Konu baya bi eskimiş, ancak okumuşken ben de yaşadıklarımı paylaşmak istedim. Umarım bunca anektod içinde can sıkmaz...
Konu tekrar canlanmışken baştan sona tekrar okudum, sorun yaşayanlar ve yorum yapanlar... günümüzde herkes denizde, karada, havada birşeyler yaşamıştır bu konuda. Ben ne yasalardan ne de sigortacılığın inceliklerinden anlamam pek, ancak yaşadığım sınırlı sayıda olayda öğrendiğim şu ki, sizin için değerli olan bir şey ise sigorta yaptırmak gerekli. Tabiki bunu yaparken diğer arkadaşların dikkat çektiği gibi poliçeleri vs. iyi okuyup, aklınızdaki soruları sorup, tatmin olmazsanız poliçeye not olarak yazdırıp vs... yani diğer işlerimizdeki özeni gösterip yapmak gerekiyor. Fakat biz millet olarak pek okumayı sevmeyiz(ben dahil), ha bu işi çok detaylı inceliy, okuyup, araştırıp yapanlar da var (bazen onları da kıl diye kınarız...).
Neyse uzatmadan karada (yani araba kaskosu) yaşadığım bir olayı aktarmak isterim. Birkaç yıl önce Alsancak 1479 sokaktan limana doğru çıkarken (tehlikeli bir sokak arasıdır, bilirim ama...) ara sokaktan yüksek hızla bir araba benim kullandığım arabaya tam gaz çarptı.

Hemen indik, baktık herkes sağ, kan yok... ohhh dedik ve hasara bakmaya başladık. Bu arada diğer sürücü ingilizce konuşuyor, sory falan diyor... kızını okuldan alıp havaalanına yetişecekmiş falan, anlatıyor, tekrar sory falan... biz diyoruz adama sorun yok rahat ol, polis gelir bakar, kasko var, sende de var, herkes iyi, sorun yok... adam çok cana yakın ve sevimli aslında... Polisi beklerken arkadaşın Yunanya konsolosu olduğunu öğreniyoruz, bizim ofis çok yakın, o bizi Yunanyaya davet ediyor, biz de ofise uğra çay içeriz diyoruz falan... herşey güzel, sorun yok...
Neyse bu arada polis geliyor, aynı anda "CC" ibareli birkaç araba daha, Türkçeyi çok iyi konuşan ve Türk olduklarını tahmin ettiğim bir bayan ve bir bay olaya el koyuyorlar. Fakat bu arkadaşlar Avangelos bey kadar nazik değiller, fazla muhattab olmuyoruz bizde. Nasıl olsa polis geldi, alkol muayenesi istedim kendime, yaptılar, evrakları düzenlediler. Bizim işimiz bitti, gidebilirsiniz dediler. Bu arada olayın başından beri sigortacım ile telefon ile irtibattayım, hatta arabadan aşağı inmeden konuşmaya başladım ki yanlış birşey yapmayalım... Ayrılırken konsolos beye bye diyeyim dedim, ancak ne kelime... sonradan gelenler ne beni ne polisleri yaklaştırmıyorlar yanına.

Arabalardaki hasar durumu ilginç, karşı araç motora kadar girmiş sular akıyor falan, çalışması pek mümkün görünmüyor. Bizim arabada çamurluk biraz eğilmiş, birkaç çekiç ve boya ile adam olur...

görünürde başka birşey yok... Polisler yarın öğlen Yenişehirden alın raporu diyor, biniyoruz arabaya...

ancak 100m gidiyoruz, araba bi sola çekiyor bir sağa, ana yola çıkmış bulunuyoruz... ve orada kalıyoruz. Sigortacımı arıyorum, çekici geliyor, doğru servise...
Anlaşılıyorki, tam canttan ve öyle bir açı ile çarpmışki arkadaş, çarpmanın gücü aks aracılığı ile tüm alt takımı, yürüyen aksamı dağıtmış

Neyse kiralık araç geliyor, biz işimize gücümüze dönüyoruz.
Ancak asıl hikaye bundan sonra başlıyor...
Ertesi gün trafikte raporu bulamıyoruz. sonraki gün yine yok...

bize verilen numaradan arıyor memur arkadaş, o zaman sorunu anlıyoruz. Rapor yok...Bu arada her detayı anında sigortacım ile paylaşıyorum ve o beni yönlendiriyor.
Zaten her zaman bizim oralarda görev yapan trafik ekibini buluyoruz, onlar anlatıyor durumu. Arkadaş konsolos olduğu için diplomatik dokunulmazlığı var, sonradan gelen yardımcılarının marifeti ile polis ne alkol testi yapabiliyor ne de tutanağa imza alabiliyor. Tek taraflı trafik kazası olmayacağı için rapor çıkaramıyorlar. Tahmin edeceğiniz gibi rapor olmazsa kasko hasarı ödemem diyor... Birkaç avukat arkadaşa danışıyorum... diyorlar birşey yapamazsın... Abi adam şirin bi adamdı, hem ülke hem ofis olarak komşuyuz, hatta bizi memleketine davet etti, gidelim rica edelim, imzalasın, zaten herkesin kaskosu var

