince göreceğiz.


Çanakkale, tarihi dokusuyla ve Çanakkale savaşının hatıralarıyla dolu bir kent. Belki dönüşte burada şehitliklerin tamamnı içeren günübirlik turlardan birisine katılırız. Ersin korsan, kişi başı yemek dahil 60 TL’ye bir tura katılmıştı. Güzel anılarla dönmüş ve zelloda bazı hikayeler anlatmıştı. İkimizin de ailemizde burada şehit olmuş büyüklerimiz var. Hatta Ecenin büyük büyük dayısı Teğmen İbrahim Naci burada şehit olmadan once savaşı anlatan bir günlük tutmuş. Bu  günlük 5 sene once tesadüfen büyük dayısı olan Sermet Dayının ölümüyle ortaya çıkmış. “Allahaısmarladık” isimli bir kitap olarak Yeditepe yayınevi tarafından basılmıştı.


Sabah ola hayrola diyerek 3. Günü kapatıyoruz. Saat bire doğru uykuya dalarken sahilden gelen insan seslerine, uzaklardan gelen canlı müzik nağmeleri karışıyor. Biz, şimdi de rüyalar alemine yelken açıyoruz.





Bağlantıları görebilmek için üye olmalısınız. Üye Ol veya Giriş Yap
*

    A. Ü.

Ynt: EKİM Teknesi seyir notları
« Yanıtla #14 : Ağustos 19, 2016, 15:37:34 »
Mücahit korsan Kaleminize sağlık.Bayramda aynı rotayı ben planlıyorum,Keskelerin varsa onuda yaz lütfen..