ama konsolasa yapılabilecek tek yaptırım istenmeyen insal ilan edilmesiymiş ve bunu sanırım sadece Cumhurbaşkanı yapabiliyormuş. Bunun haricinde hiçbir şeye imza attıramazmışız.
Velhasıl durum çıkmaza giriyor. Sigorta şirketine kızamıyorum, olayı benimle yaşamadığı için sadece evraklara göre karar verecek, kurallar belli... Ama sonuca bakınca yıllardır kaskoya para ödüyorum başıma gelen tek olayda ise hasar bana kalıyor...
Neyse yine çok uzattım, sonuca bağlıyayım. Sonuç eksper geliyor, hasarım ödeniyor, hasarsızlığım korunuyor... nasıl mı?
Olayı size yazdığım gibi (biraz daha resmi tabi) bütün detayları ile anlatan bir dilekçe yazıyorum. Olaya bakan polis ekibinin plakasından, görevli memurarın ismine kadar, alkol muayenemin vs. benim ile ilgili her işlemin tamam olduğunu güzelce anlatıyorum. Acentem aracılığı ile gönderiyorum. Acentemin sahibi de, "bizim şirketin yüzlerce tırı da kendi acentzmızdan kaskolu, onlara konsolos çarparsa ne olacak?"

sorusunu ekleyerek sigorta şirketine gönderiyor. Bunun sonucunda işler yoluna giriyor... Hatta arayıp "size çok gıcık olmayan bir eksper ayarlıyalım" bile diyorlar...
Şimdi bu olaydan kimler ne anlar bilmem. benim çıkardığım birkaç sonuç var.
1. Sigorta gerekli birşey. Bu anlattığım çok ekstrem bir olay, sanırım ne acentam ne de onun konuştuğu sigorta şirketi yetkilileri benzer bir olay yaşamamışlar. Zorlansak da mantıklı ve insancıl yollarla iş yine çözüme ulaştı. Bundan başka birçok olayda ise hiç sorun yaşamadan hasarım karşılandı.

(ofis soyuldu, ev soyuldu, birkaç trafik kazası daha...)
2. Sigorta şirketi kadar (belki daha çok) acentenizin gücü ve güvenilir olması, kısacası iyi olması önemli. Sonuçta sigorta işi de bir ticari faaliyet. Her aşamasında pazarlıklar ve anlaşmazlıklar gayet doğal. Burada ya siz güçlü olmalısınız ya da acentanızın güçlü olması önemli gibi... tabiki ilk olarak haklı olmak gerekiyor, ama biraz da çok yönli empati ile haklılık iddiası gerekli. Ben onların yerinde olsam, onlar benim yerimde olsa, hatta başkaları ne yapar, yapabilir (hem iyi yönde hem kötü amaçla...)
3. Sigortayı büyük riskler için düşünürüm hep, diğerlerini eşantiyon olarak verildiğini düşünürüm. Benim için önemli olan da büyük riski satmak zaten. Yani kelebek camı kırılır ise bunu ben yaptırırsam hayatım etkilenmez, ancak büyük bir kazada (umarım kimse yaşamaz) ve hatta yaralanma veya can kaybı var ise... bunu düşünmek bile istemem... kimse istemez... ancak bence sigorta bunun için şart. yoksa boyam çizilmiş, teyip çalınmış hikaye... ha derseniz ama biz bunu da satın aldık, hakkımız... haklısınız... ama ben bu ufak hasar vb. gibi kapsamları rekabetin zorunlu kıldığı satış bonusları olarak görüyorum. sigortadan algıladığım büyük risk gerçekleşir ise ne olacağı...
4. Aslında kendi şahsi sigorta bilançoma baktığımda, genelde verdiğim pirimler hasar ödemeleri ile amorte olmuş. Çok şükür ki asıl amaç olan maksimum riskler hiçbir zaman gerçekleşmediği halde. (

kulağına kurşun...). Suyu çıkarılmadığı sürece genel amacını ifa ediyor gibi... bu arada bir yerlerden de kazanıyorlardır, ama çok ama az... helal olsun benden yana.
Tamamen tüketici gözü ile, kendi yaşadıklarıma dayanarak yazdığım sadece beni bağlayan nacizane fikirlerimdir.
Ben de yazmıyorum yazmıyorum vakit bulunca da klavyem ishal oluyor sanki...
Bu kadar uzun olunca nasıl olsa kimse okumaz diye uzattıkça uzatıyorum

yanlışlıkla okuyan var ise onlardan da özür dilerim laf kalabalığı için.
Risk her zaman her yerde var, hayatın kendisi risk.
Tüm korsanlara risklerden uzak günler dilerim.